Tutulmayacak yemin edilse ne olur

BİRKAÇ gündür yaşanan komedi dün nihayete erdi,

Eden etti, etmeyen etmedi,

Türkiye’nin en önemli ve "tutulmayan" yeminini,

Milletvekili yemini şöyledir:

"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim,"

Sizce milletvekillerinden kaçı bu yemine "sadık" kalır,

Bence pek azı,

Zaten bu yeminin kendisi "yasama özgürlüğüne" aykırıdır,

Mesela "Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma" diye bir bölüm var yeminin içeriğinde,

Anayasa’yı değiştirme gücüne sahip bir kurumun üyesi olmak için böyle bir yemin olur mu Allah aşkına,

Bu Meclis’in üyelerinin neredeyse tamamı "Yeni Anayasa yapacağız" diye geldi Meclis’e,

Şimdi diyecekler ki, "Anayasa’ya sadık kalacağım",

Aleni yalan bu,

Böyle yemin mi olur!

Baş tarafını hiç ele almayalım zaten,

Şimdilerde neredeyse "ayıp olan" ilke ve inkilaplara bağlı kalacağına yemin edenler sadece komik oluyorlar,

550 kişinin büyük bölümü asla ve asla sadık kalmayacağı ve asla ve asla inanmadığı, benimsemediği şeyler için "namusu ve şerefi" üzerine yemin ediyor,

Bu durum benim hayatımda gördüğüm en anlamsız işlerden biridir,

Yalan yere yemin etmektense yemin etmemek yeğdir,

Meclis’in yapacağı en doğru iş, bu yemin komedisini kaldırmaktır,

Ha ille de yemin etmek gerekiyorsa "Yolsuzluk yaparsam, gücümü çıkarlarım için kullanırsam,,," diye başlayan ve bildik şekilde sona eren bir yemin etsinler,

Daha doğru olur!

 


Bir mahkûmun mahkûmiyet isyanı

HAYATIMDA aldığım en ilginç mektuplardan birini aldım,

Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden geliyor mektup,

Mahkûm okurum yazmış; "Her ne kadar sizin televizyon yönetimiyle bir ilginiz olmadığını bilsem de,,," diye başlıyor ve maruzatını aktarıyor:

"Edirne Cezaevi’nden nakille geldim, Edirne F Tipi Cezaevi’nde kurum yönetiminin belirlediği kanal sayısı 30 idi, Tekirdağ Cezaevi’nde de izlenebilen kanal sayısı 30,

Bizim bulunduğumuz Sakarya Cezaevi’nde ise 20 kanal izlenebiliyor ve bunların arasında Habertürk yer almıyor,

Oysa ben sizin Teke Tek ve Murat Bardakçı’nın Tarihin Arka Odası programlarının takipçisiyim, Bulunduğumuz cezaevinin politikası bizi, 3, sınıf senaryolarla çekilmiş dizileri izlemeye mahkûm etmektedir, Konuyla ilgileneceğinizi umuyorum, Selam ve saygılarımla"

Bir mahkûmun isyanı bu,

Kendi mahkûmiyeti üzerine bir de dizilere mahkûm olmayı "fazladan ceza" gibi görüyor,

Ben de Adalet Bakanlığı’na duyurmuş olayım,

En azından bir standart getirilmesi yerinde olur,

Kimin neyi izleyeceği cezaevi müdürünün keyfine kalmaz,

 


Konjonktürel terör

BDP bu krizi bile bile çıkardı demiştim geçen hafta,

KCK tutukluları konusunda BDP ve Ergenekon tutukluları konusunda CHP ve MHP ne kadar haklıysa Hatip Dicle konusunda BDP’nin en küçük bir haklılığı yok,

Milletvekili olamayacağı bilindiği halde aday gösterilmesi "Seçim sonrası yeni bir kriz ve yeni bir güç gösterisi için" baştan atılmış planlı bir adım bence,

Ve belki de gelecekte Öcalan‘ın adaylığı için bir meşru zemin oluşturma gayreti,

Hükümlü olmayan tutuklu vekiller konusunda yargının geçmişten gelen bir içtihadı var,

Yargı için içtihadlar önemli, Herkes ona göre adım atıyor, ona göre iş yapıyor,

İçtihada uymamak yargının ayıbı,

Ancak Hatip Dicle konusunda "ayıplı" iki kurum var,

Biri BDP diğeri YSK,

Geçen hafta yazmıştım "Başka aday bulamadınız mı da bile bile Dicle’yi aday gösterdiniz" diye,

Tabii YSK’nın "eyyamcılığı" da ayrı bir mevzu,

Dicle‘ye önce hayır, sonra evet, sonra yine hayır,

Bile bile lades durumu,

Şimdi BDP’nin planı belli, Bir yandan İmralı’dan tarihlerle "tehdit" diğer yandan sokak olaylarıyla tehdit,

Olacak iş değil,

Tabii işin bir başka boyutu daha var,

Hatip Dicle‘nin mahkûmiyeti,

Dicle‘nin yargılanmasına ve mahkûm olmasına neden olan yasa,

Bence asıl sorun burada,

Meclis’in asıl yapması gereken "terör suçunun" kapsamıyla ilgili bir düzenleme yapmak,

Bu kadar geniş bir terör suçu düzenlemesiyle bu işler yürümez,

"Terör değil siyaset yapın" ilkesi asla işlemez,

Meclis’in yapması gereken ilk iş bunu ele almak olmalı,

Yoksa "özgür" siyaseti terörden ayırmak çok zorlaşır,

Dahası konjonktürel "terör" algıları yaratılır ki, demokrasinin en büyük düşmanı da bu olur,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Mahkûmları kötü televizyon programlarına mahkûm etmediğimiz zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları