Her şey yalanmış Ermenilerinki hariç

SALI akşamı anladım ki, Ermenilerle olan sorun çözülmez,

Üstelik de neredeyse hemfikir olduğumuz halde çözülmez,

Teke Tek’te ABD Senatosu’ndaki Soykırım Yasası’nı ele aldık,

İki konuğum vardı,

Biri Sevan Nişanyan, diğeri Prof, Yusuf Halaçoğlu,

Tarih söz konusu olunca Sevan Nişanyan, hepimizin altına imza atacağı şeyler söylüyor,

"Buna bir soykırım denemez, Ama büyük bir trajedidir," "Karşılıklı olarak çok kötü şeyler yapılmıştır," "Tarihe bakarsak hangi ulusun sicili temiz ki," "Ermenilerin de çok yanlışları oldu elbette ama" "Buna ABD Senatosu karar veremez" gibi,

Hepimizin, Prof, Halaçoğlu’nun da itiraz etmeyeceği cümleler, Ama iş belgelerden konuşmaya gelince Nişanyan birdenbire başka bir adam oluveriyor,

Halaçoğlu bir belge çıkartıyor, Nişanyan daha belgeyi görmeden "Yalan" diyor,

Bir başka belge, O da "Yalan",

Ama belgeyi okumuyor bile,

Sonra Yusuf Halaçoğlu, Ermenilerin Rus ve Fransız ordularıyla yaptığı işbirliğini anlatan biri Rus diğeri Fransız iki belge çıkarıyor,

Nişanyan, "Öyle yazmıyor, Yalan söylüyorsunuz" diyor,

Ben alıp bakıyorum, okuyorum,

Belgede Halaçoğlu’nun söyledikleri yazıyor, Nişanyan’a "Bakın yazıyor" diyorum,

Belgenin baş tarafını atlıyor, ortasından okuyup "Hayır yazmıyor" diyor,

Belgenin baş tarafını gösterip, "Burayı da okuyun lütfen" diyorum, Okuyor,

"Fransız kendini övmek için yazmış, Abartmış, Yalan söylemiş" diyor,

Aynı durum Ruslar için de geçerli oluyor bir anda,

Nişanyan’a göre herkes yalancı, her belge yalan,

Aslında makul konuşuyor ama bir yer geliyor, ipi koparıyor,

Ve bir yerde söyledikleri çok önemli Nişanyan’ın,

O günleri anlatırken, "ABD’nin dış politikası ve çıkarları o gün Ermenilerin soykırıma uğradığını ispatlamaktan geçiyordu, Başkan Wilson o yüzden bu soykırım meselesini kullandı" dedi Nişanyan,

Anlaşılan o ki, ABD 95 yıl sonra aynı politikaya döndü,

Çünkü Nişanyan pek çoklarının aksine şunu da söyledi: "Senatodaki tasarı o günü yargılamak için değil, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni ve tutumunu yargılamak için,"

Bence de öyle,

 

 


Şehitler, savaşlar bitsin diye verilir

KEMAL Kılıçdaroğlu bir "af" dedi, kendi partisi dahil herkesten dayak yedi,

Baktı ki yalnız kaldı, o da geri adım attı,

Oysa biliyoruz ki, AKP’nin gündeminde de bir "af" var, CHP’nin de,

Hatta bizzat Deniz Baykal bile "Gerekirse affı da konuşuruz" demişti bir süre önce,

Elbette ki konuşulmalı,

Ama önce koşulları oluşmalı,

Bunun da tek bir koşulu var:

"Terörün sona ermesi,"

Eğer bir "açılım" varsa, eğer "yakalanmamış teröriste" af getiriliyorsa, terörün sona ermesi ve kalıcı olduğunun kesinleşmesiyle beraber elbette af konuşulabilir,

Konuşulmalıdır da,

İngiltere gibi "af" kelimesini hukuk literatüründe tanımayan, bizim zırt pırt çıkardığımız "aflardan" bir tekini bile şimdiye kadar çıkarmamış bir ülke bile "terör bittikten sonra" bir "siyasi affı" yapabiliyor ve uygulayabiliyorsa Türkiye de bunu yapabilmelidir,

Elbette bunu kabullenmek kolay değildir,

Elbette canlar yanmıştır, elbette kanlar akmıştır, elbette şehitlerimiz vardır,

Ama bunların hiçbiri günü geldiğinde bir affa engel değildir,

O acılar, o kanlar, o şehitler çok büyük görev yapmıştır, "Vatanın bölünmesini engellemiştir" ama verilen şehitler, verilecek şehitlerin nedeni olamaz,

Olmamalıdır,

Şehitler, savaşlar sonsuza kadar sürsün diye değil, savaşlar bir an önce bitsin diye verilir, Acıdır ama öyledir,

Eğer öyle olmasaydı, dünyanın ilk savaşı hâlâ sürüyor olurdu,

 
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yapmayacağımız şeyleri, yaptık veya yaparız demediğimiz zaman

Erişilebilirlik Araçları