Paşaların ruh sağlığını kim bozdu?

Dünün en güzel başlığını Akşam Gazetesi atmıştı,

“Ülkücüler paşa kovaladı”

Süper başlık, Süper doğru başlık,

Gerçekten de Ülkücüler,  Bahçeli’nin askerlere yönelik hakaretlerine tepki olarak MHP Genel Merkezi önüne siyah çelenk bırakmak isteyen emekli paşaları kovaladılar,

Tekbir sesleriyle,

Oysa Türkiye’deki militaristlerin ve hatta ulusalcıların seçim öncesi güvendiği dağdı MHP,

Hepsi yakın veya uzak çevrelerini MHP’ye yönlendiriyor, MHP milliyetçiliğini, AKP islamcılığına karşı koz olarak görüyordu,

Fena halde yanıldılar,

Karlar altında kaldılar,

Devlet Bahçeli ise son derece rahat,

Kendilerini suçlayanları suçluyorlar, hepsini “Ruh sağlığı bozuklar” olarak nitelendiriyor,

Kimbilir belki de ilk defa olarak haklı,

Hepsinin ruh sağlığı bozuk,

Ama acaba bu ruh sağlığını bozan kim?

 

 


Sarhoş kumarbazın hikayesi

Alakasız bir hikaye anlatacağım,

Kimse alınmasın,

Her türlü benzerlik sadece rastlantıdan ibarettir:

Herkesin bildiği ünlü bir Türk vatandaşı, tatil için gittiği bir kumar merkezinde sabahın ilk ışıklarına kadar kumar oynamış,

Epey bir para kaybetmiş,

Bu arada epey de bir kafayı çekmiş,

Kendi tabiriyle zurna gibi olmuş, 

Kumar masasında yanına uzun boylu, sarışın, alımlı bir kadın yanaşmış,

Bizimki masadan kalkıncaya kadar kadın yanından ayrılmamış,

Oyun bitince masadan fişlerini toplamış, hesabı kapatmış,  zorlukla yürüyen vatandaşımızın koluna girip onu odasına kadar çıkarmış,

Bizimki sarhoşluğunda etkisiyle çok etkilenmiş,

Sarışın uzun boylu kadın geceyi  bizimkinin odasında geçirmiş,

Gece ne olduğunu hatırlayan yok, 

Sarhoş kumarbaz sabah uyanıp ayık kafayla bakınca bir de farketmiş ki, gece kadın diye odasına çıkardığı sarışın aslında bir travesti,

Bizim kumarbaz bunu görünce tam anlamıyla şok geçirmiş,

Yıkılmış,

Ruh sağlığı bozulmuş,

Uzunca bir süre psikiyatrları dolaşmış,

Benim çok sonra duyduğum bu olayın üzerinden seneler geçmiş,

Ama kumarbaz sarhoşumuzun ruh sağlığı hala tam olarak düzelmemiş,  

 

 


Hipermetroplar ülkesi

22 Temmuz seçimleri öncesi hükümet şakşakçılığı yapanlar, bugün bizim 9 ay önce söylediğimiz noktaya geldiler,

Geçmi kaldılar bilmiyorum,

Ne kadar samimiler bilmiyorum ama yine de kendilerine “Hoşgeldiniz” diyorum,

“Çoğunluk diktatoryası” tanımını ilk olarak geçen Nisan ayında kullandım,

“Demokrasi seçimle işbaşına gelenin canının çektiğini yapabileceği anlamına gelmez” diye söyledim,

“Demokrasi çoğunluğun isteklerinin yerine gelmesi değil azınlığın haklarının korunması rejimidir” dedim,

“Seçim demokrasi demek değildir, Seçimle işbaşına gelen diktatörler var, Hitler de seçimle işbaşına gelmişti” diye seçimlerden önce konuk olduğum Habertürk ekranında bağırdım,

Ben ve bir kaç kişi daha bunları söylerken, bugün iktidar karşıtı kisveye bürünenler “Aman istikrar canım istikrar, Her şey çok güzel olacak” sloganları atıyorlardı,

O günlerde bizim söylediklerimize dudak bükenler bugün aynı benzetmeleri, aynı cümleleri kuruyorlar,

Üstelik bunlar sıradan insanlar değil,

Kimileri uzak görüşlülükleri sayesinde zengin olmuş işadamları, kimileri Türkiye’ye yön veren kurumların başında oturan, sosyolojik konularda uzmanlaşmış “Abilerimiz”

Yani bugünü dünden görme konusunda benden çok daha fazla şansa sahip olan isimler,

Merak ediyorum o gün akılları neredeydi?

Gerçekten göremediler mi, yoksa o gün görmek işlerine mi gelmiyordu!

 

 


Bir şiir

Bukowski’nin Parantez Yayınları’ndan çıkan şiir kitabını aldım,

Bukowski’nin kitaplarını severim ama şiire pek de baygın değilimdir,

Ama kitabın adı çok hoşuma gitti: “En iyi adamlar yalnızken güçlüdür”

Çok doğru bir yaklaşım olduğunu düşündüm, 

Kitabı aldım, okudum,

Hep başta bakarım ama bu kez nedense kitap bittikten sonra arkasına bakmak aklıma geldi,

Bukowski, en güzelini arka kapağa basmıştı

Öyle hoşuma gitti ki, sizinle paylaşmak istedim:

“Seçimini

zekice

yapmak

yarılamaktır

zafere giden yolu;

diğer yarısı

kayıtsızlıkla fethedilir,

bir yanda

istediğin

her şeyi

söyleyebilirsin;

öte yanda mecbur

değilsin,

ben

bir şekilde

ikisini de

yapmayı becerdim,

bu yüzden

benimle

bir sorununuz varsa

size

aittir”

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Kendiyle barışmayanın başkasıyla barışmasının mümkün olmadığını anladığımız zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları