Engin Alan o uçakta var mıydı?

BAŞBAKAN’ın, "Ayağa kalkmadı, gereği yapıldı" demesi, tutuklu emekli General Engin Alan’ı yeniden gündeme taşıdı,

Engin Alan’ı bildiğim kadarıyla tanımıyorum,

Kendisiyle bir yerlerde karşılaştık mı, benim defalarca gittiğim Güneydoğu’daki çatışma bölgelerinde hiç birlikte olduk mu bilmiyorum,

İyi bir asker midir, yetenekli bir komutan mıdır bunu değerlendirecek bilgiye sahip değilim,

Türk Ordusu’nun her subayı gibi bu memlekete hizmet ettiğini biliyorum sadece,

Bu hizmeti sırasında hataları olmuş mudur onu da bilemem,

Şu anda suçlandığı meseleyle ilgili olarak da bir fikir yürütmem mümkün değil,

Ancak bildiğim bazı şeyleri yazmam gerek,

Yazmalıyım ki, gelecek nesillere yanlış bilgi aktarmış olmayalım,

Biliyorsunuz, Engin Alan efsanesinin temel taşlarından bir tanesi, "Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan alıp getiren komutan olması" meselesi,

İddialar o ki, Kenya’da CIA tarafından yakalanıp paketlenen Öcalan, Türkiye’den giden bir grup görevli tarafından teslim alınmış ve Türkiye’ye getirilmiş, ardından da İmralı’ya kapatılmıştı,

Öcalan’ı almaya giden 7 kişilik ekip için Cavit Çağlar’a ait TC CAG kuyruk numaralı Falcon 900B tipi uçak kiralanmış, ekip Öcalan’ı Türkiye’de bir askeri üsse getirmişti,

Öcalan’ı teslim almaya giden ekibin başında Engin Alan’ın olduğu son yıllarda söylene söylene "İnanılır bir gerçek" haline geldi,

Doğrusunu isterseniz bu bilgi gerçek değil,

Ben bugüne kadar Engin Alan’ın, "Ben o uçakta değildim" açıklamasını neden yapmadığını merak eder dururum,

Çünkü emekli General Engin Alan, Öcalan’ı teslim almaya giden Falcon 900B tipi uçakta yoktu,

Bunu o dönemde görüştüğüm çok üst düzey bir MİT yetkilisine dayanarak söylüyorum,

MİT yetkilisi, yıllar önce bu operasyonu ve Engin Alan’ın uçakta olup olmadığını sorduğum zaman "yazılmamak" kaydıyla bana şunları anlattı:

"Bu operasyon istihbarat örgütlerinin uluslararası işbirliğiyle gerçekleştirdiği bir operasyondu, Milli İstihbarat Teşkilatı, CIA ve kimse bilmez ama Yunan İstihbaratı’nın ortak çalışması sonucu yapılmıştır, Biz Yunan İstihbaratı’ndaki dostlarımızın da katkısıyla takibi gerçekleştirdik, CIA ise Kenya’daki ağını kullanarak operasyonu sonuçlandırdı,

Zaten uçağı da son anda değil, birkaç gün önceden kiralamıştık, Öcalan’ı almaya giden uçakta Engin Alan yoktu, Aslında uçakta asker olarak sadece Gülhane’den bir tabip yüzbaşı ya da yanılmış olmayayım binbaşı da olabilir, sadece 1 kişi vardı, Diğer 6 kişinin tamamı bizim çocuklardı, Yani MİT görevlileriydi, Genelkurmay’ın bu operasyonun detaylarından bilgisi dahi yoktu, Engin Alan’ın isminin bu operasyonla birlikte anılmasının nedeni, büyük bir ihtimalle o gün Başbakanlık binasına koşarak girip, ardından yine koşarak çıkmasından kaynaklanıyor olabilir, Ama o uçakta Engin Alan olmadığı gibi sadece ekipteki doktor askerdi,"

