Reklam

‘Adalet’in işini yapanı da var

BİR yandan yargıdaki depremi tartışıyoruz ve yargıya güven giderek sarsılıyor ama yargı bir yandan da görevini yapıyor. En azından yargı mensuplarının büyük bölümü işlerini büyük özveriyle ve her türlü yıpratmaya rağmen sürdürüyorlar.

Benim 10 yılı aşkın süredir büyük bir dikkatle takip ettiğim ve zaman zaman eleştirdiğim “hortumcu banka patronlarının” yargılanmalarında yıllar sonra nihayet “sona” gelindi.

8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşen bir görev değişikliği sonrası, yıllardır karara bağlanamayan pek çok dosya hızlı bir şekilde sonuçlandırıldı.

Tam sayısıyla 11 davadan 9’u sessiz sedasız tamamlandı.

İmar Bankası davası 29.03.2013 tarihinde sona erdi, 47 sanıklı davada Cem Uzan’a 18 yıl 5 ay hapis cezası çıkarken 7 sanık daha çeşitli cezalara çarptırıldılar.

İktisat Bankası davası geçen eylül ayında sona erdi ve Erol Aksoy’a 12.5 yıl ceza verilirken, 11 sanık da 4 yıl ile 10 yıl arasında değişen cezalara çarptırıldılar.

Bayındırbank davasında Kamuran Çörtük’e 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

EGS Bank dosyasında bankanın yönetim kurulu başkanı İsmail Canseven 7 yıl 1 aya mahkûm oldu.

Kentbank davasında BDDK’nın davadan çekilmesiyle dava düştü.

Bank Kapital davasında Mahmut Ceylan’a 5 yıl 10 ay hapis cezasına hükmedildi.

Sümerbank davasında Hayyam Garipoğlu’na 6 yıl 6 ay mahkûmiyet verildi.

Pamukbank davasında Mehmet Emin Karamehmet 7 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

Toprakbank davasında, hissedarların davalı olmadığı bir dosyada 4 sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.

Yaklaşık 4 bin sayfa gerekçeli karar yazıldı.

Kala kala Etibank ve Esbank davaları kaldı.

Etibank Davası’nda sanık Dinç Bilgin’in reddi hâkim talebi nedeniyle dava başka bir mahkemeye gitti ve inşallah bir gün sonuçlanacak.

Esbank davası ise bir başka mahkemeden 8. Ağır Ceza’ya yeni gönderildi ve yakında o da sonuçlanacak.

Bunu niye yazdım.

Birincisi yıllardan beri bu davalarla yakından ilgilendiğim için.

Ama asıl olarak “Adalet sallanıyor ama sallanmadan işini yapan yargı mensupları da var” diyebilmek için.

Üstelik de her türlü baskıya, engellemeye rağmen.

 

Paralel yapıya nereden girecekler

MEDYANIN her türlüsünde son günlerin en çok konuşulan konularından biri “paralel devlet yapılanması” olarak tanımlanan “kamu görevlilerine” karşı “yasal işlem” başlatılıp başlatılmayacağı.

Yani hükümete karşı komplo kurduğu öne sürülen hâkim, savcı ve polislere yönelik davaların açılıp açılmayacağı.

Gün geçmiyor ki bununla ilgili iddialar ortaya atılmasın.

Bu iddiaların nedeni ise hükümetin ve AK Parti’nin konuya yaklaşım biçimi.

Sürekli olarak “ihanet, dış bağlantı, derin yapı” denilince elde bunlarla ilgili birtakım somut veriler olduğu ve bunlara dayanılarak bu kişilerle ilgili “yargı yoluna” gidileceği izlemini doğuyor.

Son bir iki günde, bu meseleyle ilgili bazı “somut” bilgiler geldi.

Bunları sizlerle paylaşmadan durmam mümkün değil.

Öğrenebildiğim kadarıyla, hükümet, paralel devlet yapılanması olarak tanımladığı “Cemaat”e yönelik seçimlere kadar bir adım atma niyetinde değil.

Hamlenin seçimden sonra yapılacağı konuşuluyor.

İddiaya göre ilk adım Hrant Dink cinayeti üzerinden atılacak.

Hrant Dink cinayeti sırasında Trabzon Emniyet Müdürlüğü yapmakta olan ve cinayetten sonra taltif edilircesine Emniyet İstihbarat Müdürlüğü’ne getirilen Ramazan Akyürek’le ilgili bir dosya hazırlandığı ve ilk davanın Akyürek’e açılacağı, buradan ortaya çıkacak bağlantılarla paralel yapının çorap söküğü gibi ortaya çıkacağı söyleniyor.

İkinci adım ise Başbakan Erdoğan’ın çalışma odasında ve evindeki ofisinde bulunan “dinleme cihazları” ile ilgili.

İddiaya göre bu cihazları yerleştiren “emniyet mensubu”nun kimliği belirlenmiş.

Bu kişinin ilişkileri ve bağlantıları da ayrı bir soruşturma halinde yürütülüyormuş.

Bu iki soruşturmayla paralel yapının büyük ölçüde ortaya çıkacağı ve bunun sonucunda “Ergenekon ve Balyoz” benzeri davaların açılacağı söyleniyor.

Tüm bunlar için öngörülen zaman ise Nisan 2014…

 

Hedef kitleye doğru tercih ama

JULIANNE Moore’un Türkiye’nin tanıtım yüzü olmasıyla ilgili pek çok eleştiri var.

En sert eleştiri ise MHP’den.

Kadına demediklerini bırakmamışlar, sanki kadın bu işe talip olmuş gibi.
Elbette her isim eleştiriye açıktır ve beğenen olduğu kadar beğenmeyen de olabilir ama bana göre Julianne Moore, Türkiye’nin “hedeflediği” turizm açısından doğru isimdir.

En azından Kevin Costner’dan daha doğru bir isimdir.

Çünkü Julianne Moore, temsil ettiği tarz ve kitle itibarıyla “A plus” bir aktristir.

Oscar adaylıklarıyla, kişisel tavrıyla “üst kitleye” mesaj verme olasılığı daha yüksek bir oyuncudur.

Saygındır.

Kalitelidir.

Çok daha popüler olan ama aynı zamanda “paçoz” sayılabilecek isimlerdense Moore kırk kere daha doğru bir tercihtir.

Meryl Streep olsa daha iyi olurdu belki ama…

Julianne Moore de onun bir aşağısıdır.

Türkiye’nin bundan böyle görmek istediği “paralı, kaliteli, entelektüel düzeyi daha yüksek” turist tipine hitap edecek bir seçimdir.

Ama Türkiye’nin giderek bozulan imajını ne kadar kurtarabilir, orası tartışılır.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Adalet saraylarında adaletin “Kralı” oturabildiği zaman….
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları