Lokomotif doğru rayda

İSTANBUL’un müthiş bir kültür-sanat kenti haline gelişini izliyor musunuz?

Bana göre şu anda Berlin’le birlikte Avrupa’da bu konuda yükselen iki kentten biri,

Bu sonbaharda başlayacak İstanbul Bienali, dünyanın en iyi üç bienali arasında gösterilmeye başlandı,

Sergiler, konserler, gelen giden sanatçılar zaten müthiş,

Pıtrak gibi galeriler açılıyor,

Contemporary İstanbul giderek bir Art Basel olma yoluna girerken, bir benzerinin bu yıldan itibaren yapılacağını duyuyoruz,

Yaz boyunca İstanbul’u şenlendiren konserler ise başlı başına bir olay,

Tabii bunlar bir anda olmuyor,

İstanbul’un geldiği bu noktada ve gitmekte olduğu yolda İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın en önemli etken olduğunu unutmamak, Nejat Eczacıbaşı’nı ve 16 dostunu saygıyla anmak lazım,

İstanbul’un bu hali aslında Türkiye’nin gitmek istediği yeri de işaretliyor,

Böyle bir kente sahip bir ülkenin, geri dönmesi, Batı’ya daha doğrusu medeniyete, gelişmişliğe, öncülüğe sırtını çevirmesi pek mümkün görünmüyor,

Türkiye’nin "muasır medeniyetler arasındaki yerini alma" projesinin lokomotifi İstanbul’dur,

İstanbul, bu yerin artık alındığının kanıtıdır,

Türkiye’nin geleceğiyle ilgili karanlık düşüncelere kapılanlar veya karamsar olanlar İstanbul’a bakıp rahatlayabilirler,

Lokomotifi böyle olan bir trenin, yanlış istasyona gitmesi imkân dahilinde değildir,

 


Keyifli yapılan iş iyi oluyor

GEÇEN hafta İstanbul’daki konserlerden ikisine gitmek istiyordum,

Aslında üçüne gitmek istiyordum desem daha doğru olacak ama ikisine gidebildim,

Biri Sir Elton John, diğeri ise Bon Jovi konserleri,

Önce Elton John konserine gittim,

Emin olun pişman oldum gittiğime,

Bu kadar mı kötü olur,

Elton John ununu elemiş, eleğini asmış gibiydi, Ya da eleğini İstanbul’a getirmemişti,

Kötü bir repertuvar ve "Bitse de gitsek" havasında sahnedeydi,

Sahnede hiç eğlenmediler,

Sporda da, sahne sanatlarında da böyledir,

Sahnedeki veya sahadaki eğlenmiyorsa, izleyen de eğlenemez,

Elton John, "Bitse de gitsek" havasında olunca izleyici de o havaya girdi,

Gördüğüm en sıkıcı konser oldu diyebilirim,

Küçükçiftlik Parkı’ndaki izleyicilerden mutlu olan sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceği kanaatindeyim,

Bon Jovi ise tam tersiydi,

Bon Jovi sahneye çıktı, Müthiş bir enerjiyle, müthiş bir hevesle şarkı söylemeye başladı, Yanında Richie Sambora da aynı havadaydı,

Konserin 10, dakikasına gelmeden 40 bini aşkın dinleyiciyi avucunun içine aldı, parmağının ucunda oynatmaya başladı,

O eğlendikçe seyirci eğlendi, seyirci coştukça o coştu,

Müthiş bir konser oldu,

Türk Telekom Arena, ilk kez böyle bir coşku gördü diyebilirim,

Üstelik de kısa süre önce bacağını kırmıştı Bon Jovi, ama performansı dört dörtlüktü,

Bir ara kızım bana dönüp, "Baba bu adam seninle yaşıt, Hatta senden büyük, Bir kendine bak, bir de şuna" dedi,

Diyemedim ki, "Ben gazeteciyim o rock’çı", Diyemedim ki, "Adam yakışıklı",

İki konserden sonra şuna emin oldum:

Siz işinizi yaparken eğleniyorsanız, keyif alıyorsanız, mutlu oluyorsanız o iş iyi oluyor,

Siz işinizi yaparken sıkılıyorsanız, keyif almıyorsanız, o işten hayır gelmiyor,

 


Emniyet’ten yanıt

DÜNKÜ yazım üzerine İstanbul Emniyeti’nden üst düzey bir yetkili aradı,

"Bizim, sizin o fotoğrafı yayınlamanıza ilişkin hiçbir rahatsızlığımız yok, Sizi eleştirenler dahil hangi gazete veya gazeteci o fotoğrafı ele geçirse yayınlardı, Bizim açımızdan sorun, bu fotoğrafın Emniyet’ten dışarı çıkartılmasıdır, Siz işinizi iyi yaptınız ama bizim arkadaşlardan biri işine ihanet ettiği için koca bir emniyet camiası üzüldü, Bizim derdimiz onunla" dedi,

Ben yazımda, "Bizim yayınladığımız fotoğrafın soruşturmanın gizliliğiyle ilgisi yok, Soruşturma dosyasındaki fotoğrafları alıp yayınlayanlara niye kimse bakmıyor" demiştim,

Onun da yanıtını verdi arayan yetkili:

"Evet dediğiniz gibi soruşturma dosyasında bulunan bazı fotoğraflar da anında medyaya sızdı ve yayınlandı, Ama bizim bununla ilgili bir şey yapmadığımız, o konuyu araştırmadığımız doğru değil, Biz sızan o fotoğraflarla ilgili de savcılığa suç duyurusunda bulunduk, Bulabildiğimiz kadarıyla o fotoğraflar sanık avukatlarının aldığı dosyalardan sızdırılmış, Hangi avukatın bunu gazetelere verdiğini de tespit ettik, Ama işin komik ya da trajikomik tarafı, bunları medyaya dağıtan avukat, daha sonra ‘Medyaya bunları kim sızdırıyor’ diye veryansın eden avukat, Yani kendi veriyor fotoğrafları, sonra kendi bağırıyor kim verdi diye, Biz bunu da tespit ettik ve savcılığa bildirdik,"

Organize Suçlar Şubesi, soruşturmayla ilgili bunca detayın basına sızmasından çok rahatsız anladığım kadarıyla,

9 aydır büyük gizlilikle yürüttükleri işin şimdi bozulmasından korkuyorlar,

Onlar haklı, Ama bizim işimiz de, kamuoyunda oluşan merakı gidermek ve kafalardaki sorulara yanıt verebilmek,

Belki de, en iyisi basını doğru ve organize biçimde bilgilendirmek,

Böylelikle bilgi kirliliğini de ortadan kaldırmak,

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Yazılarını okumadan yazarlara sövmediğimiz zaman. (Okuyup anlayanlara boynumuz kıldan ince.)

Erişilebilirlik Araçları