HSYK samimiyet sınavı

ANAYASA değişikliklerine "Evet" denmesini isteyen AKP, ne diyordu HSYK ile ilgili olarak?

"HSYK’yı demokratik bir yapıya kavuşturuyoruz, Artık kürsü hâkimleri de meslektaşlarının seçimi sonucunda HSYK’ya gelebilecekler, HSYK’yı birilerinin tekelinden çıkarıyoruz,"

Kulağa hoş gelen sözlerdi, Bakan ve müsteşarının kuruldan çıkarılmamış olması, bu sözlerin tam olarak anlam kazanmasını engelliyordu gerçi ama yine de HSYK açısından olumlu bir değişiklik gibiydi,

Tek mesele, iktidara olan güvendi, YÖK örneği vardı, YÖK "kendimleştirilince" birdenbire "iyi bir kurum" haline gelmişti,

Ama yine de bazı şeyler değişebilir umudu da yok değildi,

Ne var ki, şimdi HSYK’nın seçimle gelecek üyeleriyle ilgili "tatsız" dedikodular var,

TBMM açılır açılmaz sunulacak yasalar var,

Anayasa’da yapılan değişikliklerin uygulanabilmesi için gerekli yasal değişiklikler,

Bunlardan biri de HSYK’nın yeni yapısının oluşumunu sağlayacak yasal düzenleme,

Bu düzenlemenin içeriği, iktidarın "samimiyet sınavı" olacak,

Tatsız dedikodular işte burada başlıyor,

Yapılacak yasal düzenlemeyle sadece "kürsü hâkimlerinin" değil, bakanlık personeli olan ve hâkimlik yapmadığı halde "hâkim sıfatı" taşıyanların da bu seçimlere katılmasının önü açılacak söylentileri,

İddialara göre, bu yıl açılacak bu yoldan HSYK’ya girecek kişi "Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı" olacak,

Müsteşar yardımcısının, adalet mekanizması üzerindeki gücü ortada,

Seçimlere girmesi zaten baştan büyük bir adaletsizlik, Bu yetmezmiş gibi bir de HSYK içinde "bakan, müsteşarı ve yardımcısı" birlikte yer alacaklar,

Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa hiç kimse, hiç kimseyi, "Biz bu değişikliği HSYK’nın bağımsız, tarafsız bir yapıya kavuşması için yaptık" diye kandıramaz,

Bütün bu değişikliğin yargıyı ele geçirmek, yargıyı daha da siyasallaştırmak için yapıldığı ortaya çıkar,

İktidar partisi ve hükümet bu samimiyet sınavından geçmek zorunda,

Yargıyı kuşattığı iddialarını haklı çıkarmamak zorunda,

Çıkarırsa ne mi olur?

Hiçbir şey olmaz,

Sadece buranın "Ben yaptım oldu" cumhuriyeti olduğu iyice ortaya çıkar,

Çıkar da ne olur?

Hiiiç,

Ne olacak ki!


Bitlis’in uçağının üretici kaza raporu nerede?

ESKİ defterler bir bir açılıyor,

Özal’a yönelik suikast ve ölümüyle ilgili zehirlenme iddiaları bir kez daha gündemde,

Soruşturmalar yeniden açıldı,

Yeniden gündeme gelmesi muhtemel olaylardan biri de Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümüyle sonuçlanan uçak kazası,

Kaza olduğu günden bu yana, Bitlis’in uçağına sabotaj yapıldığı iddiaları gündemde,

Ben de bununla ilgili birkaç program yaptım, Olayın detaylarına girmeye çalıştık,

Eşref Bitlis, bundan uzun yıllar önce, bugünkü hükümetin yapmaya çalıştığı açılımın daha ayakları yere basanını yapmaya çalışan bir komutandı,

Kürt sorununun çözümüyle ilgili olarak askeri tedbirlerin yetmediğini görmüş, yeni bir politikayı geliştirme arayışlarına girmişti,

Bunu yakinen biliyorum,

Sonrasında uçağı düştü, Basit bir nedenle, Uçağının "de-icing" yapılmadığı için kanatlarının buzlanması sonucu düştüğü açıklandı,

Fakat bu kazada hâlâ çok karanlık yönler var,

Uzun yıllar önce görüştüğüm bir uzman, uçağa net bir sabotaj yapıldığını, uçağın jet motoruna, yakıt deposundan bir boru çekildiğini ve bu borudan uçağın motoruna jet yakıtı püskürtülerek motorun patlamasının sağlandığını söylemişti,

Uzmanın daha vahim iddiaları da vardı,

Üretici firmanın enkaz üzerinde yaptığı inceleme sonucunda bir rapor hazırladığını ancak bu raporun hiçbir zaman ortaya çıkarılmadığını, sabotajın gizlendiğini, üretici firmanın raporunun akıbetinin ortaya çıkarılması gerektiğini anlatmıştı,

Şimdi hazır eski defterleri açarken, bu olayın da bir kez daha "cidden" araştırılması gerekiyor,

Bakalım karanlık güçler sadece siyasetçileri ve aydınları mı hedef almış, yoksa bazen askerler de namlunun ucuna oturtulmuş mu?

 


Herkes çıldırdı galiba

AHMET Özal çıldırmış olmalı,

Babasının öldürülmek istendiğini öne sürerken, suçladığı isimler arasına Erol Simavi’yi de kattı,

Ama 17 sene sonra,

Adama sorarlar, "Sen ne biçim evlatsın, Babanın katilini biliyordun da 17 sene sonra mı aklına geldi söylemek" diye,

Ahmet Özal yolu açınca, leş kargaları da saldırıya geçtiler,

Erol Simavi, Hürriyet’in satışından gelen parayı TSK’ya bağışlamış,

Yuh dedim,

Sonra baktım ki, bağışladığı para 200 bin dolar,

Anlamadım ne var bunda,

Suç mu?

Benim rahmetli anneannem, her üç aylığını aldığında bir miktarını TSK’ya yardım eden vakıflardan birine bağışlardı,

Acaba o da mı Özal’ın katil zanlısıydı!

Hayatta olsaydı, içeri girer miydi, 96 yaşında,

Nur içinde yatsın, işadamı büyükbabam da her yıl düzenli olarak aynı vakıflara ciddi yardımlar yapardı,

"Vergini ödeyeceksin, Vatanı koruyanlara destek olacaksın" derdi,

Ha bir de Milli Piyango alır, kazanıp kazanmadığına bakmadan atardı, "Tayyare Cemiyeti" döneminden kalma alışkanlıkla, yardım olsun diye,

Öleli neredeyse 30 yıl oldu,

Özal’ın başbakanlığını göremedi, Görse pek sevmezdi muhtemelen, Ama kimbilir belki o da Özal’ın ortadan kalkmasını isteyenlerdendi de bizim haberimiz yoktu,

Galiba bu iddiayı ortaya atan leş kargalarının başı mı, başyazarı mı ne bir tip var,

O da bir zamanlar Erol Simavi’nin yanında çalışırdı,

Yoksa Ahmet Özal gibi o da mı patronunun Özal’ı öldürttüğünü biliyordu da 17 sene sustu!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yaşam tarzını zorla dayatmaya çalışanlardan sözle değil yasayla hesap sorduğumuz zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları