Yeni lider tipi yeni demokrasi tipi

HER canım sıkıldığında yaptığımı yaptım,

Kaçtım İstanbul’dan ve hatta Türkiye’den,

Yine Pireneler’de, hani bizim Kürt terörünü sona erdirmek için "Örnek alalım mı acaba" dediğimiz Bask bölgesindeyim Fransa’nın, bir dağ köyünde,

Ama kaçsanız da, kaçamıyorsunuz,

Önümde televizyon açık, Sarkozy’yi dinliyorum bu sefer,

Karşısındaki gazetecileri fırçalıyor,

Soruya soruyla yanıt veriyor, Gazetecinin bilgisini test etmeye çalışıyor, Gazetecinin cümlesindeki bir açığı bulup doğrusunu söylüyor ve onaylatmaya çalışıyor, Adamı eze eze,

Fransa’nın artık bir sosyal devlet olmaması gerektiğini anlatıyor ama tam tersini söyleyerek,

"Önümüzde seçimler var ve ben bunları yapıyorum, kaybetme pahasına" diyor, Buna saygı gösterilmesini istiyor,

Yapacağım dediği şey, emekliliği zorlaştırmak, geciktirmek ve hatta biraz da imkânsızlaştırmak, Gazeteciler itiraz ediyor, "Batalım mı istiyorsunuz" diye soruyor,

Fransa’dan kaçan sermayeden şikâyet ediyor,

Bunun için servetten alınan verginin ortadan kaldırılması gerektiğini, bütün Fransız sermayesinin Almanya’ya, Belçika’ya kaçtığını anlatıyor,

Söylediklerinde doğrular da var, yanlışlar ve hatta yalanlar da,

Ama söylediklerinden daha fazla dikkat çeken şey, söyleme üslubu,

Karşısındakini küçük görerek, ezerek, fırçalayarak, "Siz bir şey bilmezsiniz ben bilirim"e getirerek,

Galiba artık yeni lider tipi bu,

"En iyisi alışmak herhalde" diyor yanımda oturan Fransız arkadaşım,

"Başka tanıdıkların var mı?" diyorum,

"Putin de böyle, Başka yerlerde de böyle liderler çıkacak, Galiba demokrasi diye diye bu noktaya doğru ilerliyoruz, Ekonomik problemler, demokrasi diyen ama demokrasiden başka her şeye benzeyen rejim ve liderleri getirecek, Çocuklarımız buna hazırlıklı olmalı" diyor,

Ben kucağımda uyuklayan kızımın başını okşuyorum,

Biz geldik gidiyoruz,

Onları daha zor bir dünya bekliyor galiba,


Samimiyetsizlik

ERTUĞRUL Özkök’ün son dönemde yazdıklarını okurken içim acıyor,

Gerçekten acıyor, Mideme bir sızı giriyor, yukarı doğru çıkıyor, Göğüs kafesimin birleşip bittiği noktada bir yumru olarak kalıyor bazen,

Tasfiyelerden bahsediyor; bugünün güçlülerinin, kendisinin ve içinde bulunduğu grubun üzerine gelmesinden duyduğu üzüntüyü, rahatsızlığı, bundaki adaletsizliği anlatmaya çalışıyor,

Bu yazılarla karşılarında olduğunu düşündüğü insanlara ahlaki, etik, insani dersler vermeye çalışıyor,

"Yapmayın bize bunları" dercesine yazıyor,

Özkök’ün yazılarında çok doğrular var ama çok önemli bir şeyi yazmayı daima unutuyor,

Bugün kendilerine yapılanların çok daha fazlasını geçmişte kendi içinde bulunduğu grubun yaptığını, kendilerini güçlü gördükleri zamanlarda bugün güçsüz oldukları için yapamadıkları ve kendilerine yapılmasından şikâyetçi oldukları her şeyin mucidi olduklarını yazmayı unutuyor,

Oysa Ertuğrul Özkök’ün yazılarında anlatmak istediğinin canlı örneği, kendi içinde bulunduğu grup,

Bakın o günün mağrurları, bugün nasıl ezik bir mağduriyet edebiyatı içindeler,

Ve dersin büyüğü, Özkök’ün yazılarında yazamadığı, eksik kalan ana fikir burada,

Büyüklük de, küçüklük de geçici,

Dün büyük olan bugün küçük, küçük olan yarın büyük olabiliyor,

Ama bu döngü hiç sabit kalmıyor,

Yani dün Özkök’ün grubunun yaptıklarını, bugün kendilerinin büyüdüğünü ve güçlendiğini zannederek yapmaya kalkışanlar, yarın kendilerinin de küçülebileceğini ve bir başkasının büyüyebileceğini bilmeliler,

Hem de hiç değişmez bir kural olarak bilmeliler,

O yüzden de kendilerine ait olmayan ve dayandıkları yerden gelen gücü, asla kendi güçleri zannedip kullanmamalılar,

Bir gün dayandıkları yerler çökünce, aynen Özkök’ün bugün yazdıklarını yazmak zorunda kalabilirler,

Özkök’ün yazılarını içim ağrıyarak okumam bu yüzden,

Hâlâ ve her şeye rağmen samimi değil,

Hâlâ eksik, hâlâ sahte,

O yüzden de etkisi yok,

Üzmüyor insanı, ders vermiyor,

Sadece acındırıyor,

Geçmişin hatalarından ders almışlık yok içinde hâlâ,

Sadece şimdi aynı şeyleri başkasının yapıyor olmasına duyulan kıskançlık ve o yapılanların hedeflerinden biri olmanın getirdiği "Ekşimsi korku" var,

Ama "Yarın bir daha asla yapmam" yok içinde o yazıların,

Belki de en üzücüsü, ne Ertuğrul’da, ne de Aydın Doğan’da "Hiç değilse giderken onurlu davranalım" hali olmaması ve hâlâ kaypaklık hissedilmesi,

Yine de aklıselim sahipleri ders çıkarmalı o yazılardan, Günün değişebildiğini, gün değiştiğinde pişman olmamak gerektiğini, günün değişebileceğini düşünüp hep doğru olmanın gerektiğini, doğruluğun asla kıvırmadığını, pişman olmadığını ve daha pek çoğunu,

Her şeyden ders alınabilir,

Bazen yazana ve yazanın yazmadıklarına rağmen,,,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Adam olmak gerekmediğini gördüğümüz zaman moralimiz bozulmadığında

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları