Tüm Ermenilere vatandaşlık versek

BAŞBAKAN’ın "100 bin Ermeni’yi geri yollarız" sözü, talihsiz beyanlarından biri olarak tarihteki yerini aldı,

Bu beyan birkaç açıdan talihsiz,

Birincisi, bir ülkede yasadışı olarak yaşayan göçmenlere, en üst düzeyde göz yumulduğunu açıklamak, bir hukuk devletinde söylenebilecek sözlerden değil,

Bu bir fiili durum olabilir ama bunu yetkili ağızlar koz olarak kullanmazlar,

Dahası, bu sözü tam olarak algılayamayan pek çok kişi, Türk vatandaşı Ermenilerin Türkiye’den yollanacağı şeklinde bir algı içine girdi ki, bu İttihat ve Terakki dönemini hatırlatıyor,

Ve beteri, siyasetle uzaktan yakından ilişkisi olmayan zavallı insanlar üzerinden uluslararası siyaset yapmak, Türkiye gibi bir ülkenin, Erdoğan gibi bu kesimleri yakından tanıyan bir Başbakan’ın yapacağı iş değil,

Başbakan Erdoğan eğer Ermenistan yönetimine ve Ermenistan yönetimini yöneten diasporaya bir mesaj vermek, onların çekineceği bir şey söylemek istiyorsa yapması gereken, "Türkiye’de yasadışı olarak bulunan Emenileri ülkelerine geri yollarız" demek olmamalı,

Bence Türkiye’nin burada çok daha etkili bir silahı olabilirdi,

Ermenistan yönetimini ve diasporayı dize getirmenin yolu "Ermenileri" yollamak değildir,

Tam aksine, bu onların aradığı, istediği bir şeydir,

Başbakan Erdoğan’ın verebileceği en etkili mesaj tam tersidir,

Erdoğan çıkıp, "Bizim Ermenilerle hiçbir sorunumuz yok" ve "Ermenistan’da yaşayan tüm Ermenilere sesleniyorum, Türkiye de onların vatanıdır, İsteyen tüm Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşına Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vermeye hazırız, İstiyorlarsa burası onların da ülkesidir" dese, bakın bakalım Ermenistan’da kaç kişi kalır, kaçı gelip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçer,

Diasporayı da, Ermenistan yönetimini de korkutacak olan budur,

"Geri yollarız" tehdidi değil,

Bugün bir ülke, "Vatandaşlarınızı geri yollarız" dese, biz bunu tehdit olarak görür müyüz?


Tuncay Özkan’ın mektubu

BİRKAÇ gün önce yazdığım yazıyla ilgili olarak Tuncay Özkan o gün bir mektup yolladı,

Elden,

Yayınlamak bugüne kaldı,

Özkan’ın mektubu şöyle:

“Sevgili Fatih,

E,B,’nin yalanları üzerine, doğru olan açıklamalarını okudum,

Seninle bu konuyu daha önce konuştuğumuzu hatırlatma ihtiyacı duydum,

Tekrarlarım ki, Fikri Sağlar bana o kasedi vermedi, Sadece dinletti, Bana aynı gece Başbakan ile olan randevumda kasedi Başbakan’a anlatabileceğimi iletti,

Aynı gece konuştum, ertesi gün CHP, Fikri Sağlar’ın basın toplantısında konuyu açıkladı,

,,,

Özetle, ben o kasede hiçbir zaman sahip olmadım,

Kanal D Ankara Bürosu’nda montaj olup olmadığına ses mikserinde baktık Fikri

Sağlar’la o kadar, Sağlar basın toplantısı yapacağı için bandın yayınına izin vermedi,

Mesut Yılmaz, sen, ben ve 20 gazetecinin katıldığı toplantıda Korkmaz Yiğit- Alaattin Çakıcı konuşmasını ilk benden duyduğunu söyleyince, sen beni eleştirdin, Tartışmamız oradan çıktı, Ben sana o zaman da bunu açıklamıştım, Olay tekraren anlattığım gibidir,

B, hakkında dava açıyorum, Yalanlarının hesabını verecek, Senin başarın üzerinden prim yapmak istiyor, Kolay gelsin,

Sevgiler,

Tuncay,”

Tuncay Özkan’la neden tartıştığımız bu kadar net,

Orada olmayan şerefsizler iftira atıyor, Orada bulunan “şereflilerden” hiçbiri de

çıkıp doğruyu söylemiyor,

İşte Türk basını bu,


Güle güle Bülent Abi

10 yılı aşkın bir süre Hürriyet’teki köşeme renk katan karikatürleri çizen Sevgili Bülent Düzgit’in kardeşi arayıp not bırakmış dün, “Abim Fatih Bey’le konuşmak istiyor” diye,

Hemen aradım,

İlhan Düzgit ağlayarak açtı telefonu,

“10 dakika önce kaybettik,

Sizinle helalleşmek istiyordu ama dayanamadı” dedi,

Bu sefer ben de gözyaşlarına boğuldum, Ne diyeceğimi bilemedim,

Sevgili Bülent Düzgit’i, Bülent Abimizi dün kaybettik

anlayacağınız,

Nur içinde yatsın,

Tüm melekler gibi cennette,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Menfaat karşılığı kendini kullandıranlar, herkesi kendileri gibi zannetmediği zaman

Erişilebilirlik Araçları