Elektrikte üçlü geçirme

Elektrik fiyatları zirve yapınca, elektrik dağıtıcıları ile hükümet de bir zirve yaptı dün.

Sonuç ne çıktı bilmiyoruz.

Tahminen olumlu bir sonuç yok.

Bir indirim falan olsaydı, bunu açıklamak Bakan’a kalmazdı.

Demek ki, şimdilik iyi haber yok.

Elektrik dağıtıcılarına ne mesaj verildiğini bilmiyorum ama tahminlerim var.

Biraz düşünürseniz siz de edebilirsiniz.

Ben ise bugün başka bir konudan söz etmek istiyorum, elektrikte nasıl “üçlü geçirdiklerinden” ve bu durumun kimsenin konuşmuyor olmasından.

Herkes günlük 7 kwh indirimli tarifeden falan söz ediyor ama üçlü tarifeden bahseden yok.

Ve farkında mısınız ki, asıl geçirme orada.

Biliyorsunuzdur, geceleri elektrik daha ucuz diye bir palavra var.

Bu nedenle sizlere akıllı sayaç taktırıyorlar ki, gece tarifesinden yararlanın diye.

Siz de gece daha çok kullanıyorum avantajlı olurum diye bunu taktırıyorsunuz.

Ama kazın ayağı öyle değil.

Akıllı sayacı taktırdığınız anda size “akıllı biçimde” faturayı takıyorlar.

Şöyle ki, akıllı sayaçlar tarafından hesaplanan üçlü tarife meskenler için şöyle:

Gündüz yani saat 06.00 ile 17.00 arası 1,37 TL.

Akşam yani saat 17.00 ile 22.00 arası 2,180 TL.

Gece yani saat 22.00 ile 06.00 arası 0,7 TL ödüyorsunuz.

Çamaşırı gece 10’dan sonra yıkamıyor, çocuğunuz dersini gece 10’dan sonra çalışmıyor, televizyonunuzu gece 10’dan sonra açmıyor, çayınızı, kahvenizi gece 10’dan sonra içmiyorsanız durumunuz iyi değil.

Eve gelip ayaklarınızı uzatıp keyif yaptığınız zamanlar, elektriğin en pahalı zamanları.

Anlayacağınız siz gece daha az öderim derken elektriği en çok kullandığınız 17.00-22.00 arasında en pahalı elektriği kullanıyorsunuz.

Akıllı sayaçlar yapıyor bunu ama akılları elektriği satandan yana sizden değil.

Üçlü tarife dedikleri aslında Fransızların tabiriyle “menage a trois”.

Devlet ve dağıtıcının hep birlikte size tecavüz ettiği bir üçlü ilişki.

Sanayide de ve ticarethanelerde de durum farklı değil.

Orada da üçlü tarife aynı mantıkla çalışıyor. Tecavüzcüler de aynı.

Bu tarifeden avantaj sağlayan tek ticarethane türü muhtemelen gece kulüpleri ve pavyonlar.

Tabii bu arada neden yaz saati kış saati uygulamasından vazgeçildiğini de anlamışsınızdır herhalde.

Siz Suudi Arabistan ile aynı zaman diliminde olalım diye yapıldığını ve dini nedenlerle olduğunu zannediyordunuz değil mi!

Konu din falan değil, hala anlamadınız mı!

***

Darbe artığı YÖK’ten eğitime son darbe

Üniversite sınavında baraj kaldırıldı.

Hayırlı uğurlu olsun.

Muhteşem olan eğitim sistemimiz biraz daha muhteşem olacak, dünyada ilk 500 arasına giremeyen üniversitelerimiz artık ilk 1000 arasına giremeyecek.

İktidara pek de uzak olmayan bir akademisyen aradı karar açıklanınca.

“Ne diyorsun” diye.

“Rezalet” dedim kararı savunacağını düşünerek.

“Rezaletin katmerlisi, daniskası” dedi.

Şaşırdım.

“Tek bir Türkçe sorusuna doğru cevap veren üniversiteye girecek, önümüze talebe diye çıkacak” dedi.

“Çeyrek de fen veya matematik yapması gerekmiyor mu?” diye sordum.

“Gerekmiyor” yanıtını verdi.

“Yaptıklarını çok beğendiğim Milli Eğitim Bakanı’nın şimdiye kadarki yaklaşımları ile çok ters bir durum. Nasıl böyle bir şey yapar” dedim.

“Karar YÖK’ünmüş. Bakan’ın haberi bile olmayabilir” dedi.

Telefonu kapattık.

Bu rezil kararın hiçbir geçerli ve bilimsel gerekçesi olamaz.

Hiç sınav yapmayın daha iyi.

Bu saçma sapan karar

1. Genç işsizlik rakamlarını 4 sene öteler.

2. Özel üniversitelerin boş kontenjanlarını doldurur para kazanmalarını sağlar.

3. Mezun olduklarında iş bulamayacakları garanti olan çocuklar için ailelerin yapacağı gereksiz harcamayı arttırır.

4. Diplomalı işsiz sayısını katlar.

5. Eğitimin genel düzeyini yerle bir eder.

YÖK adlı darbeci ürünü kurul bu rezil kararını bir de kalan tek tük iyi üniversitenin kontenjanlarını zorla attırarak taçlandırırsa, bu ülkenin kalan son temellerine de bombayı koymuş olur.

Milli Eğitim Bakanı Özer’in bu rezaleti durdurma ihtimali var mı onu da bilmiyorum!

***

Federasyon yaladı yuttu

Hıncal Uluç son zamanlardaki en katıldığım yazısını yazdı dün.

Türkiye Futbol Federasyonu’na yönelik olarak.

Bir yerlerde okumuşsunuzdur muhtemelen, eski Fenerbahçeli yönetici, şimdinin Rizespor Başkanı Tahir Kıran bir açıklama yaptı ve gerek Futbol Federasyonu’na, gerekse hakemlere yönelik ağzına geleni söyledi.

Hakem Cüneyt Çakır’a yönelik sözleri ise yenilir yutulur gibi değildi Kıran’ın.

Bu hakemin herhangi bir maçlarına verilmesinin söz konusu olamayacağını, verilirse takımını sahaya çıkarmayacağını söyledi Kıran ve Federasyon’a “Yiyorsa verin” dedi.

Rizespor Başkanı’nın bu sözlerinden sonra ne oldu?

Hiçbir şey.

Gerçekten hiçbir şey.

Futbol Federasyonu bu sözleri yedi, yaladı, yuttu.

Arsızca, utanmazca.

Tek bir yanıt yok.

“Takımlar bir hakemi istememe hakkına sahip değil. Tam aksine kimi istemiyorlarsa onu yollarız” diyen Federasyon “Cüneytine” bile sahip çıkamadı.

Tırstı oturdu.

Aynı lafları Ali Koç söylese 3 ay, Burak Elmas söylese 6 ay hak mahrumiyeti alır, Fatih Terim söylese bir sezon takımın başında sahaya çıkmasına yasak gelirdi.

Ama siyaseten torpilli Tahir Kıran söyleyince yuttu Federasyon.

Hıncal Uluç, işte bu tavrını eleştirdi Federasyon’un.

Eline sağlık.

Ben ise Kıran’ı eleştirmiyorum.

Tam aksine bu Federasyon’un kişiliğinin, haysiyetinin bu kadar olduğunu biz biliyorduk da, bunu herkesin bilmesini sağladığı için Tahir Kıran’a teşekkür ediyorum.

Bu arada söyleyeyim, Federasyon ve Cüneyt Çakır’la ilgili söylediklerinin her kelimesine de katılıyorum.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hadsize had  bildirmek terbiyesizlik zannedilmediği zaman.

Erişilebilirlik Araçları