Türk basın tarihi

BASINA "denetim" istenmesi, çok zararlı sonuçlar doğurabilecek bir olaydır,

Hiçbir "gerçek" gazeteci böyle bir talepte bulunmaz, bırakın talepte bulunmayı, aklından bile geçirmez,

Hıfzı Topuz’un Türk Basın Tarihi adındaki kitabı, önümde duruyor,

Elimdeki nüsha çok önemli,

Hıfzı Topuz’un Selahattin Hilav’a "Daha özgür bir dünya için" diye imzalayıp verdiği ve Hilav’ın kızı Zeynep tarafından bana hediye edilen kitabın sayfaları çok şey anlatıyor,

Daha önce de yazdığım gibi, basına sansür sadece "baskı" dönemlerinde uygulanıyor,

İlk kayda değer dönem, Abdülhamid’in "istibdat" dönemi,

Abdülhamid çeşitli gerekçelerle basına sansür getiriyor,

Hıfzı Topuz şu başlıklarda ele almış meseleyi:

"Sansür

Gazetelerin kapatılması

Gazetecilere çıkar sağlanması

Yabancı basının satın alınması

Haberleşmenin engellenmesi"

1878’de Sıkıyönetim Nizamnamesi ile basına sansür başlıyor,

Bugün de "birinin" istediği gibi bir kurul oluşturuluyor ve bu kurul, gazetelerde yer alacak ve yer almayacak haberleri belirliyor, Haberlerin bu kurul tarafından okunduktan sonra gazetelere girmesine izin veriliyor,

Bununla ilgili olarak "Matbuatı Hariciye Müdürlüğü", "Meclisi Kebiri Maarif" ve "Tetkiki Müellefat" kurulları basını denetliyor, haberleri kesip biçip yontuyordu,

Yasaklı kelimeler, ifadeler, tanımlar liste halindeydi ve yazılarda bunların kullanılması yasaktı,

Sonrasında 1923 yılında gazeteciler, bu kez İstiklal Mahkemeleri’nin hedefindeydiler,

1954 yılında, yani Demokrat Parti döneminde de basın yine namlunun ucuna alınmıştı,

"Neşir yoluyla işlenecek cürümler hakkında kanun tasarısı" o dönemde büyük gürültülere yol açmıştı, Basına ağır cezalar getirilmişti,

İlginç olan "işlenen" değil "işlenecek" suçlara ceza getirilmesiydi,

Tam da bugün "birilerinin" istediği gibi,

1955 yılında ise basın özgürlüğü tam anlamıyla yok edilmişti,

1961 Anayasası ile sıkıntıların bir bölümünü atlatan basın, 1971 Muhtırası’ndan sonra yine hedefteydi ve yine bugün istenilen gibi bazı kısıtlamalarla eli kolu bağlanmıştı,

Askerlerin desteğini arkasına alan Nihat Erim, Anayasa değişikliğiyle basına ciddi kısıtlamalar getirdi,

Türk basın tarihi, ülkeyi yönetenler ile basın arasındaki çekişmelerin tarihidir,

Biri hep özgür olmak istemiş, diğeri ise hep kısıtlama getirmekten yana olmuştur,

Ancak bugün garip olan, kısıtlamayı ve yasakçı zihniyeti isteyenin "basından" çıkmasıdır,

Bunu talep eden herkese, Hıfzı Topuz’un "Türk Basın Tarihi" kitabını tavsiye ediyorum,

227 sayfalık bu kitabı okurlarsa, isteklerindeki "ayıbı" belki idrak ederler,


Bir kitaba nasıl değer kazandırılır

HANEFİ Avcı ile ilgili düşüncelerimi daha önce defalarca yazdım,

Benim not defterimde "güvenilir" kişiler listesinde yer almaz,

Geçmişi, yaptıkları, mesleki sicili benim bakış açımla "saygın" değildir,

Türkiye’deki ilk "dinleme skandallarında" onun adı vardı,

Devletin en üst makamlarını bile dinlemekle ilgili sabıka sayılmayan sabıkalarla lekelidir,

Benim için "karanlıktır",

Ammmaaaaa!

İşte işin bir de "Ammmaaaaa"sı var,

Bahsettiğim siciline rağmen yıllardır en makbul polis müdürlerinden biri olan, her zaman taltif edilen, özellikle de son yıllarda ciddi bir gözbebeği haline gelen Hanefi Avcı, şimdi birdenbire "terör örgütüyle bağlantılı" bir adam haline geldi,

Ne zaman?

Gülen Cemaati’ni hedef alan ve bence çok da belgesel değeri olmayan bir kitap yazdıktan sonra,

Düne kadar "temiz" bir polis müdürüyken, birdenbire "yasak aşkları" olan ve bu yasak aşk vasıtasıyla "radikal sol bir terör örgütüne yardım ve yataklık eden" kişi oldu,

Öyle midir, değil midir bilemem!

Ama bu iddianın, yazdığı kitaptan hemen sonra ortaya çıkmasını biraz ilginç bulurum,

Hanefi Avcı bu kitabı yazmasaydı "yasak aşkı", "Devrimci Karargâh" adlı örgütle var olduğu öne sürülen bağlantısı "önem taşımayacaktı" da, bu kitap mı Avcı’nın bu ilişkilerini "kabul edilemez" noktaya taşıdı,

Garip, çok garip,

Acaba Hanefi Avcı üzerinden bir mesaj mı verilmek isteniyor?

Eğer öyle ise şunu söylemek isterim,

Bu durum Hanefi Avcı’nın bence önemsiz kitabını önemli hale getirmekten başka bir anlam taşımaz,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Adam olmanın para etmese bile değerli olduğunu anladığımız zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları