Akkuyu’da tepki istifası

Akkuyu Nükleer Santrali’nde, santralin inşasında taşeron olarak yer alan İC firmasının işine son verilip, yerine Rus sermayeli bir şirketle sözleşme yapılmış olması, belli ki Türkiye tarafında görülenden daha fazla can sıkıyor.

Bu santralin inşasında Türkiye’nin tüm “bildik” büyük müteahhitleri bir şekilde iş aldı.

İlk işi alan liman ve deniz bağlantısı inşaatının ihalesi ile Cengiz İnşaat olmuştu.

Ruslar, bir süre sonra işi yapamadığı gerekçesi ile Cengiz İnşaat’la olan sözleşmeyi feshetmişlerdi.

Akkuyu Nükleer’in inşaatında ne sözleşmeler bitti ne de inşaat.

Arada santralin beton temelinde sorun çıktı ve yüz binlerce tonluk beton temel birkaç kez çatladı.

İlk sözleşme iptali Cengiz’e nasip olmuştu.

Son olarak da İC İnşaat’ın sözleşmesi iptal edildi.

Belli ki sorunlar giderek büyüyor.

Mesele giderek daha derin bir çözümsüzlüğe doğru ilerliyor.

Bunu nereden mi anlıyoruz?

Akkuyu Nükleer’de kurulduğu günden bu yana tek Türk yönetim kurulu üyesi vardı.

O üye pek çoğunuzun adını yakından bildiği biriydi.

H. Cüneyd Zapsu.

Yıllardan beri Rus kökenli şirketin yönetim kurulu üyeliğini yapan Zapsu, bugün dostlarına gönderdiği bir mesaj ile “Ortaya çıkan tabloyu kabul etmesinin mümkün olmadığı” gerekçesi ile ilk günden beri kuruldaki tek Türk vatandaşı olarak sürdürdüğü yönetim kurulu üyeliği görevinden istifa ettiğini bildirdi.

Zapsu’nun iktidara ve Beştepe’ye yakınlığı göz önüne alındığı zaman, Akkuyu’daki krizin görünen ve zannedilenden daha büyük olduğunu ve Soçi’deki görüşmelerde de bu konuda olumlu bir yönde gelişme olmadığını anlamak mümkün.

Tabii pek çoğunuz “Aaa, Cüneyd Zapsu orada da mı varmış” diyecektir.

Onu da anlarım yani…

***

Olmaz böyle şey

Boğaz kıyısında yapacak bir şey kalmayınca iktidar yeni rant arayışını Haliç’e yönlendirmişti.

Bu kapsamda Haliç tersanesinin Şehir Hatları İşletmesi’nce kullanılan küçük bir bölümü dışında kalan geniş bir kıyı bandı, 2013 yılında “Turizm tesisleri ve AVM ve 2 adet otel” yapılması koşuluyla ihaleye çıkarıldı.

İhaleyi Rixos grubu kazanmıştı.

Aradan geçen 9 yılda Haliç Tersanesi’nde bayağı bir iş yapıldı. Eski binalar onarıldı.

Şık sergi alanları ortaya çıktı.

Contemporary İstanbul kendine çok iyi bir alan buldu.

Pek çok etkinlik burada yapılır hale geldi.

Herkesin beğendiği bir alan.

Renovasyon da oldukça başarılı idi.

Ancak aradan gecen 10 yıla yakın süreye rağmen burada yapılacak 800 yataklı 2 otel de, AVM de devreye alınmak bir yana, inşaatına dahi başlanamadı.

Ve şimdi öğreniyoruz ki, burada bir konut projesi yapılmak üzere plan değişikliğine gidilmiş.

Haliç kıyısında rezidanslar ve villalar yapılacakmış.

Projeyi görmeden, Fatih Sultan Mehmet yadigarı tersaneye nasıl bir etki yapacağını bilmeden, peşin peşin “Yapılmasın” diyen tiplerden değilim.

Makul olan her şey yapılabilir.

Yeter ki tarihi dokuya, sözde çok sevdikleri ecdadın eserlerine zarar vermesin, kenti çirkinleştirmesin, anayasal olarak halkın kullanımına ait kıyı şeridini birilerine peşkeş çekmesin.

Ancak ortada bir de “hukuk” var.

Her ne kadar Türkiye’de gukuka çevrildi ise de hukuk herkese lazım.

Ve buraya konut projesi yapmak hukuken mümkün değil.

Çünkü burası ihaleye çıkılırken kullanım amacı belli idi.

Şimdi siz bu amacı değiştirip burada farklı bir kullanım imkanı yaratırsanız bu en başta ihaleyi kadük hale getirir.

İhalenin iptalini gerektirir.

Burada yeni şartlarla ve yeni kullanım koşulları ile bir ihale yapılmasına neden olur.

Bugün bu iş hukuksuz bir şekilde yürütülse bile yarın devran değişirse yapan için de, yaptıran için de ciddi bir baş ağrısına dönüşür.

Gerçi diyeceksiniz ki, “Bu dönemin hangi ihalesi için bu durum geçerli değil?”

Onda da siz haklısınız.

Ne diyeyim.

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Başarısızlığı başarı zannedip satın almadığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları