Gençleri hafife almayın

SON günlerde patlayan öğrenci olaylarını "lümpen, öfkeli, siyasallaşmış, şiddet yanlısı" bir grup gencin "patlaması" olarak görürseniz, vahim bir hata yapmış olursunuz,

Bu konuda birkaç gün önce yazdığım iki yazıda üst üste "1968 hatırlatması" yapmam bir tesadüf veya laf ola torba dola değil,

Tarihin tekrarına işaret etmek istedim,

1968’deki gençlik olaylarının nasıl başladığını yaşı uyun olanlar yaşayarak, uygun olmayanlar ise okuyarak veya dinleyerek öğrenmiş olmalılar,

Gençliğin özgürlük ateşiyle yanmaya başladığı yer Türkiye değildi,

Fransa’da başladı, oradan Avrupa’ya yayıldı, sonra Türkiye’ye geldi,

Bugün de tablo hemen hemen aynı,

Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da gençlerin kanı ateşlenmeye başladı,

İşte iki gün önce birinci sayfamıza koyduğumuz fotoğraf,

İngiliz gençler, Prens Charles’a saldırıyorlar, Ülkenin yönetimiyle pek de alakası olmayan, sembolik bir isme, Üstelik de İngiliz geleneğinde her zaman saygı duyulan bir pozisyonun temsilcisine,

Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da, İspanya’da her yerde öğrenci olayları var,

Bunlar tesadüf değil, Ekonomik kriz, zaten tırmanmakta olan işsizlik, yatırımların azalması gençlerde büyük tedirginlik yaratıyor,

Hepsi gelecek kaygısı, korkusu içinde,

Bir süre önce Bologna’daydım,

Avrupa’nın en eski üniversitesinin kenti,

Geçimini neredeyse öğrencilerden temin eden kentte nüfus yüzde 30’a yakın azalmış son 10 yılda,

Öğrencilerle sohbet ettim,

Hepsi boşuna okuduklarını, iş bulamayacaklarını, geleceklerini anne babalarından daha kötü şartlarda yaşayacaklarını düşünüyor,

Böyle bir ruh halindeki gençleri hiçbir şey teskin edemez, hiçbir şey önlerinde set olamaz,

Türkiye’deki gençlerin başlattığı eylemler aslında Avrupa’daki durumun yansıması,

Gençler kaygılı, korkulu, Üniversiteler sorunlu,

Ülkeyi yönetenler de, yönetmeye talip olanlar da bunun farkında değil,

Üniversitelilerin sorunları deyince akıllarına gelen tek şey "türban",

Sanki türban sorunu hallolunca üniversite gençliğinin tüm sorunları hallolacak, Oraya kilitlenmiş gidiyorlar,

İşsizlik dünya rekoru kırıyor, Kalifiye işgücünün iş bulma umudu daha da düşük,

Nepotizm almış başını gidiyor,

Gençler bunun farkında,

Bir gelecek göremiyorlar,

Geleceği olmayanın umudu da olmuyor,

Umudu olmayanın kaybedecek bir şeyi de olmuyor,

Kaybedecek bir şeyi olmayanların korkusu, çekineceği bir şey de olmuyor,

O yüzden gençlerin kıvılcımlanan isyanını kimse hafife almasın,

Kimse bunu şiddetle söndüreceğini de zannetmesin,

Bu kıvılcım, çok büyük bir yangın çıkarabilir,


Televizyonlar ve yeni bir kavram

DİZİLERLE ilgili yazım, evde küçük çapta bir infiale yol açtı,

Okumayı öğrendiği günden beri gazete okuyan kızım aradı,

"Baba, yazılarında benim fikirlerimi kullanma, İzlediğim dizilerle de uğraşma, Eğer izlediğim diziler geç saate alınırsa hesabını senden sorarım" dedi,

Önceki gün ufaklıkla konuştum,

Gençlerin televizyonda izlediği diziler, okulda sosyalleşmenin önemli bir unsuru olmuş,

Çocuklardan biri, "Fatih Abi, annem bana bu dizileri seyrettirmiyordu, Ama bu çok kötü bir şey, Çünkü okulda ertesi gün herkes dizilerdeki olaylardan, konuşmalardan bahsediyordu, Bense bu sohbetlere katılamıyordum, Hatta aptal muamelesi görüyordum, Çünkü herkesin bildiği, izlediği bir şeyi bilmiyordum, Bunu anneme anlatınca benim de bu dizileri izlememe izin vermeye başladı" dedi,

Anladığım kadarıyla çocuklar ve büyüklerde televizyonun etkisi hemen hemen aynı,

Büyükler bazen bir diziyi, bazen bir talk-show’u veya tartışma programını aynen bu gerekçeyle, "sohbetlerde konunun içinde olabilmek" adına izliyorlar,

Çünkü sosyalleşmenin gereklerinden biri, televizyon dünyasında olan bitenlerden haberdar olmak,

Bizim Mağara Levent, bu duruma da bir kavram üretmişti zaten,

"Conversational currency", yani "sohbet akçesi" diyor,

Ortak konuları giderek azalan insanların, sohbet konusu olarak "televizyonlarda olan biteni" sohbet konusu yapması, sosyal grupların "aynı diziyi izleyenlerden" oluşması gibi bir durum çıkıyor ortaya,

Bu önemli,

Çünkü televizyon gerçeğinin hayat gerçeği olmasını, genel geçer gerçek hale gelmesini kolaylaştıran bir durum bu,

Bu durum şunu gösteriyor:

Televizyon yöneticilerinin çok ciddi bir sorumluluğu var,

Reyting uğruna yaptıkları her şey, bir süre sonra toplumu yönlendirmeye, toplumun gerçeği olmaya başlıyor,

O yüzden kendi adıma mutlu oluyorum,

Ankara’da bir fabrika açılışında yanıma gelen baretli, tulumlu işçiyi hatırlıyorum,

Koluma girip şöyle demişti: "Fatih Bey, Bardakçı ile yaptığınız program sayesinde çocuklarım kitap okumaya başladı, Biz yıllarca oku dedik, ellerine kitap almadılar, Sizi izleyince okumaya heveslendiler,"

Yaptığımız işin etkisi bu,

Bunu bilip buna göre davranmalıyız,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Çocuklarımıza yedirmeyeceğimiz yemeği başkalarının çocuklarının önüne koymadığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları