Muazzez İlmiye Çığ da mı AKP’li

Muazzez İlmiye Çığ ile Hayrettin Karaca’nın Cumartesi ilavemizde çıkan röportajında ilginç bir cümle vardı,

90’ına merdiven dayamış, hatta aşmış iki insan, artık sadece Türkiye’yi düşünüyor, Türkiye için uğraşıyorken, bir de plan yapmışlardı,

Baykal’ı öldürme planı,

Hayrettin Karaca şöyle diyordu röportajda:

“Türkiye’nin önünü tıkayan bir adam vardır, Deniz Baykal, O orada kaldığı sürece Türkiye’nin ilerleme ihtimali yok, Geriye gitmeye mahkumuz, Biz Muazzez’le kararımızı verdik, bir imkan bulursak onu öldüreceğiz, Bizi müebbede mahkum edecekler, ona da razıyız, Yeter ki, o gitsin”

Bunları ben yazsaydım, kendini CHP’li zanneden bir grup şabalak Baykalist mail zincirleri yapar, beni protesto eder, gazetemi almamaya çağırır, beni de AKP yalakası ilan ederlerdi,

Peki bunları söyleyen Muazzez İlmiye Çığ ve Hayrettin Karaca olunca ne diyecesiniz,

Onlar da mı AKP’ye yaranma çabası içindeler, yoksa Türkiye’yi mi düşünüyorlar,

Hepimiz biliyoruz, Recep Tayyip Erdoğan şanslı adam,

En büyük şansı da Baykal,

İşte dün,

Baykal kürsüden “Saçmalıyor”

“Türkiye’yi bunlardan kurtarmak için halktan başka çare kalmamıştır” diyor,

Başka ne çare olacaktı Deniz Bey, askeri mi ima ediyorsunuz,

İyi mi olurdu asker gelse,

Her asker gelişi, bunlar dediklerinizi yukarı çakarmadı mı?

Ya diğer “Saçmalaması”

“Yüzde 52 alamazlarsa başarı değildir” diyor iktidar için,

Size ne “Onların” kaç aldığından, Siz kaç alırsanız veya kaç alamazsanız kendinizi başarılı veya başarısız hissedeceksiniz onu söyleyin de bilelim,

Hadi söyleyin Deniz Bey,

Başarı ölçünüz ne?

 

 


Eleştiriden  azade olunamaz

Eski Başbakanlık  Basın Müşaviri Ahmet Tezcan, Vatan Gazetesine verdiği mülakatta Başbakan’ın aleyhlerinde yapılan haberlere , yalan olmadığı müddetçe kızmadığını söylüyor ve benim de içinde bulunduğum bir örnek veriyor,

Tezcan’ın verdiği örneği gayet iyi hatırlıyorum,

AKP ‘nin Kadın kollarında çalışan üst düzey bir isimle ilgili bir haber yazmıştım,

Kısa bir süre sonra haberde adı geçen kişi görevden alınmış, hatta partiden uzaklaştırılmıştı,

Bir kaç hafta sonra bir yemekte Başbakan Erdoğan’la karşılaştık,

Yanıma geldi, yazıyı okduğunu, yazının içeriğinin tamamen doğru olduğunu  araştırma sonucunda tespit ettirdiği ve gerekeni yaptığını söyledi, Sonra da “Bu tür uyarılara çok ihtiyacımız var, Çevremizde olan biten herşeye vakıf olamıyoruz ama siz uyarınca hemen inceliyoruz, Bir kez daha teşekkür ederim” demişti,

Yıl 2004’tü,

Tezcan’ın söyledikleri doğru ama acaba Başbakan Erdoğan bugün hala aynı hassasiyetleri koruyor mu? Bunu en somut şekilde Deniz Feneri Davası görülürken tespit edeceğz,

Ancak bundan çok daha önemli olan son dönemlerde tutturulan bir söylem,

“Ama o Başbakan söylemi” 

Demokrasilerde böyle söylemler geçerli değildir,

Başbakanlar da, herkes kadar, hatta herkesten daha fazla eleştiriye açıktır,  Açık olmalıdır,

Söylenenler de, yazılanlar da bir suç, bir hakaret veya bir yalan varsa yargı yolu açıktır,

TCK, Cumhurbaşkanı’nı, hükümeti zaten belirli bir koruma altına almıştır,

Hiç bir makamın “Ama o “ diye başlayan bir özel konumu yoktur,

Demokrasilerde makamlar eleştiriden azade değildir,

Samimi, gerçek ve çıkar amacı olmayan her eleştirinin baş üzerinde yeri olmalıdır,

Bir zamanlar olduğu gibi,

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Başarısızlığın hesabı verildiği zaman

Erişilebilirlik Araçları