Eeee, yeter be!

HATİP Dicle’nin milletvekilliği düşürüldü,

Önce Hatip Dicle hakkındaki görüşümü söyleyeyim,

İyi bir siyasetçidir, Bilgilidir, ne yaptığını bilen adamdır, Teröre, daha doğrusu terör örgütüne biraz mesafe koymayı başarsa hakkında olumsuz şey söylemek mümkün olmaz,

Ama BDP’lilerin ne yazık ki böyle bir yeteneği veya cesareti yok,

Gelelim milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesine,

Perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi,

Yasalar böyle olduğu sürece, milletvekili olması mümkün değildi,

Nitekim olamadı da,

Türkiye’deki en yetkili kurum olan "YSK" vekilliği düşürdü,

Artık dönüşü zor,

BDP ise öfkeli,

"Ya 36’mız birden Meclis’e geliriz ya da hiçbirimiz gelmeyiz" diyorlar,

Diğer yandan da sokak olayları, gösteriler, Doğu ve Güneydoğu’da artan gerginlikle ve olması muhtemel olaylarla "tehdit" ediyorlar,

Bu da bana "Artık yeter" dedirtiyor,

BDP’lilerin siyaset yapmasına yıllardır ne kadar destek verdiğim malum,

"Dağda silahla dolaşacağınıza düz ovada siyaset yapın" deyip de karşılarına türlü engel çıkarmak olmaz,

Ama zurnanın da zırt dediği bir yer var elbet,

O da burası işte,

Hatip Dicle vekil olamıyor,

BDP’liler hemen tehdit ve şantaj yolunu seçiyorlar,

Kardeşim, yasalar ortadayken, bu kadar açıkken, tehdit ve şantajla yasalar yok mu sayılacak!

Aynı durumda bir AK Parti veya bir CHP veya bir MHP milletvekili olsa onun milletvekilliği de düşmeyecek miydi?

Onlar ne diyecekti o zaman!

AK Parti yüzde 50’yi, CHP yüzde 26’yı sokağa mı dökecekti!

CHP’liler etrafı taşlayacak mıydı!

MHP’liler silahlı eylem mi başlatacaktı!

Yasalara uymayacaksınız, yasaları dikkate almayacaksınız ve sonra tehditler savuracaksınız,

Var mı böyle bir şey?

"Ya 36 kişi geliriz ya gelmeyiz" laf mı?

Hele hele "Bırakmazlarsa biz gider alırız" demek ne demek!

Kendinizi yasalar üstü görüyor ve ayrıcalık mı istiyorsunuz!

Peki bu milletin geri kalanı eşekbaşı mı!

 


Öcalan’dan talimat alacaklar

BDP’liler Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşmesinden sonra "ne yapacaklarına" tam olarak karar vermek için, avukatların yapacağı İmralı ziyaretini bekliyorlar,

Oradan gelecek talimata göre hareket edecekler,

Benim bildiğim Abdullah Öcalan, pragmatik bir kişiliğe sahip,

Büyük bir ihtimalle, "Hatip Dicle meselesini bir kenara bırakın, 35 kişiyle Meclis’e gidin" diyecektir,

Tabii KCK tutuklularının serbest bırakılmama ihtimali hâlâ mevcut,

Eğer onlar da tutuklu kalırsa, işler biraz daha karmaşık bir hal alabilir,

 


Ara seçim veya Siirt usulü

HATİP Dicle’nin vekilliği düşünce ortaya mini bir kaos çıktı,

Eğer 36 BDP’li vekillikten ayrılırsa mecburen "ara seçime" gidilecek,

Yani 36 milletvekilinin illerinde "ara seçim" yapılacak,

Bu durumdan en büyük faydayı AKP sağlayacak,

En büyük zararı ise BDP görecek,

BDP, 36 milletvekilinden en az 12’sini kaybedecek,

AKP ise bunlardan en az 11’ini kazanacak,

Ve Anayasa’yı değiştirebileceği çoğunluğu elde edecek,

Bu yüzden BDP’liler istifa etmeyi düşünmüyorlar,

Bu durumu düzeltmenin en kolay yolu, daha önce Siirt’te Başbakan Erdoğan’ın seçilme yöntemi olarak kullanılan yöntem,

 


Stockholm benzetmesi cahilce

STOCKHOLM Sendromu tartışması "anlamsız" bir hal aldı,

Bir banka soygununda yaklaşık 2 gün süren bir rehine krizi sonunda, rehinelerden birinin soygunculardan birine âşık olmasıdır Stockholm Sendromu

CHP, halkın Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yüzde 50 oy vermesini, soyguncusuna âşık olan kadının aşkına benzetti,

Olayın tam olarak aslını esasını bilmeyenler durmadan tartışıyorlar, AK Parti’ye yakın olanlar ise CHP’nin halka hakaret ettiğini söyleyip CHP’ye hakaretler yağdırıyorlar,

Oysa CHP’nin "Stockholm Sendromu" benzetmesi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne değil, Cumhuriyet Halk Partisi’ne hakaret,

Olayın aslını öğrenince anlayacaksınız,

Stockholm’deki bu olay meydana geldiği zaman, halkın ve basının büyük bölümü polisin tutumunu eleştirmişti,

Çünkü soyguncuların, rehinelerin bir bölümünü serbest bırakma talebi polis tarafından engellenmiş, bankanın kapıları polis tarafından rehineler ve soyguncuların üzerine kapatılmış ve polis rehinelerin can güvenliğini tehlikeye atacak pek çok şey yapmıştı,

Bütün bu yapılanlar rehinelerin polise kızmasına, polisten nefret etmesine ve kendilerini rehin alanlara yakınlaşmasına, kendini onlara borçlu hissetmesine ve hatta âşık olmasına yol açmıştı,

Sadece rehineler değil, halkın büyük bölümü de soyguncuları polisten daha iyi insanlar olarak görüyordu,

Bu yüzden Stockholm Sendromu benzetmesi AK Parti’ye değil, CHP’ye eleştiridir,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Büyüklüğün ebatla veya yaşla değil tavırla ortaya koyulduğunu görebildiğimiz zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları