Salla gitsin diye devlet yönetilir mi?

CÜMLE vahim, Hem de çok vahim, Bir bakış açısını, bir devlet yönetme anlayışını göstermesi açısından vahim,

Önemli bir ağızdan çıktığı için vahim,

AKP Genel Başkan Yardımcısı Bekir Bozdağ söylediği için vahim,

Yapılan yasal düzenleme sonrası katili, seri katili, gaspçısı, tecavüzcüsü ve hatta bu suçların tümünü bir arada işleyeni serbest kalınca toplumsal tepkiyi gören iktidar partisi, her zaman olduğu gibi bu tepkiyi başka bir yöne yansıtma cihetine gitti,

Hazır bu tepki birilerine yöneltilecekse, en iyi hedef zaten iktidarla pek de iyi anlaşamayan, daha doğrusu iktidarın pek iyi anlaşamadığı Yüksek Yargı olmalıydı,

İktidarın sözcüleri topu Yargıtay’a atmaya başladılar,

Adalet Bakanı çıktı, “Davalar Yargıtay yüzünden uzuyor, Bu sonucun sorumlusu onlar” dedi,

Tabii 8 yıldır hiçbir yasal düzenleme yapmadıklarını, daha doğrusu yapılan yasal düzenlemeleri uygulamadıkları için Yargıtay’ın iş yükünün azaltılamadığını söylemedi,

İstinaf mahkemelerini hayata geçirmedikleri için Yargıtay’ın bu halde olduğuna değinmedi,

7 saniyede bir dosyayı karara bağlayan Yargıtay’ın daha hızlı çalışmasının mümkün olmadığına da elbette değinmedi,

“Bize değil Yargıtay’a kızın” demeye getirdi,

Hadi bu siyasi bir manevradır deyip geçelim,

Ama Bekir Bozdağ’ın söyledikleri daha da vahim,

Bozdağ diyor ki, “Yargıtay isterse bu dosyaların hepsini 1 saatte karara bağlayabilir”,

Bahsettiği dosyaların sayısı 1 milyon 500 bin,

Yargıtay’daki 500 hâkim, dosyaları okumadan sadece imza atsalar 1 saatte bu kadar imzayı atamazlar,

Ama mesele o değil,

Yargıtay’ın önündeki dosyalar bizim için “basit birer dosya” olabilir,

Ama o dosyaların mağdurları için, o dosyaların maktulleri için ve o dosyaların şüphelileri için “hayat” anlamına geliyorlar,

Kimi özgürlüğünü, kimi içindeki acıyı, kimi kaybettiği parayı, kimi kaybettiği insanı o dosyaların dağıtacağı adaletle bulmayı umuyor, istiyor,

“Yargıtay o dosyaları isterse 1 saatte karara bağlar” demek, ne demek biliyor musunuz?

“Kardeşim ne dosyaları inceleyip duruyorlar, Önlerine geleni imzalayıp yollasınlar, Uğraşmasınlar” demek,

Yani, “Adalet dağıtmayın, Dağıtmaya çalışmayın, Yasak savın” demek,

Vahim olan işte bu anlayış,

“Sonucunu düşünmeden, insanları, insanların hayatlarını, geleceklerini nasıl etkileyeceğini düşünmeden sallayın gitsin” demek,

Bu anlayışla devlet yönetilirse neler olabileceğini söylememe gerek yok,

Zaten görüyoruz,


Sabıka da kimin sabıkası

Adaleti savunuyorum ama adaletin ne halde olduğunu da görmüyor değilim,

Görmek ne kelime, yaşamıyor değilim, Bakın size bir anımı anlatayım da adaleti görün,

Hani diyorlar ya, “Adamına göre işler” diye,

Onun somut kanıtı,

Bundan yıllar önce Yüksek Seçim Kurulu (YSK) hakkında ağır bir yazı kaleme aldım,

Biliyorsunuz, Yüksek Seçim Kurulu hâkimlerden oluşur,

YSK üyeleri beni dava ettiler,

Ankara’daki avukatımız, galiba Şahin Mengü’ydü, arayıp haber verdi,

“Gelip ifade vermem gerekiyor mu?” diye sordum,

“Gerek yok, Bu celse çağrı çıkar, İkinci celse gelip ifadeni verirsin” dedi, Dava günü, öğle saatlerinde telefonum çaldı, Arayan, davaya bakan avukatlardan biriydi,

“Gelip ifade vermenize gerek yok” dedi,

“Ne oldu, dava mı düştü?” dedim,

“Yok mahkûm oldunuz” dedi,

“İlk celsede mi?” diye sordum,

“Evet, ilk celsede, Tam 11 dakika sürdü,”

İnanamadım, “Savunma alınmadan mahkûmiyet mi olur?” dedim,

Avukat, “Merak etmeyin, Yargıtay’dan döner, Bizce de olmaz” dedi,

“Ne zaman döner Yargıtay’dan” diye sordum,

“En az 1 yıl, belki daha fazla” dedi,

10 veya 15 gün sonra aradı,

“Yargıtay da onadı” dedi,

“Hani en az bir yıl sürerdi?” diye sordum,

“Vallahi anlamadık, Hâkimler arası dayanışma herhalde” dedi,

İşte adaletin bir yüzü de bu aslında,

O davadan aldığım mahkûmiyet “sabıka kâğıdımda” durdu yıllarca,

Ama benim sabıkam mı, Türk adaletinin sabıkası mı hâlâ karar veremedim! Yapıyormuş gibi yaparken bozmaya çalışmadığımız zaman,


En hakiki kabadayı

Haberi görünce güldüm,

Ünlü kabadayı Nuriş de “Benim de serbest kalmam lazım” diyerek mahkemeye başvurmuş,

Güldüm,

Çünkü şu “kabadayılar” âleminde benim saygı duyduğum tek kişi Nuri Ergin ya da bilinen lakabıyla Nuriş’tir,

Diyeceksiniz ki, “Böyle bir adama nasıl saygı duyarsın?”

Niye biliyor musunuz, Türkiye’nin “sahte kabadayılar” dünyasında tek gerçek kabadayı odur da ondan,

Bizim yıllarca “mafyacı” diye bildiğimiz, ortalığa dehşet saçan, ihale kotaran, haraç kesen, işadamlarının kimyasını bozanların hepsi “kıçlarını devlete dayamışlardı”,

Her birinin devlette, devletin güvenlik kuruluşlarında, hatta parlamentoda, emniyette, MİT’te adamları vardı,

Devlet koruması altında kabadayılık yaparlardı, başları sıkışınca devletteki “abileri” onları korur kurtarırdı,

Kabadayılıkları sahteydi, Devletin içindeki pisliklerin desteğiyle iş kotarırlardı, Devletin ağırlığını kullanırlardı,

Bana göre bunlar arasındaki tek istisna Nuri Ergin’di,

Ne devlette abileri vardı, ne de onu koruyanları,

Kendi başına, bileğinin gücüyle kabadayılık yaptı, Bedelini ödemeyi göze alarak, ödeyerek,

Korunmadı, kollanmadı,

Yaptıklarını asla doğru bulmam, Kabul etmem, Hoş görmem, Ama bu yüzden Nuri Ergin’i diğerlerinden ayırırım ben,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yapıyormuş gibi yaparken bozmaya çalışmadığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları