Karanlık bir dönemden tanıklar

TÜM Yargı-Sen İstanbul Şube Başkanı Ali Yazıcı geldi dün,

İnfaz koruma memuru olarak "Hayata Dönüş Operasyonları" döneminde o da olan bitenin içindeydi, Zaten tanışıklığımız da o günlere dayanıyordu,

O günlerde yaşadıklarını, yaşananları anlattı,

"O günlerde biliyorsunuz Yücel Sayman, Eren Keskin ve Mehmet Bekaroğlu’ndan oluşan bir heyet görüşmeleri yürütüyordu, Sendika temsilcisi, mahkûm ve tutuklularla yıllardır iç içe olmam nedeniyle ben de gayrı resmi olarak o heyetin içindeydim, Görüşmeler yapılıyordu" diye başladı, Ve geriye gitti,

"Aslında F tiplerinin sorun olacağını baştan biliyorduk, F tipleri daha kararlaştırılmamış maket aşamasındayken Ankara’ya o dönem Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun’a gittim, Yanında Melda Tosun vardı, Ertosun, Melda Hanım’la tanıştırdı, Sonra F tipi projesini anlatmaya başladı, Ben fikrim soruluyor diye düşünüp düşüncelerimi anlattım, Bu projenin büyük gerginlik yaratacağını, İngiltere’de 19, yüzyılda denenip vazgeçilmiş bir proje olduğunu söyledim, Melda Tosun da benimle aynı fikirdeydi, O da alternatif projelere bakmak gerektiğini söyledi ama Ertosun ısrarlıydı, ‘Bu yapılacak’ diyordu,"

Ali Yazıcı’ya Ertosun’un ısrarındaki gerekçeyi bilip bilmediğini sordum, Net olarak bilmiyordu,

"Bilmiyorum, Ben o gün uygulanan koğuş sisteminin doğru olmadığını söyledim, Ayhan Akçam’la beraber bir anket yaptığımızı, başka bir projeye geçmenin şart olduğunu anlattım ama bunun F tipi olmadığını söyledim, Bu projenin çok da maliyetli olduğunu, bir Bayrampaşa yerine 12 cezaevi yapılması gerekeceğini anlatım,"

Ali Yazıcı’nın bu sözleri üzerine Ertosun sinirlenmiş, Yazıcı’nın söylediğine göre sert bir şekilde çıkışmış, "Ali Bey, siz ne demek, ne yapmak istiyorsunuz, Bu proje yapılacak, Biz bu ülkede bir düşünceyi yok etmek istiyoruz" demiş,

Ertosun’un bu sözleri üzerine Ali Yazıcı, "Bunu söylemeye hiçbirimizin hakkı yok, Bizim işimiz cezaevlerini yönetmek, orada asayişi, mahkûmların dirlik düzenini sağlamak, Her fikirden mahkûma eşit davranmak" demiş,

Ertosun, "Biz bu düşünceyi her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldıracağız" demiş ve görüşme bitmiş,

Bir süre sonra cezaevlerinde DHKP/C’nin açlık grevleri başlamış, Ali Yazıcı, cezaevlerinde mahkûmlarla ve tutuklularla görüşüp Ertosun’un niyetini anlatmış ve bu eylemlerin sona erdirilmesini istemiş, "Ama dinlemediler" diyor Yazıcı: "Çünkü DHKP/C, içinde emniyetin, derin devletin cirit attığı bir örgüt, Belli ki bir motivasyonları vardı,"

Bir süre sonra sendikanın Tekirdağ Şube Başkanı Selçuk Nur aramış ve "Cezaevinin çevresinde yığılma var, Galiba bir operasyon yapılacak" diye haber vermiş,

Ali Yazıcı hemen Yücel Sayman’ı arayıp "Bir şey yapalım, Operasyon olmadan bu işi çözelim" demiş, Sayman da "Başsavcıdan izin alalım, girip görüşelim" demiş ancak Başsavcı Ferzan Çitici, "Artık vakit geçti, Bu saatten sonra yapılacak bir şey yok" demiş ve operasyon başlamış,

Ali Yazıcı diyor ki: "Aklıselim hâkim olsaydı tek bir can kaybı olmazdı, Çünkü PKK hemen koğuşları açtı, 3 koğuş direniyordu, Onlar da çözülürdü sonunda, Ama niyet o değildi, Niyet şiddet kullanmak, güç gsötermekti,"

Yazıcı’ya göre Bakan Türk, altındaki bürokrasinin sözüne inanıp o şekilde davranmakla hata etmiş,

Tantan’ın da o dönemde her zaman olduğu gibi "fişekleyici" olduğunu söylüyor, "Tantan, Selahattin Bozoklu’nun ölümünü anlatsın" önce diyor,

Yazıcı, DKP/C için de şunları söylüyor,

"Onlar kendi içlerinde az mı infaz yaptılar, Cezaevinde bile, Yıllarca onlara hizmet etmiş iki kızı mahkemede verdikleri ifadeyi beğenmedikleri için çırılçıplak soyup gardiyanların önüne attılar, Gece yarısı başka cezaevine nakillerini yapmayıp koğuşa geri koysak öldürürlerdi" diyor,

Bunları niye mi yazıyorum?

Tarihin "karanlık" bir dönemiyle ilgili olarak kayda geçsin diye,


Hipertansiyon

TÜRKİYE’nin bünyesi gerçekten çok sağlam olmalı ama ben daha ne kadar dayanacağını doğrusu çok merak ediyorum,

Niye mi?

Çünkü Türkiye’yi sürekli koşmaya çalışan bir sporcuya benzetiyorum,

Ama bir yandan da yüksek tansiyonu var,

Bir yandan ilerlemek, koşmak istiyor ama içeride müthiş bir gerilimle tansiyonu tepelerde,

Elbette bahsettiğim tansiyon 72 milyon hücrenin her birini etkilemiyor ama hayati organlar sürekli bu tansiyonla yaşıyorlar,

Üstelik zaman zaman hastalıklar da geçiriyor, Bazen nezle, bazen ağır bir grip, bazen bulaşıcı bir hastalık,

Ama her hastalığında "Eyvah kanser oldun" diyen bir doktoru var,

En küçük bir rahatsızlığa hemen "kanser" teşhisi koyuyor, sonra hastalığın çok da önemli olmadığını görüyor,

Elbette Türkiye bir değişim dönemi geçiriyor,

Bu değişimin "olumlu mu yoksa olumsuz mu" olduğunu bugün tespit edebilmek çok güç,

Değişiklik o kadar köklü, o kadar derine giden bir değişim ki, durum ancak uzun süre sonra netleşip değişimin iyi olup olmadığını anlayacağız,

Ama bu kadar yüksek tansiyonla yaşamaya dayanabilirsek,


İşgal ordusu mu?

TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin hatalarını, yanlışlarını biliyoruz,

Asla savunmadık, Bugün dayılananlar sipere yatarken de söyledik bunu,

Hatta yüzlerine karşı,

Hatta 28 Şubat’ta, Genelkurmay’da, en yetkililerin ve en güçlülerin suratına,

Ama son günlerde yapılan açıklamalara, söylenilen sözlere bakıyorum ve okuyorum,

Doğrusu bu ya, eğer 50 yıla yakın bir süredir bu ülke vatandaşı olmayıp dışarıdan gelmiş bir yabancı olsam ve bu söylenenleri okuyup dinlesem, "Herhalde Türkiye’de bir işgal ordusu var ve Türkiye’de birileri bu işgal ordusuna tepki gösteriyor" diye düşünürdüm,

Bu kadar abartmaya gerek yok, Irak’taki ABD ordusu bile bu kadar ağır eleştirilmedi,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Bizim yazmaktan sıkıldığımız şeyleri siyasetçiler de yapmaktan sıkıldığı zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları