Ucu açık özür beklentisi

Türkiye en üst düzeyde, Başbakan ve Dışişleri Bakanı düzeyinde İsrail’den samimi bir özür beklediğini açıklarken, İsrail tarafı Türkiye’den özür dilemesinin söz konusu olmadığını bağıra bağıra söylüyor,

Hatta, "Siz özür dileyin" diyorlar,

Tek bir vatandaşının burnu kanadığı zaman dünyayı birbirine katan, sivil-asker demeden herkesin üzerine çullanan İsrail, 9 vatandaşımızı uluslararası sularda öldürmenin yanına kâr kalacağını düşünüyor,

Bunun nedenini merak ediyorum,

Büyük ihtimalle Türkiye’nin ilişkileri koparacak cesareti gösteremeyeceğini düşündüklerinden olsa gerek,

Oysa Türkiye atla deve bir talepte bulunmuyor, "9 yurttaşımı öldürdün, Özür dile" diyor,

İsrail’in ise böyle bir niyeti olmadığı açık,

Zaten "gizlice" de olsa bir ilişki kurdukları için böyle bir niyetleri olmadığını daha rahat beyan eder oldular,

Türkiye tarafında ise "laf" var,

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Dilemezseniz" diyerek bazı hareketler yapılacağını anlatıyor,

İyi de ortada bir "zaman" yok,

Davutoğlu’na sormak istiyorum, "İsrail ne zamana kadar özür dilemezse söylediğiniz yaptırımlar gündeme gelecek?" diye,

1 hafta mı, 1 ay mı, 1 yıl mı?

İsrail’in özür dileme "deadline"ı ne?

Son zaman, ne zaman?

Bugün mü, önümüzdeki hafta mı, önümüzdeki ay mı?

Yoksa seçimlere 1 hafta kala mı?

Ne zaman?

Ucu açık bir beklenti olacak bir iş değil,

Bu özür için 40 yıl beklemeye hazır mı Davutoğlu?

Oysa hep söylediğim bir şey var,

Türkiye’nin İsrail’le iyi ilişkilere ihtiyacı var, doğru,

Ama İsrail’in Türkiye ile iyi ilişkilere, bizim onlara olan ihtiyacımızdan daha fazla var,

Dış politikayı üretenlerin bunu bilmesi lazım,

Bunu bilmeden "gizli görüşme" zafiyet olarak algılanır,

Zaten öyle de olmuş!


Üzücü bir ölüm

Fadlallah ölmüş,

Onu hepimiz, Lübnan’daki Hizbullah’ın dini lideri olarak biliriz,

Ben de öyle bilirdim,

Ta ki, kendisiyle bir görüşme yapıncaya kadar,

13 yıl önceydi, PKK lideri Öcalan’la görüşmek için Lübnan’da, Beyrut’taydım,

“Beyrut’a gelmişken bir de Hizbullah’la görüşeyim” dedim ve Fadlallah’tan bir randevu istedim,

Hemen verdi,

Beyrut’un Şii mahallesinde, kale gibi korunan evine gittik,

Ben karşımda bir terör örgütünün öfkeli liderini bulmayı umarken, bembeyaz sakallarıyla, mavi ışıl ışıl gözleriyle çok tatlı bir din adamı çıktı,

Uzun uzun konuştuk,

Birkaç dil biliyordu ama benimle genelde Arapça konuşmayı tercih etti,

Türkiye ile ilişkilerinden, Erbakan ile olan dostluğundan bahsetti, İslam dünyasındaki sıkıntıları anlattı,

Arap liderlerine veryansın etti, Terörden sonuç almanın mümkün olmadığını söyledi,

O zamanlar bütün bunları yazdım,

Televizyonda yayınlanan röportajından sonra aradı, “İlk kez bir televizyoncu dediklerimi çarpıtmadan, bire bir aktardı, Namusunuz için teşekkür ederim” dedi,

Sonra dostluğumuz sürdü,

Kendisine Türkiye’den gelen röportaj tekliflerinde hep aradı ve “Bu nasıl biridir, güvenmeli miyim, konuşayım mı?” diye sordu, referans aldı,

Ölümünü duyunca üzüldüm,

Yerine geçecek olanın, onun değerinde olmayacağından eminim,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Bedelini torunlarımızın ödeyeceği alışverişler yapmadığımız zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları