Cumhuriyet’in bir kazanımı daha gidiyor

Birkaç yıl önce Güneydoğu Anadolu’ya yaptığımız bir gezi sonrası önce ben sonra eşim hastalandık.

Hatta eşimi hastaneye kaldırmak zorunda kaldık.

Uzun tetkikler sonrasında, rahatsızlığımızın bir bakteriden kaynaklandığı ortaya çıktı.

Eşime müdahale eden hekim, “Ne yazık ki, Türkiye’de artık daha önce görüp tanımadığımız bakteri ve virüslerle karşı karşıya kalıyoruz. Özellikle Suriye’den yoğun göç alan bölgelerde bunları daha fazla görüyoruz ama her yere yayılıyorlar” demişti.

Dikkat ederseniz son günlerde, Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol’un da işaret ettiği gibi Türkiye’de kökü kuruyan ya da kurumaya yüz tutmuş birtakım hastalıkların yeniden canlandığını okuyoruz. Son olarak poliomyelit yani çocuk felci vakalarında hızlı bir yükseliş olduğu bilgisi geldi.

Oysa daha pek çok hastalık gibi çocuk felci de, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1920’lerde oluşturduğu aşı politikası ile ortadan kalkmış hastalıklardan biriydi.

Kurucu Mustafa Kemal Atatürk, 1922 yılında TBMM’de aşılamanın önemine değinmiş, Cumhuriyet kurulup kurulmaz Osmanlı döneminden kalma sıtma, tifüs, difteri, verem, trahom gibi hastalıklarla mücadele başlamış, 1927’de yoğun bir verem aşısı kampanyası başlatılmış, 1930’da ise çiçek aşısı zorunlu hale getirilmiş, difteri, tetanoz, boğmaca aşıları uygulanmaya başlamıştı.

Hıfzısıhha Enstitüleri salgınlar ve hastalıklarla toplumsal mücadelenin öncüsü olmuştu.

1950’lerin ortasında Jonas Salk’ın çocuk felci aşısını bulup, önce kendi çocukları üzerinde deneyip, sonra da dünyaya armağan etmesinden sonra 2 yıl içinde ABD’deki çocuk felci vakalarında yüzde 90’lık azalma görülmesi üzerine bu aşı da Türkiye’de uygulanmaya başlamıştı.

Benim yaşıtlarım ve benden büyükler hatırlayacaktır.

Bizim okul yıllarımızda, sınıflarımızda mutlaka birkaç çocuk felci geçirmiş ve bunun izlerini taşıyan arkadaşımız olurdu.

Zaman içinde Türkiye’nin başarılı aşı uygulamaları sayesinde bu hastalık da ortadan kaybolup gitti.

Şimdi “Yeni Türkiye” iddiasındakilerin göç uygulamaları sayesinde çocuklarımızı hedef alan bu hastalık da hortladı.

Suriye ve Afganistan başta olmak üzere pek çoğu çok geri kalmış ülkelerden gelen “göçmenler” Cumhuriyet’in yok ettiği bu hastalıkları Türkiye’ye yeniden getiriyorlar.

Böylelikle Cumhuriyet’in kazanımlarından birini daha, üstelik de çocuklarımızın sağlığını ve geleceğini tehdit edecek bir biçimde kaybediyoruz.

Zaten zannederim göç politikasının amacı da buydu.

Uygulayanlara hayırlı olsun.

***

Barkey’in açıklaması neye delalet

Osman Kavala’nın haksız ve hukuksuz bir biçimde uzun süredir tutuklu kalmasının sürekli değişen ve yenilenen gerekçelerinden biri de CIA ile bağlantılı olduğu bilinen, Amerikalı ama aynı zamanda Türk vatandaşı akademisyen ve Ortadoğu uzmanı Henry Barkey ile Karaköy’de buluşması idi.

Bu buluşma iddiası ile Kavala 15 Temmuz darbe girişimine bağlanmaya çalışılıyordu.

Kavala ise ısrarla Henry Barkey ile buluşmadığını söylüyordu.

Henry Barkey 6 yıl boyunca bu konuda tek bir açıklama yapmadı.

Ne buluştum dedi.

Nu buluşmadım.

Ve 6 yıl sonra, her nedendir bilinmez ağzını açtı ve “O akşam Osman Kavala ile buluşmadım” dedi. Dahası kiminle buluştuğunu da açıkladı.

Aslı Aydıntaşbaş ile.

Aslı, son yıllarda giderek artan muhalif tavrı ile göze çarpıyordu.

ABD’de de ciddi bağlantıları vardı.

Ülkenin önemli gazetelerinde görüşleri, makaleleri yayınlanıyordu.

New York Times gazetesi yıllardır Aslı Aydıntaşbaş’ın görüşlerine ve yazılarına yer verirdi.

Barkey’in 6 yıllık “omerta” sonrası Aydıntaşbaş’ı “satması” bu açıdan ilginç.

Aslı Aydıntaşbaş ise “zamanlamayı ve açıklamayı” manidar bulduğunu söylüyor.

Haklı.

Bence de fazlasıyla manidar.

Ve bana göre ABD’nin Türkiye politikası ile ilgili bir değişimin ya da ABD’nin Türkiye’deki iktidara bakışında bir farklılaşmanın habercisi.

Büyük ihtimalle seçime doğru gidilirken iktidarın elini rahatlatacak bir yol açmaya çalışıyor.

Yeni bir zemin yaratılıyor.

Tabii her zaman söylediğim bir şeyi bir kez daha tekrar etmekte fayda var.

Gazeteci yaptığı her türlü görüşmeyi, içeriği yazılmamak koşulu ile yapılmış bile olsa kamuoyu ile paylaşmak zorunda.

Paylaşmadığınız zaman böyle sıkıntılı durumlar oluşabiliyor.

Aslı Aydıntaşbaş,  Barkey’in açıklamasını manidar buluyor.

Ama kendisinin bu konuyu bunca yıl açıklamamış olması, Kavala davası bu kadar gündemde iken “Yahu o kaynak Barkey ile yemek yiyen bendim” dememiş olması da bir o kadar manidar.

Bunu en başından söylemiş olsa, bugün bu manidar zamanlama ve açıklama ile karşı karşıya kalmayacaktı.

Şimdi bunu okuyunca kızacaktır ama elini vicdanına koy ve söyle, “Haksız mıyım Aslı”.

***

Her şey trolleşecek mi!

Aslında çoktan olması gerekiyordu ama sonunda Cemal Enginyurt’a nasip oldu.

Stüdyoda bu kez harbiden kavga çıktı.

Bir gazeteci, bir milletvekilinin yanında gelen ve mafyatik olduğu iddia edilen bir şahıs tarafından tartaklandı.

Bana defalarca ağır hakaretler etmiş, mahkemelik olduğum, hakaretlerinden ötürü tazminata mahkum ettirdiğim Cemal Enginyurt’u savunacak halim yok.

Yok da…

Düşmanıma bile olsa haksızlık haksızlıktır.

Şimdi iktidar yanlısı medya ve troller, Cemal Enginyurt’a kıyasıya saldırıyorlar.

Geçmişte Enginyurt onların ittifakının bir üyesi iken ve yine aynı tavırlarla bu kez muhalefete saydırırken aynı iktidar yanlıları Enginyurt’u pek seviyor, yere göğe koyamıyorlardı.

Enginyurt’un bizlere ettiği hakaretlerden pek memnun, pek hoşnut görünüyor, bu hakaretleri haber babında tekrarlamaya bayılıyorlardı.

Şimdi ise Enginyurt Cumhur İttifakı’ndan ayrılıp, kendince muhalif konuma geçince hedef oldu.

Hele bir de yanındaki şahıslar iktidar yanlısı bir gazeteciye saldırınca iyiden iyiye tefe konuldu.

Eee çocuklar, Cemal aynı Cemal, tavır aynı tavır.

Ne oldu da dün baş tacınız iken bugün terbiyesiz diyorsunuz.

Hadi bunlar iktidar trolleri.

Ya yargıya ne demeli.

Dün aynı anda bir hekime kesici aletle saldıran bir kişi ile iktidara yakın gazeteci Latif Şimşek’e saldıran kişi aynı neredeyse eş zamanlı olarak yargı önüne çıktı.

Doktora kesici aletle saldırıp yaralayan serbest bırakıldı.

Latif Şimşek’e yumrukla saldıran ise tutuklandı.

Kadınlara saldıranlar tutuksuz, hekimlere saldıranlar tutuksuz, muhalif gazeteciye saldıranlar tutuksuz.

İktidar yanlısı gazeteciye saldırınlar ise tutuklu.

Acaba Cemal Enginyurt hala iktidarı savunuyor olsa ve yine böyle bir olay gerçekleşmiş, muhalif bir gazeteci tartaklanmış olsa yine aynı karar mı alınacaktı!

Gazeteciye yapılan saldırıyı küçümsüyor ya da onaylıyor değilim, sakın yanlış anlamayın.

Ama bu adaletsizliği de onaylamıyorum.

Hadi trolleri anlıyorum. İktidardan besleniyorlar.

***

Kabulü çaresizlik gösterir

Bir eski subay var.

Oradan oraya savrulan.

CHP’de başladı girdi Meclis’e.

Ardından Memleket Partisi’ne geçti.

Sonra oradan da ayrıldı.

İddia o ki, şimdi de AK Parti’ye gidecekmiş.

AK Parti’nin bu kişiyi kabul etmesi, saflarına alması iktidar partisi açısından büyük bir zafiyet göstergesi olacaktır.

Böyle bir tipe kapı açıp buyur etmek, çaresizliğin itirafı, kaybetmişliğin göstergesi, ilkesizliğin ayyuka çıkması olur.

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

ÖSYM hırsızlığın mucitleri ekran ekran dolaştırılıp bu hırsızlık ilk kez olmuş gibi ağırlanmadığı zaman.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları