Ödemeli mi ödememeli mi?

AYDIN Doğan’ın çok ciddi bir açmaz içinde olduğunu zannediyorum,

Açmazın ne olduğunu anlatacağım elbet ama önce bir hesap yapalım,

Hani Doğan Grubu’nun AKP hükümeti tarafından zora sokulduğu, köşeye sıkıştırıldığı yolunda bir söylem var ya, önce ona bir bakalım,

2007 yılında başında bulunduğum gazete, Doğan’ın 1,2 milyar TL’lik bir vergi kaçağı olduğunu ortaya çıkardı, Bunu ortaya çıkardığımızda borcun zamanaşımına uğramasına sayılı günler vardı, Biz yayını yapınca Doğan Grubu önce, "Böyle bir şey yok" dedi, Sonra rapor zamanaşımından birkaç gün önce tebliğ edildi, Doğan Grubu da 2007 seçimlerinin hemen öncesinde masaya oturup 1,2 milyar TL’lik borcu 275 milyon TL’ye indirtti ve uzlaştı,

Doğan’a yaklaşık 975 milyon TL’lik bir "kıyak" oldu bu,

Sonra aradan zaman geçti, Doğan Grubu’nun yine vergi kaçakçılığı yaptığı ortaya çıktı, Bu kez yaklaşık 5 milyar TL’lik bir vergi aslı, cezası ve faizi vardı,

Hemen bunun "siyasi" olduğu söylendi, Olayın belki siyasi bir yönü vardı ama siyaset, olmayan bir kaçağı ortaya çıkarmamıştı, Sadece kaçakla ilgili raporun sümen altı edilmesine imkân sağlamamıştı, Zaten raporu yazan Maliyecilerin AKP ile uzaktan yakından ilgisi yoktu,

Doğan Grubu mahkemeye gitti, Ancak davaların büyük bölümünü kaybetti,

4,8 milyar liralık bir vergi aslı, cezası ve faizini ödeme durumuyla yüz yüze kaldı,

Mahkemeye gittiği için uzlaşma şansı kalmamıştı ama bu kez de imdatlarına "yasal düzenleme" ya da "barış" yasası yetişti,

Doğan’ın 4,8 milyar TL’lik borcu, yeni yasal düzenlemeyle bir anda 1,8 milyar TL’ye düştü,

Doğan Grubu’nun iki yıl içinde uzlaşma veya yasal düzenleme yoluyla ödemekten kurtulduğu vergi borcu miktarı yaklaşık 4 milyar TL’yi buldu,

Doğan Grubu bir yandan dünyanın her yerinde "Hükümetin baskısı altındayız" diyor, diğer yandan aynı hükümet döneminde şu veya bu şekilde 4 milyar TL’lik vergi ödemesinden kurtuluyor,

Yani hem bağırıyor hem de ciddi bir serveti vergi olarak ödemekten kurtuluyor,

Nasıl işse!

Tabii yine de Aydın Doğan’ın bugünlerde kara kara düşündüğünü zannediyorum,

Çünkü önünde iki seçenek var,

Ya yeni yasadan yararlanacak ve 1,8 milyar liraya düşen vergi borcunu ödeyip kurtulacak,,,

Ya da bir kumar oynayıp kaybettiği 4 küsur milyar TL’lik vergi davalarının Danıştay’da bozulup vergi borcunun sıfırlanmasını umacak,

Ama bu ciddi bir kumar,

Çünkü Danıştay da mahkemelerin kararına uyar ve borçları silmezse Doğan 4,8 milyar TL ödeyecek, Ve "barışa" yanaşmadığı için cebinden 3 milyar TL fazladan çıkacak,

Zor bir karar,


Yerinde sayan demokrasi

BAŞBAKAN Erdoğan, Dolmabahçe’de bütün yayın yönetmenlerini topladığı zaman güzel bir konuşma yapmış ve Türkiye’nin artık "ileri demokrasiye" geçmekte olduğunu anlatmıştı,

İleri demokrasinin gerekliliğini herkesten daha iyi kavraması normaldi Başbakan Erdoğan’ın,

Çünkü ileri olmayan bir demokraside bir şiir yüzünden hapse giren oydu, (Hapse girdiği gün Erdoğan’ın birkaç yıl içinde Başbakan olacağını söyleyen de bendim,)

Bir şiir yüzünden hapse giren ve bunun acısını her fırsatta dile getiren bir Başbakan’ın ülkesinde, bir grup öğrenci, Başbakan’ı protesto ettiği için 1,5 yıl hapis cezası aldı,

Bir başka mahkemede, bir grup öğretmen yürüyüş yaptıkları için yargılanıyor,

Bir başka grup öğrenci hakkında soruşturma yürütülüyor,

Şimdi soru şu: "Bu mu ileri demokrasi?"

Şahane bir atasözümüz vardır aslında,

"Eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar" diye,

Eşekten düşenin halinden eşekten düşen de anlamaz hale geldiyse işimiz zor vallahi,

Yarın bu sefer başka birileri, başka bir şiiri okuduğu için hapse girer,

Biz de hiç şaşırmayız,

"İleri" diyerek "yerimizde saydığımız" için!


Tatlıses yapsa ne derdiniz!

CİDDİ bir sol geçmişi olan bir dostum aradı,

"Yılmaz Güney’e haksızlık yapıyorsun, Onun yerinde ben de olsam o noktada katil olabilirdim" dedi,

Yılmaz Güney’in katil olduğu olayı anlattı,

"Polislikten hâkimliğe geçen ve biraz da lümpen tavırlarıyla tanınan Yumurtalık Hâkimi, bir eğlence yerinde Yılmaz Güney’e eşi üzerinden laf atıyor, Önce bir gerginlik oluyor, Sonra yatışıyor, Ama Hâkim’in laf atmaları sürünce Yılmaz Güney adamın üzerine yürüyor, Hâkim ve yanındakiler, Yılmaz Güney’in kafasına sandalye indiriyor, Yılmaz bunun üzerine silahını çekiyor ama delikanlılık raconu gereği ucunu yere indiriyor, Bunun anlamı, ‘Üzerime gelmeyin, sizi vurmak istemiyorum’dur, Ama diğerleri üzerine gelmeye devam edince çekip vuruyor,"

Diyelim ki, bu olay aynen böyle cereyan etmiş, Doğru,

O zaman şunu sormak isterim:

Aynı şeyi Yılmaz Güney değil de bir başkası, ne bileyim son günlerde tartışılan bir isim İbrahim Tatlıses yapmış olsa, yine de "adam öldürmeyi" mazur görecek miyiz?

Yoksa Türkiye’de bazılarının, başkalarının yapmadığı şeyleri yapma hakkı var mı?

Yılmaz Güney’in elbette politik bir yönü vardı,

Elbette fikirlerinden ötürü de hakkında açılmış davalar vardı,

Ama politik bir yöne sahip olmak "adam öldürmeyi’" hangi gerekçeyle olursa olsun haklı çıkarır mı?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Linççilere kızanlar, linççi olmakla suçladıklarını linç etmedikleri zaman

Erişilebilirlik Araçları