Engin Alan çok kahraman, çok değerli bir asker olabilir,

Ama benim sağlam kaynaklardan bildiğim budur,

Bu bilgi devletin arşivlerinde de herhalde mevcuttur,

 


Temel şaşkınlık

GALİBA memleketten topyekûn gitmek, taşınmak lazım, Ya da bir sahil veya dağ köyüne yerleşip, hiç düşünmemek, fikir üretmemek,

Yaşanacak yer olmaktan çıkmış bu ülke,

Hele düşünecek yer olmaktan iyice çıkmış,

Dün dedim ki, "Yahu şu 19 Mayıs’ı adam gibi kutlasak", yemediğimiz laf kalmadı,

Dediğim de bir şey olsa gam yemem,

"Diyorum ki, sıkıcı, angarya haline gelmiş törenler yapacağımıza, şunu gerçek bir Gençlik ve Spor Bayramı’na çevirsek, O hafta okulları tatil etsek, Liseler ve üniversiteler arası yarışmalar yapsak, Turnuvalar düzenlesek, turnuvaların finallerini o haftaya toplasak, Okullara 19 Mayıs kupaları versek çeşitli spor branşlarında, Geceleri tüm kentlerde gençlik şölenleri düzenlesek, Her kentte gençler meydanlara toplansa, konserler yapılsa, okullar arası müzik yarışmaları yapılsa, sanatçılar yurdun dört bir yanına dağılıp gençlere konser verse, gençler eğlense, bu bayram ve Atatürk’ümüzün doğum günü daha güzel kutlanmış olmaz mı? Stadyumda çağdışı kalmış beden esnetme hareketleri yapacağımıza, askeri okullar her yıl kule kuracağına,"

Vay vay vay,

Bunları yazarak Cumhuriyet’in temellerine dinamit koymuşum,

Gençlere hediye edilen bir bayramı daha güzel, daha şenlikli, daha neşeli kutlama önerisi Cumhuriyet’in temeline dinamit koymaksa, vay benim memleketimin haline,

Siz stadyumda beden eğitimi dersini toplu halde yapmayı Cumhuriyet’in temeli zannediyorsanız memleketin bu hale düşmesine şaşmamak lazım,

Siz o temel zannettiğiniz şeyi korurken, atı alan Cumhuriyet’in üzerinden geçiyor haberiniz var mı!

 


Düşünmeye zorlamaktan zarar gelmez

"SURİYE, Türkiye’nin eyaleti olamaz mı?" diye sordum,

Tepkiler farklı,

Konuya daha hâkim olanlar "olumlu" yönde fikir bildirirken, bazıları "Başımızda yeterince bela varken, bir de Suriye belası mı?" demiş,

Bazen defi bela için hamle şarttır,

Üstelik bu fikrin babası ben değilim,

1922’de de bu çok tartışılmış, Lozan’da bile gündeme gelmesi mevzubahis olmuş bir mesele,

Zaten 1960’lara kadar da Suriye ile Türkiye ilişkileri zaman zaman gerilmiş olsa da çok sıcak, çok yakın, Yönetim, Osmanlı mirası Türklerin elinde Suriye’de,

Olmayacak iş değil,

Zaten dediğim gibi yarın bu meseleyi yazacağım, Bir kez daha,

Hem de bazılarınızı çok kızdıracak, çok şaşırtacak önerilerle,

Hem Suriye, hem Irak’la ilgili olarak, hem de Türkiye’nin yapısıyla ilgili olarak,

Şimdiden söyleyeyim, Kızacaksınız belki,

Ama benim derdim kızdırmak değil,

Farklı bir düşünce seslendirmek, Farklı düşünmeye, ufuk açmaya zorlamak,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Bazen doğruyu söyleyen düşmandan değil, doğruyu söylemeyen dosttan korkmak gerektiğini anladığımız zaman

Erişilebilirlik Araçları