Bu uzay gemisinde kaç Türk olacak

HABERTÜRK internet sitesinde dün okudum haberi,

Harvard Üniversitesi’nden bilim adamları, epey bir uzakta Dünya ile hemen hemen aynı özelliklere sahip, insanların yaşamasına elverişli bir gezegen keşfetmişler, Dünya’dan hayli büyük ama aynı koşullara sahip bir gezegen,

Haberi okurken düşündüm, Düşündüğümü sizlerle de paylaşmak istedim,

Diyelim ki, birkaç yıl içinde Dünya’nın sonu gelecek ve biz insanlar bunu biliyoruz,

Ve yine diyelim ki, bir grup insanı bu gezegene ulaştırıp, insanoğlunun varlığını bir başka gezegende de olsa sürdürmesini sağlayacak uzay gemilerine sahibiz,

Ancak bu gemilerde kapasite sınırlı,

Ve diyelim ki, bu gemiler o gezegene sadece 10 bin kişi götürebilecek,

Dünya üzerinden seçilmiş 10 bin kişiyi,

Ve o 10 bin kişi makama, rütbeye bakılmadan "insanlığa yaptıkları ve yapabilecekleri katkılar" göz önüne alınarak seçilecek,

Yani bilim, sanat gibi alanlarda insanlık için önem taşıyan kişilerden 10 bin kişi seçilecek ve bu gemiye binip o gezegende soyumuzu sürdürecek,

"Acaba" dedim kendi kendime, "O gemiye kaç vatandaşımız binmeyi hak ederdi"?

Geçmişimizdeki değerlerden söz etmiyorum,

Bugün sahip olduğumuz insan varlığı içinden kaç Türkiyeli o uzay gemisinde kendine hak edilmiş bir yer bulabilirdi?

Evrensel uygarlığa katkı yapmakta olan veya yapacak gibi duran kaç kişimiz var bizim?

10 bin kişinin kaçı Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfus kâğıdını taşıyor olurdu böyle bir yolculukta?

Doğrusunu isterseniz ben bir sayı veremedim,

Geminin kapasitesini artırıp yüz bine çıkardım, Yine de net bir sayı düşünemedim,

Ama bunları düşününce, referandumun da, başka her şeyin de aslında ne kadar önemsiz kaldığını gördüm,

Acaba yeni Anayasa, bizim evrensel uygarlığa katkı yapacak insan sayımızı artırmamıza yarayacak mı?

Cevabı bulursam, vereceğim oyu da bulacağım!


Mavi kart yasağı

DÜN keyfim hayli yerindeydi nedensizce,

Öyle olur bazen, Kimbilir belki de havanın biraz serinlemeye başlamasından, biraz esintiden,

Emin değilim,

İnternette dolaşan mail zincirlerinden biri gözüme çarptı,

Birisi bir "sahte genelge" hazırlamış, Altında Başbakan Erdoğan’ın imzasıyla,

Genelgede kamu kurum ve kuruluşlarında referanduma kadar "Hayırlı günler, hayırlı işler" gibi cümlelerin kullanılması yasaklanıyor,

Birileri dalga geçmiş,

Ama daha komiği, pek çokları bu genelgeyi ciddiye alıp birbirine yolluyor ve "Bakın neler oluyor" diyor,

Bunu okuyunca gazeteciliğe ilk başladığım günlere döndüm,

1982 Anayasası referandumuna,

O günlerde de Kenan Evren ve arkadaşlarının "Evet" yönünde ciddi bir baskısı vardı,

O zaman da "Evet" oyları beyaz, "Hayır" oyları ise mavi renkteydi,

Hatta zarfların şeffaf olduğu ve oyların görüneceği, insanların buna göre fişleneceği, cezalandırılacağı falan konuşuluyordu,

Benzer geyikler o zaman da vardı,

Yok askerler mavi gömleği yasaklamışlar, yok havacıların üniformaları değişmiş, artık mavi giymeyeceklermiş gibi,

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki arkadaşlardan biri de oturmuş daktilosuna gırgır olsun diye bir haber yazmış,

O zamanlar belediye otobüslerinde aylık abonman karşılığı verilen mavi kartlar vardı, hatırlayanlar bilir,

Bu gırgırı yazan arkadaş da şöyle bir haber kaleme almış:

"Mavi renkli hayır oylarını çağrıştırdığı gerekçesiyle referandum sonrasına kadar İstanbul Belediyesi’nin mavi kartları yasaklandı, Referanduma kadar mavi kart kullanılmayacak,"

Kısa bir gırgır haber,

Yazan arkadaş bunu daktilosunun üzerinde bırakıp gitmiş,

Gececi arkadaşlar da gazeteye koyacak haber ararken bunu bulmuşlar daktiloda ve önemli bir haber olarak görüp gazeteye koymuşlar,

Şaka, olmuş haber,

Şu anda da durum farklı değil,

İnsan bu ülkede yaşayınca filozofun yanıldığını düşünüyor,

Hani aynı suda iki kere yıkanılmaz diyenin,

Biz sürekli aynı suda yıkanıp duruyoruz,

Su kirlendi haberimiz yok,


Keşke işi dolandırmasaydı

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül’den iş isteyen kızı hatırlıyorsunuz herhalde,

Gayet saldırgan bir tavırla Gül’ün karşısına çıkan kızımız, "Üniversite bitirdim, işsizim" diye yakınmış, Cumhurbaşkanı Gül de işi gücü bırakıp bu kızımıza Antalya’da bir iş bulmuştu,

O hanım kızımız şimdi Antalya’da tanıştığı biriyle evlenip işi bırakmış ve Ankara’ya taşınıp evinin kadını olmuş,

Keşke işi bu kadar dolambaçlı yoldan yapmayıp Cumhurbaşkanı’ndan iş isteyeceğine doğrudan bir eş isteseydi,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Kulüplerimizi sonuçlarına değil ufuklarına bakarak eleştirdiğimiz zaman

Erişilebilirlik Araçları