Ertelenecek mi, ertelenmeyecek mi!

İktidarın seçimi erteleme düşüncesinde olduğunu konuşan, dedikodusunu yapan çoktu.

Bunu dört başı mamur bir şekilde ilk dile getiren ise bu köşe oldu.

Prof. Ersan Şen konuk olduğu Teke Tek programının sonunda “Seçimin ertelenmesi konusunu konuşmadık” deyince “Anayasa’ya aykırılığı bu kadar net olan bir şeyin nesini konuşalım hocam” dedim o da güldü.

Ancak yine de daha önce yazdığım gibi YSK’nın “Seçimleri düzenlemem imkansız” talebi ile mücbir sebepten dolayı seçimlerin ertelenebileceği konuşuluyor.

Bülent Arınç da “Ayet değil ya” diyerek Anayasa’nın çiğnenebileceğini en azından iktidarın bazı kesimlerinin düşüncesi olarak dile getiriyor.

İktidarın bazı kesimleri cümlesini bilerek kullandım çünkü seçimlerin ertelenmesi konusunda iktidar kanadı tam bir fikir birliği içinde değil.

İki görüş çarpışıyor, AK Parti yönetimi iki farklı görüşe kulak veriyor.

Bunlardan ilki “Seçimleri 1 yıl erteleyelim. Yaraları saralım. Gücümüzü gösterelim. Depremdeki zaafımızı unutturalım. Sonra seçime gidelim. Şimdi seçime gidersek muhalefet depremdeki başarısızlığımızı kullanır” görüşünde.

Bana gelen bilgilere göre özellikle “İstanbul seçimleri tekrarlatılsın” diyen grup şimdi “Seçimler ertelensin” diyor.

Diğer grup ise “Seçimleri zamanında yapalım. Altılı Masa’nın henüz bir adayı bile yok. 14 Mayıs’ta seçim dersek far görmüş tavşan gibi olurlar. Nasılsa seçim ertelenecek diye düşünüyorlar. Biz seçimi vaktinde yapalım. Bu arada müteahhitlerle konuşuyoruz. Birkaç ay içinde ilk konutları teslim etmeye başlayabilirler. Bu da olumlu bir hava yaratır. Seçimi erteler isek ekonomiyi daha fazla böyle tutma ihtimalimiz yok. Kurları Mayıs’a kadar tutabiliriz ama sonra zor. Keza enflasyon daha da artacak. 1999 depremi sonrası ekonominin nasıl zorlandığını unutmayın. YSK’ya yıkılan iller için bir çözüm ürettirelim ve seçim yapılsın. Çünkü bizim için en iyisi Mayıs, bilemedin Haziran. Sonrası daha kötü olacak” diyorlar.

AK Parti içindeki tartışmalar böyle. Son kararı ise her zaman ve hep olduğu gibi bir kişi verecek.

Onun kim olduğunu da söylememe gerek yok herhalde.

Bu yüzden muhalefet seçimlerin erteleneceğine çok da güvenmesin.

Açıklamasa bile adayını belirlesin.

Memleketin bir de masa depremine ihtiyacı yok bu günlerde.

***

Tayyare uçmazsa, memleket uçar mı!

Yeni duydum.

Aktarayım.

Bir grup profesör uçakla bir toplantıya gideceklerdir.

Uçağa bindikleri sırada pilot yanlarına gelir.

“Değerli hocalarımız hoşgeldiniz. Bu uçağımızın ilk uçuşu. Ve size gurur duyacağınız bir haberim var. Bu uçağı sizin öğrencileriniz yaptı.”

Pilotun bu açıklamasını duyan tüm profesörler koşarak uçağı terk ederken biri yerinde oturmaya devam eder.

Pilot merakla sorar.

“Niye kaçtılar?”

Yerinde oturan profesör yanıtlar, “Çünkü öğrencilerimizin yaptığı uçağın düşeceğinden eminler.”

Pilot yine sorar.

“Peki siz düşmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?”

Profesör gayet emin biçimde “Hayır! Ben havalanmayacağından eminim. Çünkü biz onları uzaktan eğittik.”

Öğrencilere yapılan kötülüğü bundan daha iyi anlatan bir fıkra olamaz herhalde.

Önce pandemi.

Şimdi de deprem bahanesi ile okulları kapatanlar belki okur.

***

Diyanet TC yasalarını tanımıyor mu!

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir vatandaşın sorusuna verdiği yanıttaki bir bölüm toplumun büyük bölümü gibi bende de büyük öfkeye neden oldu.

Diyanet fetvacıları, depremzede bir kız çocuğunun evlat edinilebileceğini ama nüfusa alınamayacağını ve evlatlık edinen kişinin bu evlatlık kızla evlenebileceğini söyledi.

Bir kız çocuk babası olarak çıldırdım.

Ben depremde enkaz altında kalıp öleceğim.

Şerefsizin biri benim geride bıraktığım çocuğu sözde evlat edinecek.

Sonrasını düşünmek bile istemiyorum.

Ben buna tepki gösterince bazıları “Sen dinin kurallarını bilmiyorsun” diye saldırıya geçti.

Ben laik bir ülkenin vatandaşı olarak tüm dinlerin tüm kurallarını bilmek zorunda değilim.

Bilsem bile benim için önemli olan yasalar ve Türkiye’nin yasaları belli.

Evlat edinilen kişi evlat edinenlerin nüfusuna kaydedilir.

Bunları çocuklarla değil evlat edinenin, evlat edinenlerin çocuklarının dahi evlenmesi Medeni Kanun’un 129. Maddesine göre yasaktır.

Diyanet İşleri Başkanlığı kanunen yasak olan bir şeyi önererek ve soruya yanıt verirken en azından “Dinen durum bu olsa, Türkiye Cumhuriyeti yasaları gereği evlatlıkla nikah kıyılamaz” şerhi düşmeyerek aslında büyük bir suç işlemiştir.

Ayrıca Diyanet her türlü saçmalığa yanıt vermek zorunda değildir.

Hele hele depremin acıları taptaze iken, binlerce çocuğumuzun geleceği hepimizi kara kara düşündürürken böylesi bir yanıt akıl alır gibi değildir.

Bunu sormak için olduğu kadar buna yanıt vermek için de vicdandan ve izandan yoksun olmak gerekir.

Diyanet’in yapması gereken bu ayıplı soruyu görmezden gelmek olmalıydı.

Yok eğer “Biz her soruya dinin uygun mu değil mi yanıt vermek zorundayız” diyorlarsa onlara yarın öyle bir soru sorarım ki, yanıt veremezler, oturur ağlarlar.

Benim bu yanıtı görünce ağladığım gibi.

NOT: Belki de Diyanet depremdeki gündemi değiştirmek, öfkeyi başka yöne kanalize etmek istiyor. Bilemiyorum ama ne yazık ki, artık bu kadar şüpheci olduk.

***

Şuur meselesi

Benim ve konuk ettiğim bir grup yerli ve yabancı uzmanın yıllardır televizyon ekranından bağıra bağıra anlattığımız şeyleri şimdi ilk kez duyuyormuş gibi yapanlara bakınca gülmekle mide bulantısı arası bir his oluşuyor bende.

Buna vatandaşlar da dahil siyasiler de.

2019 yılında dünyanın jeoloji ve jeofizik alanında yaşayan en büyük isimlerini Teke Tek’e birlikte çıkardım.

Jeofizik Profesörü Xavier Lepichon. Fransız Bilimler Akademisi üyesi, College de France öğretim üyesi, 20. Yüzyılda bu bilim dalına en fazla katkıda bulunun kişilerden biri ve bizim için hepsinden önemlisi 1999 depremi sonrası kendi bulduğu 60 milyon avrodan fazla fonla Marmara’yı karış karış inceleyip, fay haritalarını çıkaran Türkiye dostu.

Profesör Dan Mc Kenzie. Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi. Üniversitenin yer bilimleri Bullard Laboratuvarı Başkanı.

Profesör John Dewey. Oxford Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi ve Imperial College öğretim üyesi.

Bu üç bilim adamı, 26 Eylül 2019’da İstanbul’da meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremden 1 ay sonra konuğum oldular.

Biliyor musunuz ki, bir tek yetkiliden, Türkiye’yi ve İstanbul’u yöneten bir tek siyasetçiden bile bu kişiler için randevu alamadık.

Geldiler Teke Tek’e konuk oldular, Habetürk’te birlikte bir yemek yedik ve gittiler.

Şimdi Türkiye’nin bir bölümü harap olmuşken herkes depremci, herkesle depremle ilgili, herkes birbirini suçluyor.

Yok aslında birbirinizden farkınız. Hepiniz aynı şeyin farklı renklerisiniz.

Ve şimdi siyasete kızanlar.

Sizin de pek az bölümünüz farklı.

Bakın beş yıl içinde sadece 29 bin konut sahibi binasının deprem dayanaklılığını test ettirmek için başvurmuş.

Depremden sonraki 6 günde ise 40 bin.

Kızmayın ama açık söyleyeceğim.

Bir ay sonra yarısı vazgeçer.

Bir sonraki depreme kadar…

Kentleri gerçekten depreme hazırlayacak bir siyasetçiyi iki kez üst üste seçmeyecek olanların siyasete kızma hakkı da sınırlıdır.

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Tehdidin acıyı azaltmadığını ama öfkeyi arttırdığını anladığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları