İç Hizmet Kanunu madde 35’i değiştirsenize

GAZETECİLİK açısından "garip" dönemler,

Ortada belgeler, bilgiler uçuşuyor, servis ediliyor,

Suçlamalar yöneltiliyor, ağır mı ağır,

Dikkatli olmak gerek,

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu süzmek zor,

Bilgiler ve belgeler ne kadar gerçek, tahlil etmek daha zor,

Silahlı Kuvvetler’e yönelik ağır ithamlar var,

Hilmi Özkök hariç son dönemlerin tüm genelkurmay başkanları hedefte, Hepsi cuntacı, hepsi darbe heveslisi, hepsi demokrasi karşıtı gibi bir hava estirilmek isteniyor,

Bilmiyoruz, Belki de öyleler,

Kendi adıma zannetmiyorum, Ne bir darbe oldu, ne de en basitinden bir darbe girişimi, Demek ki, genelkurmay başkanları altlarında kaynayan kazana karşı direnmişler, ülkeyi maceraya sürüklememişler,

Son günlerde ortaya dökülen ve orduyu darbecilikle suçlayan belge ve bilgilerin hepsini okuyorum,

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin durumunun zor olduğunu görüyorum,

Çünkü arada kalmış vaziyetteler,

TSK’nın İç Hizmet Kanunu var, Bu kanunun 35, maddesi, TSK’ya bir görev veriyor: "Silahlı Kuvvetler’in vazifesi, Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır,"

İç Hizmet Kanunu’nun uygulanması amaçlı hazırlanan İç Hizmet Yönetmeliği’nin 35’inci maddesinde ise, "Vazifesi Türk yurdu ve cumhuriyetini içe ve dışa karşı, lüzumunda silahla korumak olan,,," diye yazıyor,

Bence askerin sıkıştığı yer işte burası,

Kendisine kanunla verilmiş bu görevi "gerektiğinde" yerine getirebilmek için olayları takip etmek, raporlaştırmak zorunda,

Ama bunu takip edip rapor haline getirince, bu kez "siyasete karışmış" oluyor, Fiili bir müdahale olmasa da "siyasete müdahil olma" görüntüsü ortaya çıkıyor,

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve komutanlarını "darbe heveslisi" yaftasından kurtarmanın yolu, İç Hizmet Kanunu’nun 35, maddesini ve ona bağlı yönetmelikleri değiştirmekten geçiyor,

Bu yapılırsa, işte o zaman şimdi ortaya çıkan raporlar ve benzerleri "yasal dayanaktan" mahrum kalır, görev tanımının dışına çıkar,

Eğer gerçek "demokrat" bir hükümet varsa, İç Hizmet Kanunu madde 35’i değiştirir,

O zaman bu gibi raporlar gerçekten yasadışı çalışmalar haline gelir,

Biz de ne halimiz varsa görürüz,

İyi ya da kötü,

 

 


İlker Başbuğ’un hatası

DÜNYADA doğruyu söylemekten daha kolay ve daha az sıkıntı yaratan hiçbir şey yoktur,

Doğruyu söylediğiniz zaman belki o an bir sıkıntı çekersiniz, ama uzun dönemde rahat edersiniz,

Birkaç ay önce Albay Dursun Çiçek imzalı bir çalışmayla ilgili bilgiler basına sızdı,

Belge bir fotokopiydi ve aslı ortada yoktu,

Bu belgenin varlığıyla ilgili iddialar ilk ortaya atıldığında, bizim yazı işlerinde bir oylama yapmıştık,

Yazı işlerindeki 11 kişinin 11’i de böyle bir belgenin var olduğuna inanıyordu, Ben de o günlerde "İftiranın yakışanından kork" diye yazmıştım,

Ardından Genelkurmay Başkanı Başbuğ çıkarak, "Böyle bir belge yok, Ortada dolaşan bir kâğıt parçası" dedi,

Şimdi belgenin aslının bulunduğu ve imzanın Dursun Çiçek’e ait çıktığı iddiaları var,

Ortada kesin bir yargı kararı olmadığı için ben kesin bir şey söyleyemiyorum,

Ancak belgenin orijinalliği yargı kararıyla kanıtlanırsa ortaya kötü bir görüntü çıkacak,

Oysa Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, o gün "Böyle bir belge yok" diyeceğine "Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye’ye tehdit oluşturabilecek her türlü faaliyeti izlemekle görevlidir, Bu bize yasaların verdiği bir görevdir" deseydi o gün başı biraz daha fazla ağrırdı belki ama bugün "doğruları izleyen" veya "alt kademesinde olan bitenden haberi olmayan" bir komutan görüntüsü vermiyor olurdu,

 

 


İngiliz alfabesi de değişmeli

KÜRT alfabesinde yer aldığı iddia edilen harflerle ilk nüfus kâğıdı verilmiş,

Dün gördüm,

Demokrasimiz biraz daha yüceldi, biraz daha çağ atladı,

Zaten böyle demokrat olunur,

Şimdi bir ricam var,

Avrupa’da 5 milyon civarında Türk var,

Onlar da Alman, Fransız, İngiliz ve hatta Amerikan alfabelerini değiştirtsinler,

Madem AB standartları bunu gerektiriyor, demokrasi ve özgürlük bu demek,

Şimdi sıra onlarda,

İngiliz alfabesine ğ, ü, i, ö gibi harfler alınsın,

Oralarda yaşayan binlerce Türk vatandaşının demokratik hakları adına bu gereklidir ve şarttır,

 

 


Yapma Eren

EREN Talu benim "sevgili dostlarımdan" biridir, Mektep sıralarından başlar arkadaşlığımız,

Ailesi, kendi ailem kadar yakındır bana,

Kardeşi, kuzenleri hepsi,

Türkiye’nin en güzel ailelerinden biridir Talu Ailesi,

Her biri bir pırlantadır,

Eren, Türkiye’nin en iyi mimarıyken ve belki de dünya çapında mimarıyken birdenbire müteahhit olmaya kalkışınca başına olmadık iş geldi,

Olabilir, hayat bu, Geçer, düzelir,

Ama daha kötüsünü Eren kendi kendine etti,

O da olabilir, İnsanız,

Sonrasında yaşananlar olmaz,

Evlilikler bitebilir, Şu veya bu nedenle,

O saatten sonra kimin suçlu olduğu aranmaz,

Evlilikte böyle bir şey olmaz, Bittiyse ve bu bir suçsa herkes suçludur,

O dakikadan sonra yakışanı yapmaktır doğru olan,

Erkek adam ceketini alır çıkar, Ne olmuşsa olmuştur, ama erkek adam çocuklarının annesi hakkında konuşmaz,

Çünkü eğer ortada çocuklar varsa, evlilik bitse de ilişki bitmez,

Ve hiç kimseye karşı yoksa da çocuklarımıza karşı sorumluluğumuz vardır,

O yüzden benim 40 yıllık dostum Eren’e yakışan "susmaktır",

Ceketini alıp çıkmaktır,

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
At it, it at izi bırakmadığı zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları