CHP ve Avrupa solu

ÇOKÇA duyduğum bir söylem haline geldi, "Bu CHP’den bir halt olmaz" cümlesi,

Söyleyenlerin büyük bölümü aslında sol diyebileceğiniz fikirlere sahip,

Kendini demokrat olarak tanımlayan, geçmişte sol hareketlerin içinde, kıyısında, kenarında yer almış isimler,

"Niye" diye sorulduğunda standartlaşmış yanıtlar veriyorlar,

"Kürt meselesini bunlar mı çözecek, Özgürlüklerden hiç bahsetmiyorlar, Statükocu bunlar, özgürlükçü değil, Hiçbir mesajları yok, Çözüm önerileri yok, sadece eleştiri yapıyorlar, Doğru düzgün kadroları yok" gibi beylik eleştiriler,

Kılıçdaroğlu’nun "Yeni CHP" diye tanımladığı yapı, bu eleştirilerin üstesinden gelmeye çalışıyor,

Çözümler sunuyor, Bu sefer bunlar beğenilmiyor,

Vitrin yapıyor, Umursanmıyor,

Hiç kimse düşünmüyor, "AKP iktidar olmadan evvel kadrolarını çok mu tanıyorduk" diye,

Eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım başarılı bir bakandı, Tanıyor muydunuz?

Ya Sağlık Bakanı’nı?

Peki Ali Babacan’ı?

Mehdi Eker’i?

Bırakın onları, bazıları Başbakan Erdoğan için "Muhtar bile olamaz" demiyor muydu!

Peki AKP iktidara gelirken çözüm önerileriyle mi geldi,

Geldi ve pek çok meselede önemli başarılar elde etti,

O zaman bilmediğimiz, şimdi ezberlediğimiz kadrolarıyla,

Ama bana göre dış politikada çok ciddi hatalar yaptılar,

Kürt meselesinde ise ne denli büyük yanlışlar yaptıklarını önümüzdeki dönemde çok acı bir şekilde göreceğiz,

Bakın şunu söyleyeyim size,

Bugün Türkiye’deki solun durumunu acımasızca eleştirenlerin, solun güçlenememesinin faturasını CHP’ye çıkaranların gözden kaçırdığı çok önemli bir gerçek var,

Dünyanın her yerinde "siyasi modalar" var,

Bu modalar bütün ülkeleri etkiliyor,

Başarısız denilen CHP, bugün oy oranları açısından Avrupa’nın en başarılı sol partilerinden biri,

Bakın Almanya’ya, Güçlü bir sol partiye sahip olan Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin oy oranı yüzde 20,8,

Yıllarca solun iktidar olduğu Fransa’da sol yerlerde sürünüyor, Milliyetçilik yükseliyor, Sarkozy’ye rağmen sağ daha başarılı,

Sol, hatta komünist geleneklere sahip İtalya’da sol koalisyonun toplam oyu yüzde 38,

Neredeyse iki partili bir sistem sayılabilecek İngiltere’de İşçi Partisi yüzde 28,

Sadece İspanya’da Sosyalist’ler önde, Ama onlar da tek başına iktidar olamıyor,

Ha, bir de Yunanistan’da sol başta ama o da sol mu değil mi tartışılır,

Zaten tüm bu ülkelerde sol tartışılıyor,

Liberalleşti mi solcuları, sollaştı mı liberalleri kaybeden ve iki cami arasında kalan sol kendini yeniden tanımlamaya, dünyaya ayak uydurmaya çalışıyor,

O yüzden CHP’yi eleştirirken biraz daha insaflı olmak lazım,

Bunalımlı, kendini yeniden tanımlamaya çalışan bir ideolojinin Türkiye ayağı olarak aynı sıkıntıları yaşıyorlar,

 


Saklı hayatlar

AKP uzun zamandır, daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçtiğinden beri, örgüt bazında Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini öne çıkaran bir "anti propaganda" yapıyordu,

Ancak bu söylem ve tavır, partinin üst yönetimi tarafından benimsenmiyor, altyapıda kullanılıyordu,

Üst yapıda ise tam aksine Alevi açılımlarıyla Alevi oyları kazanılmaya, Reha Çamuroğlu gibi isimlerin katılımıyla Alevilere açık bir parti havası verilmeye çalışılıyordu,

Ancak son dönemde AKP bu politikayı bir kenara bıraktı ve en yetkili ağızlardan, en üst perdeden Alevi vurgusu yapılmaya, CHP’ye oradan yüklenilmeye başlandı,

Bu aslında bir öze dönüş,

Bu arada ilginç tatsız gelişmeler de olmuyor değil,

Sinemasever bir dostum, "Saklı Hayatlar diye bir film var, Git gör, Aleviliği daha iyi anlarsın" deyince bu filmi görmek istedim,

Ancak hiçbir yerde film gösterimde değil,

Büyük zincirler bu filme yer vermemişler, anlaşma yapmamışlar,

İstanbul’da sadece 20-25 koltuklu küçük bir salonda yer bulabilmiş film,

"Bari orada gideyim" dedim,

Yer bulmak ne mümkün,

Bütün biletler önceden satılmış,

Hem de günler öncesinden,

İnşallah haftaya gideceğim,

Ve bu arada bu filmin neden gösterilecek salon bulamadığını da öğreneceğim,

 


Hıncal Uluç talkın veremez

FENAFİLLAH mertebesine eriştiği yönündeki söylemi ciddiye alan Hıncal Uluç Ağabeyimiz, köşesinden gazetecilik dersi vermiş geçen gün,

Demiş ki: "Türkiye’de gazetecilik ölmüş, Başbakan’ın çılgın projesini bilen en az 100 kişi varken, hiçbir gazeteci bu 100 kişiye ulaşıp projenin ne olduğunu öğrenememiş, Böyle gazetecilik mi olurmuş,"

70’ine gelmiş adama ders vermek işimiz değil,

Versek de Hıncal Uluç bu dersi alacak tip değil ama yine de yazalım,

Biliyorsunuz, Başbakan çılgın proje denilen şeyi sadece Hıncal Uluç’a anlatmıştı, Geçen sene eylül ayında,

O da "Ben biliyorum ama söylemem" demiş, biz de Habertürk olarak bunun peşine düşmüştük,

Nitekim bulduk da,

Güzergâhını tam olarak tespit edemedik ama çılgın projenin İstanbul’a yapılacak ikinci bir Boğaz olduğunu bulduk ve manşetten duyurduk,

Ekim ayının 7’sinde,

Yani Hıncal Uluç’un söylediği doğru değil,

Türkiye’de hâlâ iyi gazetecilik yapanlar var, Kimse yoksa biz varız,

Fakat Hıncal Uluç ölmüş bir gazetecilik arıyorsa bence aynaya bakmalı,

Çünkü "kötü gazeteci" kendisidir,

Hıncal Uluç bir gazeteciyse eğer, bilmesi lazım gelir ki, gazeteciler başbakanların "sırdaşı" değildir,

Elbette ki, bazı konular off the record’dur ama bunlar genelde güvenlik konuları olur,

Bir gazeteci, Başbakan’ın kedisine verdiği bomba gibi bir haberi eğer 7 ay boyunca yazmıyor, yazdırmıyorsa o gazeteci "ölmüştür", çünkü onun gazeteciliği ölmüştür,

Çok önemli bir haberi 7 ay boyunca haber yapmayıp saklayan bir gazetecinin el âleme talkın verme haddi yoktur,

Kendini gazeteci zannetme hakkı kaldığını da zannetmiyorum,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Tek bir işi beceremeyenden 10 işi becermesini beklemenin hata olduğunu anladığımız zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları