Kahn olayını bir de böyle düşünün

IMF Başkanı Strauss-Kahn’ın New York’ta bir otel odasında, kat görevlisine "ağır tacizde’ bulunduğu iddiasıyla tutuklanması dünya gündeminde çok önemli bir yer işgal ediyor,

Olayın gelişme biçimi ve sonrasında yaşananlar "hayret verici",

Kahn iddia edilen olaydan sonra kaldığı otelden çıkıyor, havalimanına gidiyor, uçağa biniyor, uçaktan indirilip gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor,

Gözaltı ve tutuklanma sürecinde Amerikan adalet sisteminde pek de rastlanmayan bir şekilde her adımı görüntüleniyor, kelepçeli, hatta üstü başı perişan edilmiş şekilde fotoğraflanmasına izin veriliyor, bu fotoğraflar uluslararası medyaya servis ediliyor,

Çok net bir "itibarsızlaştırma operasyonu",

Dünya ve Fransız medyasından izleyebildiğim kadarıyla olayda pek çok karanlık nokta var,

Kahn’ın odasına öğle vakti kat görevlisi niye girer, odada VIP birinin kaldığı bilindiği halde?

Kahn banyodan çıkınca kat görevlisi niye özür dileyip odayı terk etmez?

Neden "house keeping" görevlisi, Kahn’ın odadan ayrılmasından çok sonra, yarı çıplak bir halde ortaya çıkıp olayı duyurur?

Kahn’dan daha iri yapılı, daha uzun boylu kat görevlisi nasıl olur da Kahn’ın saldırısı sırasında ona karşı koymaz, en azından az da olsa zarar vermez?

Bir tecavüzcünün oral seks yaptırması nasıl mümkün olur?

Olayda pek çok komplo kokusu var,

Olayın komplo olduğunu düşünenler, Kahn’ın zafiyetini bilenlerin ona böyle bir tuzak kurduğunu, kat hizmetlisinin baştan çıkmaya zaten teşne olan Kahn’ı baştan çıkardığını ve delil toplayacak kadar yakınlaştıktan sonra "taciz ve tecavüz" iddiasında bulunduğu savunuyorlar,

Şunu sorabilirsiniz: "Neden Kahn’a yönelik böyle bir komplo kurulsun?"

Herkes bu komplonun arkasında Sarkozy’nin olabileceğini söylüyor,

Ben ise o kanaatte değilim,

Sarkozy bu komplodan yarar sağlamış olabilir, Komplonun işbirlikçisi olabilir,

Ancak ben bu komplonun arkasında, tabii eğer komploysa "derin Amerika"nın olduğunu düşünüyorum, Önümüzdeki başkanlık seçimlerinde Sarkozy’nin en büyük rakibi olması ve onu alt etmesi beklenen Kahn’ın uluslararası finans çevreleri ve özellikle de globalleşme yanlısı çokuluslu devlerin hoşlanmadığı bir figür olduğu bilinmeyen bir şey değil,

Globalleşmeye en kapalı ülke olan, ulusal şirketlerini global sermayeye kapalı tutmakta direnen, özelleştirme konularında hiç de hevesli olmayan, vergi yasalarıyla bu şirketlere karşı kendini koruyan Fransa’da Sarkozy tüm bunları sona erdirecek isim olarak görülüyor,

Fransa’yı uluslararası sermayeye daha açık hale getirmeye başlayan, vergi yasalarını tümden değiştirerek daha liberal politikalar izlemeye başlayacağını söyleyen, bunun adımlarını atan Sarkozy, çokuluslu sermayenin hoşuna giden bir Fransız lider,

Kahn ise tam tersi,

Dahası Kahn, 2008 krizinden sonra "ahlaksız ve üçkâğıtçı" bankacılık ve finans kurumlarının hedef tahtasına koyduğu isim,

Global krizin "suçlularının" bulunması konusunda uluslararası işbirliğini sağlayan, bunların açık, gedik ve deliklerini bulma konusunda soruşturma komisyonlarına destek ve veri sağlayan bir adam,

Kahn’ın hem IMF’nin başından gitmesi, hem de Fransa’nın başına geçme ihtimalinin ortadan kalkması çokuluslu sermayenin işi olabilir,

Kuvvetle muhtemel,

Not: 2010 Cannes Film Festivali’nde "En İyi Belgesel" dalında aday olan "Inside Job" adlı filmi izlemenizi tavsiye ediyorum, Charles Ferguson’un bu müthiş belgeseli hem dünya finans devlerinin rezilliğini ortaya koyuyor, hem de Kahn’ın neden bunların hedefi olduğunu çok iyi bir şekilde anlatıyor, Bulun ve izleyin "Inside Job"u,

 


Demirel’le telefonda

9, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le telefonda konuştuk,

Doğrusunu söylemek gerekirse, Başbakan Erdoğan’ın meydanlarda adını anıyor olmasından büyük bir rahatsızlığı var gibi görünmüyordu,

Yarım yüzyıllık politikacı bu tür meselelerden rahatsız olacak çağı çoktan aşmış belli ki!

Ancak suçlamaların ve bazılarının şahitliklerinin doğruluk payının olmamasından mutsuz,

Her zamanki nezaketiyle, "Sayın Altaylı, Süleyman Demirel, Kılıçdaroğlu’nun akıl hocası demeleri hoş değil, Ben 50 yıllık birikimi, isteyen herkesle paylaşmaya, bildiğim bir şey varsa, bunu isteyen herkese söylemeye amadeyim, Kapım kimseye kapalı değil, Ancak Sayın Kılıçdaroğlu ile bu türden bir ilişkimiz olmadı, Doğrusunu isterseniz Kemal Kılıçdaroğlu Bey’le toplamda üç kez konuştum,

Birinde bir karşılaşmamızda, birinde bir konuyu konuşmak için ben aradım, Son konuşmamız içinse taziye amaçlıydı, Kayınpederinin vefatından sonra başsağlığı dilemek için aradım, Bu konuşmaların hiçbirinde de iddia edilen içerikte bir konuşmamız, bir telkinim, bir isteğim olmamıştır" dedi,

"Olabilir de, siz de siyasetin içinde olmak isterseniz buna bir mâni yok, bunu da yazdım" dedim,

"Olabilir ama olmadı" dedi,

Özellikle de Balçiçek İlter’in söylediklerinden rahatsız olmuştu,

"Balçiçek Hanım’ın duyduklarına atfen yaptığı şahadet hilafı hakikattir, Sözde ben, Haberal için CHP’lileri taciz boyutunda ricacı olmuşum, Böyle bir şey söz konusu değildir" dedi,

Bunu özellikle vurgulama ihtiyacı içinde olduğunu hissettim,

"Daha önce Başbakan’la görüşmüştünüz" diye hatırlattım,

"Benim kapım kimseye kapalı değil, Herkesle görüşürüm, Türkiye’de elini taşın altına sokan herkes eğer bana bir şey sormak isterse kapım açıktır ama Sayın Kılıçdaroğlu ile böyle bir görüşmemiz olmadı" dedi,

Benim anlamakta zorlandığım mesele şu,

Bugün Demirel’i CHP’ye akıl vermekle suçlayan Başbakan Erdoğan, geçmişte Süleyman Demirel’le görüşmüş, hatta "Türkiye Ombudsmanı" olması için yeşil ışık yakmıştı,

Acaba ayıp olan Süleyman Bey’le görüşmek mi, yoksa CHP’nin Süleyman Bey’le görüşmesi mi?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Tarafsızlığı karşı tarafta olmak olarak algılamadığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları