IŞİD’in hedefi Türkiye mi?

Ekonomi bu ‘bir kötü olur bir düzelir ama bir kere bozdun mu düzelmeyecek şeyler var’ diyip duruyorum yıllardır.

Ama derdimizi bir türlü anlatamadık.

Ensar muhacir, alnı secde gören falan deyip, hala akıllanmadıklarını ispatlama peşinde olanlar var.

Türkiye’ye girmiş ne idüğü, kim olduğu belirsiz 8 milyona yakın istilacı Türkiye’nin en büyük beka sorunudur diyorum faşist oluyoruz.

Milyonlarca Suriyelinin, milyonu aşkın Afganın, Suriyeli, Mısırlı şerait yanlısının, teröristin barınağı olamayız diyorum.

Meramımızı dinleyen yok.

Ve nereye gitmekte olduğumuzu Deutsche Welle anlatmış son olarak.

DW’nin haberine göre, Türkiye’de yakalanan bir IŞİD ya da iktidarımızın söylemiyle DAEŞ mensubu ötmüş.

Planları anlatmış.

Terör örgütü, Suriye’den Türkiye’ye soktuğu binlerce silahı önce sınır illerimizde toprağa gömerek saklamış.

Sonra bunları peyderpey başta İstanbul olmak üzere 6 kentimize taşıyarak yığınak yapmış.

IŞİD’li teröristin anlattığı kadarı ile bunlar bu kentlerde toprak altında depolanmış ve örgütün uygun gördüğü bir zamanda militanlara dağıtılarak Türkiye’de bir hareket başlatılacakmış.

IŞİD’in bu planına bir de Türkiye’deki 8 milyon sözde sığınmacı arasındaki sayılarını bilmediğimiz ama çok olması ihtimal dahilindeki teröristleri ve eli silah tutan Afganları ekleyin.

Uzun süredir gündemden düşürülen ama varlığını burnumuzun dibinde, Hatay sınırında İdlib’deki varlığı tescilli türlü İslamcı terör örgütünü ve bunların sayıları yüzbinlerle ifade edilen militanlarını da bunların yanına koyun.

Alın size dört dörtlük bir kabus.

On numara “Beka Sorunu”

Tüm bunların yanında Taliban temsilcisinin de aralarında bulunduğu bir heyet Diyarbakır’da kurul toplayıp, Türkiye’de şeriat çağrısı yapıyor. Anayasa ayaklar altına alenen alınıyor.

Anlayacağınız ABD, boşu boşuna güneyimizde bir kukla oluşum, Batı’mızda ise dev üsler kurmuyor. IŞİD’in yarın ne adım atacağını ABD’den daha iyi kimse bilemez, öyle değil mi!

Biz ise en tehlikeli örgütlerin belki de on binlerce militanını büyük kentlerimize yerleştirmiş, maaşa bağlamışız, bedavadan sağlık hizmeti bile veriyoruz.

Diğer yandan da ülke sınırları içinde kala kala 19 PKK’lı kaldı diye övünüyoruz.

Kaç PKK’lı kaldı bilemem ama IŞİD cini şişeden bir çıkarsa…

PKK’yı falan mumla ararız.

***

Yeni millilik

Bu dönemin millilik anlayışını en iyi kim temsil ediyor diye düşünüyordum bir süredir.

Buldum.

Mesut Özil, bugünün “millilik” yaklaşımının ete kemiğe bürünmüş halidir.

Bunu anlamamı sağlayan ise dün karşıma çıkan bir video oldu.

Mesut Özil’in evinin önüne bir Mehter Takımı getirilmiş ve Osmanlı’nın şanlı mehteri Özil’e yazılan bir marşı seslendiriyor.

Marşın sözleri şöyle:

1988’de doğdu 

Futbolun üstüne bir güneş doğdu

Türklerin onuru gururu oldu

İyi ki doğdun varsın sen Mesut Özil 

Türklerin onuru gururu oldu

İyi ki doğdun varsın sen Mesut Özil 

Adamın kralı, adamın hası

Futboluyla ezdi bütün dünyayı

Şanına yakışır bir destan yazdı

İyi ki doğdun varsın sen Mesut Özil

Şanına yakışır bir destan yazdı

İyi ki doğdun varsın sen Mesut Özil”

Marş bu. 

Adam birkaç sene öncesine kadar Alman Milli Takımı’nın oyuncusu. Milli takım seçerken Almanya’yı tercih etmiş.

Tercihinin nedenini soranlara “Kendimi Alman gibi hissediyorum” demiş.

Yıllarca Alman vatandaşı olarak Almanya’da, İspanya’da, İngiltere’de futbol oynamış.

Bir gün bile gelip Türk futbolu ile ilgilenmemiş. Türk takımları ile ilgili sorulara bile yanıt vermemiş.

Bu arada uyuşturucu partilerinde, seks alemlerinde dolaştığı haberleri basına yansımış.

Sonra Alman kişilik sorunları nedeniyle milli takımından uzaklaştırılmış.

İngiltere’de oynadığı takımda kadro dışı bırakılmış.

Bakmış yolun sonuna geldi.

Birdenbire Türk olduğunu hatırlamış.

Yılda 60 milyon TL civarında bir paraya Fenerbahçe’ye transfer ettirilmiş.

Takıma sıfıra yakın katkı sunarak üç yıl boyunca bu parayı cebe atmış.

Ali Koç bile “Özel işlerini bırak da biraz futbolla ilgilen” demek zorunda kalmış.

Avrupa’da futbol oynarken uyuşturucu partilerindeki görüntülerin yerini Türkiye’ye gelince Kabe ve cami fotoğrafları almış.

Bu görüntülerin nedeninin İslamcı Endonezya hükümeti ile yaptığı yüz milyon dolarlık bir ticari anlaşma olduğu da daha sonra ortaya çıkmış.

Ve Mesut Özil’in evinin önünde Mehter Takımı.

“Türkiye’nin gururu” diye yeri göğü inletiyor.

Doğrudur.

Mesut Özil ve benzerleri Yeni Türkiye’nin gururudur.

Ne de olsa bu kafa ile yeni Aziz Sancar’lar çıkaracak halimiz yok.

Çıksa çıksa Öziller çıkar.

Millet de onunla mesut olur.

***

Hukukçunun isyanı ve pişmanlığı

Ak Parti, güçlü bir şekilde iktidar olduğu yıllar boyunca hemen hemen hiçbir zaman seçim ekonomisi uygulamadı.

Doğru veya yanlış farketmeden, ekonomi politikası ne ise onu aynen sürdürdü.

Bundan da bir zarar görmedi.

Sadece ekonomi değil, pek çok alanda da benzer bir tavır sergiledi.

Bildiğinden şaşmadı.

Ancak parti ilk kez ciddi bir seçim ekonomisi ve seçim yatırımları dönemi içinde.

Peş peşe ekonomik vaatler ve uzun vadeli olması imkansız projeler açıklıyor.

Ve bir de tehlikeli maceraya atılıyor.

Adı af olmadan yeni bir af hazırlığı içinde.

İnfaz indirimi adı altında yüzbinlerce hükümlü seçim öncesi salıverilecek, sokaklardan binbir güçlükle toplanmış, polislerin, savcıların yıllar süren mücadelesi ile en azından bir bölümü topluma tehlike yaratmaktan bir süreliğine de olsa uzaklaştırılmış suç makinaları yeniden aramıza katılacak.

Daha önceki aflardan biliyoruz ki, bunların büyük bölümü 3 ila 5 yıl içinde aynı suçları tekrar işleyecek ve yeniden cezaevine girecekler.

Bu arada olan toplumun geri kalan kesimine olacak.

Afla çıkacak olanlar arasında tacizcilerin, tecavüzcülerin, örgüt üyelerinin de olması ayrı bir mevzu.

Önceki gün Türkiye’nin saygın hukukçularından biri ile konuşuyorduk.

Aynen şöyle dedi:

“40 yıl önce hukuk fakültesini bitirdim ve o gün bugündür adalet için kendi çapımda mücadele ettim.  Ama bak en sevdiklerim üzerine sana yemin ederim ki, bu kadar çok infaz indirimi, bu kadar çok af olacağını bilseydim hukukçu falan olmazdım. Kendi hukukumu ihkakı hak yoluyla arayan biri olurdum. Bin adamlık bir grubum olurdu. Ve hukukun ayaklar altına alındığı görmeyeceğim için de daha mutlu, üstelik de çok çok daha müreffeh olurdum.”

Demek istediği şu, “Bir mafya grubu kurar onu yönetirdim”

40 yıllık bir hukuk adamına bunu söyletmeyi başaran bir devlete hukuk devleti denmez.

Muhtemelen pek yakında devlet de denmeyecek zaten.

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

İneptokrasi ile büyüyen devlet olmadığı anlaşıldığı zaman

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Erişilebilirlik Araçları