Nefret mitinginin “Mürted” önderi

Dün İstanbul, herhangi bir medeni ülkede kolay kolay rastlanmayacak bir gösteriye sahne oldu.

İstanbul Saraçhane’de toplanan bir grup Taliban özentisi bir tavır içinde LGBTİ’ye karşı gösteri yaptılar.

Yanlış anlamayın, dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle gruplar ortaya çıkabilir.

Özellikle kilisenin ve Hristiyan muhafazakarlığın egemen olduğu ülkeler veya toplumlarda böyle görüntüler oluşabilir.

Ama hiç medeni ülkede böyle nefret söylemli gösteriler ülkedeki iktidar tarafından, hukuk kuralları ile yönetildiği söylenen devleti yönetenler tarafından desteklenmez, onaylanmaz gaz verilmez, reklamı yapılmaz.

Medeni olmayan tavır budur.

Çünkü hukuk devletlerinde vatandaşlar, siyasal, sosyal, dinsel, mezhepsel ve tabii cinsel tercihlerinden ötürü devlet tarafından eleştirilmezler, toplum dışı ilan edilmezler.

Eğer bir hukuk devleti bu yola girerse, yarın azgın radikal grupların kime karşı gösteri yapacağı, kimi kınayacağı ve en sonunda kimin kellesini isteyeceği bilinmez, bilinemez.

Devletin hukuk devletlerinde suç olan bu nefret söylemine rıza göstermesi ve desteklemesi kabul edilebilir bir şey değildir.

Üstelik de bu rezil gösteriyi düzenleyenlerin, tarikat yurtlarında, sözde dini eğitim verilen kurslarda, çoluk çocuğun taciz edilmesine, tecavüze uğramasına çıt çıkarmazken, Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan taciz ve tecavüz skandalı TBMM’de örtbas edilirken tek kelime etmezken, “Bir kereden bir şey olmaz” diyen kadın bakanlara söyleyecek tek sözü olmazken, erkek kadın demeden mürit badeleyen şeyhler ortalıkta fink atarken görmezden gelirken böyle bir nefret mitingi düzenleyenlerin de samimiyetinden, dininden imanından ve hatta cinsel tercihlerinden şüphe ederim.

Hele hele çoluk çocuğu aileyi korudukları iddiasını ise ciddiye almak bir yana, ağzım olmayan bir bölgemle gülerim.

Hele hele böyle müziği bile din dışı bulduğunu söyleyen bir grup kendine önder ve sözcü olarak bir “Mürted”i seçip kürsüye çıkarmışsa ve o mürtede alkış tutuyorsa iyiden iyiye işkillenirim.

Kürsüden bu rezilliğin sözcülüğünü yapan mürtede gelince.

Eğer gerçekten inanıyorsa oturup kalkıp bu günlerde arzu ettiğini söylediği ama hiçbir kuralına uymadığı düzenin Türkiye’ye asla gelmediğine dua etsin.

Yoksa Yunanistan’da papaz önünde diz çöküp din değiştirdiği gün katli vacip olmuş ve Türkiye’ye geldiği gün öldürülüp, Ortodoks Mezarlığı’na gömülmüştü.

Bugün Saraçhane’de nutuk atıyor değil, Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’nda yatıyor olurdu.

NOT: Bu nefret söylemine karşı söyleyecek tek şeyi olmayan muhalefet partileri. Hangi gerekçe ile bu suça ortak oluyorsunuz söyler misiniz? Yoksa bunu sorduğumuz için yine kürsüye çıkıp iktidarı hiç de aratmayan bir tavırla bunu söyleyenlerin iktidarın adamı olduğu yolundaki utanmaz tezinizi tekrarlayacak mısınız!

***

Öyle de lehine, böyle de lehine

Avrupa, Türkiye’nin Rusya politikasından çok memnun olduğunu gizlemiyor.

Öylesine memnun ki, Avrupa basınında Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine uzun zamandır yapılan yayınlar, bir anda bıçak gibi kesildi. Tam aksine Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini sürdürebilmesinden ötürü Erdoğan’ı öven haberler yapıyorlar.

Rusya ile ticaretlerini, azalan bir hacimde de olsa Türkiye üzerinden yürütebiliyor olmaları bunda elbette etkili.

Bazı Avrupalı firmalar Türkiye üzerinden Rusya ile ticari ilişkilerini sürdürüyor, Türk şirketler aracılığı ile veya Türkiye üzerinden Rusya’ya mal satmaya devam ediyor. Bunun yarattığı parasal hacmi Türkiye’nin ihracat rakamlarında veya Merkez Bankası’nın açıklanamayan para girişleri kaleminde görebiliyorsunuz.

Erdoğan’ın hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen ender liderlerden olması, tahıl koridorunun açılması gibi pek çok neden de var.

Asıl olarak Türkiye’nin tavrının ABD’nin elini zayıflattığını ve Avrupa’ya yaptığı baskıyı azaltmasına neden olduğunu ya da olacağını düşünüyorlar.

Türkiye’nin 1000 yıllık ecdat politikasını terk ederek Asya’ya doğru yönelmesinden de memnunlar. Bu politika değişimi de Avrupa’nın çok işine geliyor. Avrupa’da bir Müslüman ülke korkusunu azaltıyor.

Avrupa’nın Erdoğan’a “sevgi” duymasındaki bir diğer neden Türkiye’nin göçmen politikası.

Avrupa’yı rahatlatmak için milyonlarca göçmeni Türkiye’de tutması ve geri kabul anlaşmasının şartlarını tek taraflı olarak yerine getirmeye devam ediyor olması da Avrupa’da her türlü takdirin üzerinde.

İsrail ile görünürde de yakınlaşmış olması, New York’ta bile İsrail Cumhurbaşkanı ile tekrar bir araya gelecek olması da özellikle Batı medyasının Erdoğan’a olan tavrını iyiden iyiye olumlu hale getiriyor.

Önümüzdeki dönemde Batı’dan çok çok fazla Erdoğan övgüsü duyarsanız sakın şaşırmayın.

Şaşırtıcı olması gereken dün Erdoğan’a yönelik Batı’dan gelen eleştirileri Erdoğan’ın hanesine olumlu puan olarak yazanların, bugün övgüyü olumlu puan olarak yazmaları olacak.

Batı Erdoğan’ı eleştirirse de Erdoğan’ın lehine görüyorlar, Batı Erdoğan’ı severse de Erdoğan’ın lehine görüyorlar.

***

Vize onların değil halkın sorunu

Türk vatandaşlarının vize çilesi bitmiyor ve bitmeyecek gibi de görünüyor.

Yerli ve milli iktidarımız ise bu konuda arada bir söylenmek dışında parmağını kıpırdatmıyor.

Yurt dışında yaşayan radikal İslamcı bir okurum bunun nedenini şöyle açıklıyor:

“Kendilerinde kırmızı pasaport zaten var. Kendilerine yakın isimleri bürokraside görevlendiriyorlar. Hepsinde yeşil pasaport var. Yeşil pasaport veremediklerine gri pasaport veriyorlar. Sizin, benim, milletin sorunu olan vize sorunu onların sorunu olmaktan çıkıyor. Sorun onların sorunu değil. Sorun Anadolu çocuklarının sorunu, sorun iktidarın parçası olmayanların sorunu. Bu yüzden de bu sorunu çözmek için parmaklarını bile kıpırdatmazlar. Ucu kendilerine dokunmayan neyi sorun olarak görüyorlar ki, vize sorunun sorun olarak görsünler.”

Vallahi okur haklı mı, haklı!

***

ULAK ne oldu

İçimiz dışımız 2023’te sona erecek veya seçimi AK Parti kazanırsa 2023’te başlayacak proje oldu.

Tansu Çiller’in izinde seçimden sonra anahtar projemiz bile var.

Şimdilik 1 anahtar ama seçim yaklaştıkça 2’ye çıkar “Herkese 1 TOGG Kampanyası” da başlarsa kimse şaşırmasın.

O kadar çok proje var ki, bazen bunları takip etmekte ve hatırlamakta bile zorlanıyoruz.

2019’da açıklanan ama temeli bile atılmayan 100 bin sosyal konut projesini ben hatırlatmasam hatırlayan yok.

Sözde muhalefet ise hala hatırlamamakta direniyor.

Bu arada benim aklıma bir başka proje geliyor.

ULAK projesi.

Hatırlayacaksınız Türkiye’nin mobil telefon altyapısında 4G’yi atlayarak doğrudan 5G’ye geçmesi en üst siyasi otorite tarafından uygun bulunmuş, bunun da yerli ve milli teknoloji geliştirilerek yapılması planlanmış ve ortaya “ULAK Projesi” çıkmıştı.

Önce ne olduğunu kimsenin tam olarak anlayamadığı 4,5G’ye geçilecek ardından 5G için çalışmalar yapılacak ve yerli ve milli süper hızlı 5G GSM altyapısı kurulacaktı.

Hedef 5G ve ötesi denilerek proje başlatıldığında yıl 2017 idi.

Gerçekten de işe Türk gibi başlandı.

Büyük bir heves ve hız ile 4,5G olduğu söylenen bir teknoloji ile baz istasyonlar üretildi.

Binden fazla baz istasyonu üretildiği açıklandı.

Ancak ULAK’ın paydaşlarından uzun süredir bir haber yok.

İstanbul Havalimanı’na kurulduğu iddia edilen bir 5G istasyonu var ama kimin nasıl ürettiğini ise bilmiyoruz.

Gerçekten merak ediyorum.

ULAK ne durumda?

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Sözde muhafazakarlıktan kendimizi muhafaza edebildiğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları