Golf kulübüne yemeğe gitmek

UZUN süre Türkiye’de kalan sonra da sık sık gelip giden bir diplomat dostum aradı dün, Yazımı okumuş,

Özellikle de "Türkiye, Batı dünyasından uzaklaşıyor, Bu yüzden de Türkiye’ye soykırımcı demek kolaylaşıyor onlar için" dediğim cümleme takılmış,

"Bir şey bilerek mi yaptın, yoksa öyle hissettiğin için mi bilmiyorum ama çok doğru" dedi,

Ve tespitlerini sıraladı:

"Avrupa, Türkiye’yi kendinden bir parça olarak görmeye hazırlanıyordu, Siyaseten değil, toplumsal olarak da, Evet halkta bir Türkiye karşıtlığı vardı ama oranı giderek düşüyordu, Özünde birbirine bile karşı olan halkların bir bölümünün Türkiye’ye karşı olması normaldi ama karşı olanlar bile size alışmaya çalışıyordu, Son yıllarda Türkiye bunu kaybetti, Artık Avrupa’ya yaklaşmaya çalışan bir ülke olmadığınızı göstermeye başladınız, Onlar da size yüz çevirdi, İsveç önemli bir örnektir, Avrupa’da ‘Türkiye’ye en yakın hükümet neresidir’ diye sorsan yanıt İsveç olur ama halklar artık uzaklaşıyor ve hükümetler bunu engelleyemez,"

Anlattıklarından anladığım, Türkiye ile ilgili izlenim şu: Avrupa ile de yakın ilişkileri olan bir Ortadoğu ülkesi, Ama asla bir Avrupalı değil, Avrupalılar kulübüne girip çıkabilen ama o kulübün üyesi olmaya niyeti olmayan bir ülke, Benzetme yerindeyse golf kulübüne yemeğe giden futbol kulübü üyesi,

Bunda suçlu Avrupalılar mı, yoksa biz miyiz siz karar verin,

 


İşte Hamidiye Alayları

DÜN Gulan Avcı’nın, kendi dedelerine "Soykırımcı" dediğini yazdım,

"Doğru" diyenler çoğunlukta ama bozulanlar da olmuş,

O zaman alın size belgesi,

İşte Hamidiye Alayları’nın bir fotoğrafı,

Önlerindekiler ise Türk köylerine baskın düzenleyen Ermeni Komitacılar,

 

 

 

 

 


Bu gündemden sıkılınca

TÜRKİYE’nin karanlık, puslu, acı veren bir gündemi var,

Bazen o kadar sıkılıyorum ki, inanamazsınız,

Artık ipin ucunu da kaçırdım,

İsimler, olaylar, davalar birbirine girdi kafamda,

Mesela, onlarca Levent ismi var, Hangisi hangi davada emin olun bilmiyorum artık,

Levent Pektaş, Levent Göktaş, Levent, Levent, Levent,

Hangi dava Ergenekon, hangisi Balyoz, hangisi Amiral’e suikast, hangisi Arınç’a yönelikten şüpheli bilemiyorum,

Aslına bakarsanız bilmek de istemiyorum,

Bu paranoyanın bir parçası olmaktan sıkıldım,

Dört ay önce "Şaka" diye bir yazı yazıyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri, silah bulundurmaktan gözaltına alınacak diye, Şaka birkaç ay içinde gerçek oluyor,

Ben sıkılmamayım da kim sıkılsın,

Gündemden uzaklaşmak için ne yapıyorum biliyor musunuz?

Dergi okuyorum,

Bazı dergilerin gündemden uzak hali beni de uzaklaştırıyor,

Favorim Robb Report, Türkiye edisyonu biraz zayıf ama Amerikan’ı şahane,

Ama itiraf etmeliyim ki, en sevdiklerim moda dergileri,

Marie Claire, Harper’s Bazaar, Elle ve tabii yeni gelen Vogue,

Hani şu Hüseyin Çağlayan’ın hiçbir dilde olmayan telaffuzuyla "Vög",

Onlara baktıkça tıpkı otomobil dizaynı gibi, modanın da çağdaş sanatların en etkileyicilerinden biri olduğunu görüyorum hep,

Mesela Marc Jacobs’ın bu sezon için hazırladığı şifon tulumlu elbise favorim mesela,

Ya Fendi’nin ve Etro’nun yüksek topuklu sandalları,

Elle Macpherson’ın kolundaki pembe çanta,

Bu yılın yükselen markalarına bakıyorum, Chloe bayağı bir atakta, Birkaç yıldır çantaları modaydı, şimdi elbiseleri de çok hoş olmuş,

Erkek modasında ise heyecan verici pek bir şey yok doğrusu,

Her şey bildik, Her şey sıradan,

Allah tarafından Tom Ford, Gucci’yi bırakıp erkek modasına geçti de az da olsa farklı bir şeyler yapıyor, Ama o bile erkek deyince sürüden fazla ayrılamıyor,

Sıradan olmayanlarda ise müthiş bir gay esinti,

Giymek mümkün değil,

Paul Smith biraz bunun dışına çıkmaya çalışıyor, Ama o bile zorlanıyor,

Kadınların önde olduğu, kadınlara daha fazla özen gösterildiği tek yer galiba moda,

Orada bize fark atıyorlar, İmkânların kadınlar lehine daha fazla olduğu tek dünya galiba orası,

Bunlara bakarken bir şey daha görüyorum tabii, mesleki deformasyon gereği,

Bizim tekstilciler 5 dolara gömlek satmak için savaşırken, 3000 dolarlık elbiseler moda sayfalarını süslüyor,

Ve onca dergide, ilanlar dışında tek bir Türk markası yok uluslararası piyasada satılan,

Ve bizim markalara bakıyorum, Hepsi taklit,

Her biri başkalarının yaptığını "uyarlamış" kendine,

Bu kadar mı zor yaratıcı olmak, bu kadar mı büyük maliyet,

Galiba sorun biraz da bende,

Burada bile kendime sıkıntı yaratacak bir şey buluyorum,

Modada bile,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Sabrı test edince sonuçlarına da katlanmayı göze aldığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları