Arkadaşlar sizi istemiyor amiralim

BİLİYORSUNUZ, Türkiye ilginç bir hukuk anlayışına sahip,

Bu ülkede darbe planlamak suç değil,

Ama darbe planlayanlarla telefonda konuşmak, sohbet etmek suç,

Darbe planlarsanız darbeci olmuyorsunuz ama darbe planlayanları tanıyorsanız darbeci oluyorsunuz,

"Saçmalama Fatih" diyorsunuz değil mi?

Ortada bir saçmalık varsa sorumlusu ya da "yayanı" ben değilim,

Darbe planlayıp bunları günlüğe yazarak Ergenekon soruşturmasını başlatan generaller sorgulanıp serbest bırakılıyor ama bunlarla ilişkide olduğu için gazeteciler, bilim adamları içeri tıkılıyorsa benim yazdığım, durum tespitidir,

Saçmalık değil,

Bu arada pazar pazar size bir bilgi aktarayım,

Emekli generaller, özellikle de üst düzey komutanlar, emekli olduktan sonra zaman zaman toplanır sohbet ederlermiş,

Encümeni Daniş dışındaki bu toplantılar genelde ayda bir yapılırmış ve hayattaki kuvvet komutanlarının bu sohbetlere katılması âdettenmiş,

Bir davet yapılmazmış ama isteyen komutanlara açıkmış bir toplantılar,

Ancak ilk kez bir isme yasak uygulanmaya başlanmış,

12 Eylül dönemi başbakanı, emekli Oramiral Bülend Ulusu, geçen hafta emekli Oramiral Özden Örnek’i aramış ve "Amiralim, Arkadaşlar bizim rutin toplantılara katılmanızdan rahatsız oluyorlar, Siz orada olunca rahat edemiyor, rahat konuşamıyorlar, Bu yüzden bu mesajı iletme görevi bana düştü, Lütfen bundan böyle toplantılarımıza katılmayın" demiş,

Düşündüm de, Ergenekon soruşturması nedeniyle tutuklanmak mı bir askere daha ağır gelir, yoksa böyle bir telefon mu?

 

 


En iyi

REKLAMCILAR Derneği ve Reklam Vakfı hem reklam, hem de medya sektörü için bir yarışma düzenledi: "İletişimin Zirvesindekiler Ödülleri,"

Ciddi bir iş olsun diye özen göstermişler,

Tabii her Türk işi yarımada olduğu gibi biraz da "sulandırmak" için "kafadan" onur ödülleri de koymuşlar ama pek çoklarına oranla tutarlı, düzgün bir iş yapmaya çalışmışlar,

İlginçtir, yarışma jürisi Ernst & Young tarafından denetlenmiş,

Komiğime gitti, Tirajlarını denetlettirmeyen gazetelere verilen ödül denetime tabi,

Ödül, gazetelerin satış rakamlarından daha güvenilir anlayacağınız,

Gazeteniz HABERTÜRK de iki dalda bu ödüle aday gösterildi,

"En iyi gazete" ve "En iyi çıkış yapan gazete",

Ben ödül töreninde gırgır geçip "Bizden başka yeni çıkan yoktu, ondan aldık" dedim ama Yiğit Şardan düzeltti, "Yeni çıkan demek değil, iyi bir trend yakalayan, yenilik yapan eski bir gazete de alabilirdi" diye,

HABERTÜRK "En iyi gazete" dalında da Hürriyet’le çekişmiş, En iyi gazetede Hürriyet’in kıl payı arkasında ikinci olmuşuz ama "En iyi çıkış yapan" ödülünü kapmışız,

Anladığım kadarıyla Hürriyet ödülü, bugünkü durumu için değil "geçmişine saygı", "60 yılın gazetesi" olması nedeniyle "İlk ödülü Hürriyet’e vermek doğru olur" gerekçesiyle almış,

Bence de mahzuru yok, Hürriyet önemli gazetedir, Keşke öyle kalabilseydi diye düşünürüm hep,

Biz kendi adımıza "En iyi çıkış yapan gazete" olmaktan memnunuz,

Çünkü "En iyi gazete" olmak için önce bunu başarmak gerekiyordu,

Bu arada törende, Türk medyasında tekel olmak isterken kendini iktidara teslim eder hale gelen Aydın Doğan’a da bir moral ödülü verdiler, O ve Ertuğrul Özkök konuşmalarında "bağımsız medya"dan söz ettiler,

Ben de kendi konuşmamda bu ikiliye küçük bir ders verdim,

Aldılar mı bilmiyorum ama "Bağımsız bir medya olabilmesi için birden fazla bağımsız medya olması gerektiğini umarım bu salondaki herkes anlamıştır" dedim,

Ne dersiniz, anlamışlar mıdır?

Yoksa yarın iktidarla uzlaşabilseler, yine kaldıkları yerden devam ederler mi?

 

 


Babalar

BİR okur yollamış hikâyeyi, Fıkra gibi ama gerçek de olabilir, Babaları bilirim, Mümkündür,

"Anne dışarıda alışverişteydi, İki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak oluyordu,

Aslında bu pek de zor bir şey değildi, Ufaklık halının üzerinde ‘çay seti’ oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu,

Derken anne eve geldi, Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi, Bebeğin bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu,

Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti,

Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:

Uzanabildiği tek su kaynağının klozetin içindeki su olduğunu biliyorsun, değil mi?"

Sonuç 1: Anneler, evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir,

Sonuç 2: Babalar evlatlarına dair birçok şeyi bilmez ama onları çok sever,

 

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Zordaki medya gruplarının üzerinde hep aynı akbabaları görmediğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları