Güvence devleti

BİR yaşıma daha girdim,

Bunca yılın gazetecisiyim,

Her türlü "devlet"i duydum,

Her türden yönetime şahit oldum,

Ama böylesini ilk kez görüyorum, duyuyorum,

"Güvence devleti,"

Biz "hukuk devleti" oluyoruz zannediyorduk, meğerse "güvence devleti" oluyormuşuz,

YÖK Başkanı Prof, Yusuf Ziya Özcan, üniversitelerde "mahalle baskısı" nedeniyle türban takanların sayısında artış olacağı yolundaki iddiaya yanıt verdi,

"Güvence veriyorum, Nasıl başörtülü öğrencilerimizin girmesini sağlıyorsak başörtüsüz öğrencilerimiz de baskı görmeyecek, Onlar bizim güvencemiz altındadır,"

Peki bu güvencenin dayanağı ne?

Profesör Özcan,

Diyelim ki bu güvenceyi vermeye muktedir,

Peki daha kaç yıl o koltukta?

Bilmiyoruz,

De ki, 10 yıl,

Sonra,,,

Ya da ona rağmen bir baskı olursa ne yapacak?

Güvencesinin dayanağı ne, sözünü tutmamasının müeyyidesi ne?

Yok,

"Kusura bakmayın, Engelleyemedim" derse ne olacak?

Hiç,

Allah aşkına böyle söz, böyle devlet yönetimi, böyle şey olur mu?

Profesör Özcan belki farkında değil ama bugün ne başörtülü kızlarımızın ilelebet üniversiteye rahatça girebilmeleri güvence altındadır, ne de başı açık kızlarımızın sosyal baskı görmeyecekleri,

Güvence kişilerin verdiği sözlerle sağlanmaz,

Güvence "yasalarla" olur,

Kişilerin güvencesiyle yürüyen devletlere her şey denebilir ama hukuk devleti denemez,,,


Avcı’dan mektup

KAMUOYUNDA yanlış bir algılama var galiba,

Gelen mesajlardan anlıyorum,

Ben, Hanefi Avcı’dan şikâyetçi olmadım, Telefonlarımı dinleyen kişiden şikâyetçi oldum,

Kim olduğunu bilmediğim kişiden, Hanefi Avcı dinlediyse ondan, Bu kişi veya kişilerin bulunup cezalandırılmasını istedim,

Bu arada Hanefi Avcı bana da bir mektup yollamış,

Dün gelen mektup şöyle:

"Selamlar Fatih Bey,

Makamımda size ait telefon konuşmaları bulundu diyerek ifade için çağrıldığınızı haberlerde öğrendim,

Ben 31,08,2010 tarihinde Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevinden ayrıldım, Tüm özel eşyalarımı memurlarım topladı ve liste hazırlandı, O makamda bana ait hiçbir eşya yoktur,

15,09,2010 tarihinden beri Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Emniyet Müdürü olarak göreve başladım,

Eski makamımda sıradan eşyalarımı alırken bu bantları bırakmam mümkün olmadığı gibi, ben hakkımda her zaman ihbar vs, yapılır diye şüpheli hiçbir şey bulundurmam,

Hakkımda beni tanımadığınız için farklı düşünüyor olabilirsiniz, Ben de savcılığa dilekçe vererek o bantların hakkımda olumsuz imaj yaratmak için düzmece yapıldığı gerekçesiyle yapanlardan şikâyetçi oldum, Bunu size çok uzun anlatsam benimle bantların alakası olmadığına, bu bantların aslında cemaat arşivinden başka bir yerde olmayacağına sizi ikna edeceğim kanaatindeyim,

Eskişehir’e gelirken de tüm eşyalarımı liste ile getirdim, Özel kalem memurları yerleştirdi, Şimdi toplarken de makamı ben, diğer dolapları memurlar topladı, Makamda yarısı camlı 3 tane dolap vardır, Uzun yıllar orada çalışan memurlar içerdeki her şeyi bilirler, Benim eşyalarımı onlar topladı, liste yaptı, verdik, Liste elde, memurlar da şahittir,,,"

Mektubun özü bu,

Hanefi Avcı’nın yanıt hakkına saygı duyduğum için yayınladım,

Yalansa da, doğruysa da,


Kadınlarımızın haline bak

KEŞKE türbanla uğraşıldığı kadar bununla da uğraşılsa,

"Bu" dediğin ne diyeceksiniz haklı olarak, 134 ülke arasında, "Kadın-erkek eşitliğinde ne durumdalar" araştırması yapılmış,

134 ülke arasında Türkiye’nin kaçıncı olduğuyla ilgili bir tahmin yürütebilir misiniz?

Uğraşmayın söyleyeyim,

126, Yazıyla yüz yirmi altıncı,

Böyle bir şey olabilir mi?

Kadınlara pek çok konuda ilk hak tanıyan liderin, Atatürk’ün ülkesinin Atatürk’ten bu yana geldiği noktaya bak,

Şimdi kalkıp kimse bana, "Kadınların başını zorla açtığınız için kadınlar sosyal hayatta yer bulamadılar, İş dünyasında yer bulamadılar" falan demesin,

Nihal Bengisu Karaca birkaç hafta önce şahane bir yazı kaleme aldı,

"Kadınların çalışmasına karşısınız, Okusunlar diyorsunuz ama okuduktan sonra evde oturmalarını istiyorsunuz, O zaman bu mücadele niye" mealinde bir yazı,

Haksız mı?

Başbakan Erdoğan’ın kadınlar lehine çok samimi olduğunu düşündüğüm bir çabası var,

Peki bu çaba kendi seçmen kitlesinde, hele hele AKP’nin çekirdek tabanında ne kadar taraftar buluyor, ne kadar uygulanıyor?

Başı açık kadınlara mahalle baskısı olup olmayacağını tartışıyoruz, Peki ya başı örtülü kadınlara uygulanan mahalle baskısı yok mu?

Onlara türlü engeller, onların başını kapatma hakkı dışındaki tüm hakları "gereksiz" görenler tarafından konulmuyor mu?

Kadınların başlarının dışındakiler kadar içindekilere de değer vermek bu kadar zor mu?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Verdiğimiz hakların kullanılmasını da sağladığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları