Spora devam

DÜN "Spor yapmıyorum" diye yazdım ya, bu kadar azar az işitmişimdir,

"Vay bunu nasıl dersin" diye herkes ayağa kalktı,

Başta Yayın Yönetmen Yardımcımız Doğan Satmış,

"Sen bütün gün aktifsin, Sürekli ayaktasın, yürüyorsun, günde en az 30 kat merdiven çıkıyorsun, Seni okuyanlar spor yapmayacak, Herkes obez olacak, Herkes sağlıksız olacak" diye söylenip durdu,

Gelen mesajların da çoğu bu yönde,

Bir okurum da şöyle yazmış:

"Sayın Altaylı,

Ben de 1954 doğumluyum ve doğduğumdan beri aktif spor yapıyorum, Profesyonel sporcu olup bir tanesini en iyi yapamadım ama aşağı yukarı hepsini yaptım, yapıyorum, Sporun da Allah’ın insanlara bir armağanı olduğunu düşünüyorum, Amaç çok yaşamak değil, iyi ve kaliteli yaşamak bence, Sizin görüşünüzün de doğru ve bilimsel olarak ispatlanmış olduğunu da biliyorum, yani yazım sizi destekler yönde, ama yine de sporsuz bir hayatı bayat bulanlardanım,"

Böyle düşünenler de haksız değil,

Spor, mutluluk hormonunu artıran bir şey, biliyorum,

Ama gerçek anlamda spor yaparsanız okurumun söylediğinin aksine kaliteli değil kalitesiz bir hayatınız olur,

Her yeriniz ağrır, kırıklarınız, dökükleriniz, yırtıklarınız hayatınızı dar eder,

Elbette yürüyün, elbette çuval gibi yatmayın ya da hayatınızı kaidenizin üzerinde geçirmeyin ama kendinizi anlamsız yere yormayın, zorlamayın diyorum ben,

Bakın bana en iyi desteği Bernard Shaw veriyor, Diyor ki: "Ben spor olarak sadece yürüyüş yaparım, Uzun yaşamak için spor yapan arkadaşlarımın cenazelerinin arkasından bu sayede uzun uzun yürüyorum,"


Bunlar nasıl adam

HABERİ görünce üzüldüm,

Aklıma bir söz geldi, "Allah çirkin şansı versin" diyen,

Ve tabii erkeklerin ne kadar gaddarlaşabildikleri, ne kadar alçaklaşabildikleri, insanlıktan ne kadar uzaklaşabildikleri geldi,

Buket Saygı’yla ilgili haberden söz ediyorum,

Eski sevgilisi "Telefonumu çaldı" diye şikâyette bulunmuş,

Savcı da üç yıla kadar hapis cezası istemiş,

Şöyle bir düşündüm,

Buket Saygı, Kanal D’nin güzellik yarışmasında 1, olmuştu, Sonra mankenliğe başladı,

Herhalde podyumların en hoş, en yakışan kadınıydı,

Temiz bir özel hayatı vardı,

Sonra şarkıcı Çelik’le evlendi,

Ne olduysa ondan sonra oldu,

Bir çocukları oldu, Çocukları bebek yaştayken boşandılar,

Saygı’nın mankenliği sona erdi, Birtakım sevgilileri oldu,

Hayatı dağıldı,

Şimdi hapsi isteniyor, Eski sevgilisi tarafından,

Bir telefon için, Büyük ihtimalle çalmadığı, aldıysa hırsından aldığı bir telefon için,

Ve onunla bir zamanı, bir süre için de olsa bir hayatı paylaşan "adam" olmaktan uzak erkek, küçük bir çocuk annesi kadın için "Telefonumu çaldı" diye dava açıp hapse attırmaya çalışıyor,

Gerçekten çok üzüldüm,

Bütün kadınlar, bütün kızlar adına üzüldüm,

Utandım da, Bütün erkekler adına,

 


Anadili mi, nene dili mi!

ÖNCEKİ gün Kürt kökenli bir aydınla sohbet ediyorduk,

Çok ilginç bir şey söyledi,

"Kürtlerin anadili konuşma talebi artık doğru bir talep değil, Çünkü Kürtçe artık anadili değil nene dili oldu" dedi,

"Nene" derken "nine"yi, "büyükanne"yi kastediyor,

"Çünkü" dedi, "Artık anneler de çocuklar da Kürtçe konuşmuyor",

Bölgedeki eğitim olanaklarının artması ve özellikle de özel televizyonların bölgede rahatça izlenebilir hale gelmesiyle birlikte "Kürt coğrafyası" olarak adlandırılan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da, geçmişteki söylemlerin artık geçerli olmadığını düşünüyor,

"Eskiden ‘Türkçe bilmiyorum, Kürtçe biliyorum’ demek mümkündü, Bize bir dili dayatamazsınız demenin haklılığı vardı, Ama artık öyle değil, Dayatma falan yok, Türkçe kültürel olarak bölgeye girdi, egemen oldu, Devlet zoruyla değil, televizyonlarla, yayınlarla, Anadolu coğrafyasının linguafrancası oldu, Bugün artık anneler de, çocuklar da Türkçe’yi Kürtçe’den iyi konuşuyor,"

Bu tespit beni şaşırttı,

Biraz daha deştim,

"Bugün artık Kürtçe anadili değil, nene dili oldu, İki kuşak öncenin dili, Yeni nesiller artık Kürtçe bilmiyor, öğrenmiyor, öğrenme ihtiyacı hissetmemeye başlıyor, Bak PKK’nın televizyonunda bile Türkçe program sayısı Kürtçe program sayısından fazla, Çünkü daha geniş kitleye hitap ediyor,"

"O zaman Kürtlerin anadil talebi, aslında bir dilin, bir kültürün korunmasını sağlayacak, Yoksa dil kaybolacak" dedim,

"Aynen öyle, Böyle giderse 50 yıl sonra Kürtçe’yi Birleşmiş Milletler kararıyla korumak zorunda kalacağız, kaybolmakta olan dil olarak, Zaten Kürt aydınların da korkusu bu yönde" dedi,

Bu sözlerden benim anladığım şu:

Türkiye’nin bölünme olasılığı siyasi olarak güçleniyor gibi görünse de, kültürel ve sosyolojik olarak giderek zorlaşıyor,

Ve önümüzdeki dönemlerde bölünme tehdidi ve arzusu, Türkiye’nin başka bölgelerinden gelebilir,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
İyilik yapmamanın yapmaktan daha zor olduğunu anladığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları