‘Velev ki’ desem belki anlarsınız

NE öfkeli olmuşuz, ne çok kızmışız birbirimize.

Ve galiba daha ne çok kızacağız.

Dün Habertürk’e Berkin’i manşet yaptık.

Ben burada Berkin’i yazdım.

Üç türlü tepki vardı gün boyu.

Büyük çoğunluk “Elinize sağlık” diyenler…

İkinci çoğunluk ise “Ne ekmek alması, o çocuk gösteriye katılıyordu. Niye masum göstermeye çalışıyorsunuz” diye öfke kusanlar.

Bir küçük azınlık ise “Şimdi mi uyandınız Berkin’e. Daha önce aklınız neredeydi” diyenler.

Önce onlara kısa bir yanıt vereyim.

Bu gazetede, bu köşede kafasından vurulduğu günden beri onlarca Berkin haberi yaptık.

Ben bu köşede defalarca “Berkin’e bir geçmiş olsun bile çok görülüyor” diye hükümete, Başbakan’a çağrı yaptım, eleştirdim.

Berkin’in babası Sami Elvan’la röportaj bu gazetede yayınlandı.

Berkin hastaneden “atılmak” istendiğinde en sert tepkiyi bu gazete gösterdi.

Siz okumadınız diye biz yazmadık değil.

Gelelim “O ekmek almaya gitmiyordu, gösteriye katılıyordu” diyen “insaf fukaralarına”.

Berkin ekmek almaya gidiyordu da, sizin çok sevdiğiniz bir kelimeyle ifade etmek gerekirse “Velev ki, gösteriye katılıyordu” diye başlasam ne diyeceksiniz.

Velev ki Berkin gösteriye katılıyordu.

Gösteriye katılmanın cezası “kafasına atılan gaz bombasıyla” öldürülmek midir!

Gösteri Anayasal hak değil mi?

Velev ki Berkin bu Anayasal hakkını kullanıyordu, öldürmek mi lazım!

Öldürülmesini hoş görmek mi lazım!

Bu ülke çok gösteri gördü.

Mesela geçmişte, baskı altında olduğunu söyleyen, “yaşam tarzlarını” baskı veya tehdit altında gören İslamcılar her cuma gösteri yaparlardı cami önlerinde, “suç muydu?” yaptıkları.

Ya da üniversite önünde başörtüsü eylemi yapardı başörtülü kızlarımız.

Onların kafasına atılsaydı gaz bombaları ve birkaçı hayatını kaybetseydi, “Eylem yapıyorlardı” diye hak ettiklerini düşünecek miydiniz?

Berkin ekmek almaya gidiyordu ama velev ki eylemciydi, velev ki o da yaşam tarzının baskı altına alınmasına tepki gösteriyordu; öldürülmeli miydi!

Ben bunları yazınca diyecekler ki, “Ama eylemlerde şiddet vardı”.

Bak kardeşim, arkadaşım, de ki şiddet vardı.

Yakalarsın, yaptığı şiddete orantılı bir ceza verirsin.

Ama öldürmezsin.

Eğer orada polis kendi kafasına göre ölüm cezası verirse bunun adı “yargısız infaz” olur.

Hani Doğu’da, Güneydoğu’da artık olmuyor diye övündüğümüz ve sevindiğimiz yargısız infazlardan biri olur.

İster misin olmasını?

Ha diyorsan ki, “Benim gibi olmayan ölsün”, ona diyecek lafım olmaz elbet.

Daha çook Berkin’ler ölür o zaman.

Ama o zaman bu ülke, artık bu ülke olmaz.

Onu bilelim de, bu kavganın nereye kadar gideceğini görüp aklımızı başımıza alalım.

Hep birlikte.

Ama yine de son kez söyleyeyim.

Berkin ekmek alıyordu.

Sizin çocuklarınız gibi, bizim çocuklarımız gibi.

Sizin, bizim değil, aslında hepsi bizim çocuklarımız.

Bunu bir anlasanız!

 

2

BU fotoğraftaki yer benim okulum, Galatasaray Lisesi’nin, bizim sevdiğimiz adıyla Mekteb-i Sultani’nin bahçesi.

Bahçesinin bir bölümü daha doğrusu.

Bizim “Grand Cour” yani “Büyük Alan” dediğimiz yer.

Bir zamanlar Türk futbolunun efsanevi isimleri olan Turgay Şeren’lerin, Coşkun Özarı’ların, Doğan Koloğlu’ların yetiştiği saha.

Küçük sınıflardayken orada oynayabilmek için sabahın 6’sında uyandığımız, son sınıfa gelince keyfini çıkardığımız spor mabedimiz.

Dün orada benim okuduğum sıralarda okuyan kardeşlerim, Galatasaray Lisesi’ne yakışan bir tavır sergilediler.

Berkin kardeşlerini uğurladılar.

Bütün öğrenciler Grand Cour’a çıktılar ve kendi bedenleriyle “Berkin”i oluşturdular.

Her zaman gurur duyduğum mektebimle bir kez daha gurur duydum.

Ve her zaman duyduğum gururun yersiz olmadığını bir kez daha anladım.

 

Müdahale varsa olay var

BENİM dün olan bitenlerden anladığım şudur.

Türkiye’yi yöneten, yönlendiren irade her neyse ve her kime aitse, Türkiye’nin gerginleşmesinden, Türkiye’nin cepheleşmesinden “medet” umuyor.

Öyle olmasa dün “iyi başlayan” gün, böyle “kötü” bitmezdi.

Özellikle İstanbul’da sabah saatlerinde belki 1 milyona yakın insan sokaktaydı, Berkin’i uğurluyordu.

O mahşeri kalabalığa rağmen tek bir olay çıkmadı.

Niye biliyor musunuz.

Çünkü “polis müdahalesi yoktu”.

Sonra akşamüzeri polis müdahale etti.

Ortada hiçbir şey yokken.

Ve ortalık karıştı.

İstanbul bir kez daha savaş alanına döndü.

Biraz bağırıp çağırdıktan sonra dağılacak olan kalabalıklar, bir anda bu müdahaleyle gerildi ve ardından olaylar patladı.

Öyle bir görüntü ortaya çıktı ki, polis olay çıkınca müdahale etmiyor, polis olay çıksın diye müdahale ediyor.

Bana öyle geliyor ki, bazıları bu görüntülerin ortaya çıkmasını istiyor.

İstiyor ki, insanlar korksun, insanlar şiddeti ve baskıyı “mazur ve hatta makul görmeye başlasın”.

Bence başka izahı yok.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Şiddet tuzağına düşmediğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları