El elin eşeğini nasıl arar

Muharrem İnce, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. tura kalmasını amaçladığını söyledi.

Böylelikle Erdoğan’ın kaybetmesini garantilediği iddiasında.

Öyle midir, değil midir bilemem.

Yani İnce 2. tura kalan seçimleri Erdoğan’a kaybettirir mi, kazandırır mı bilemem, elimde veri yok.

Fakat 2. tura kalacak olan seçimlerin, herkes açısından sıkıntılı olacağını bilecek kadar aklım var.

Türkiye’de epeyce bir süredir tartışılan bir mesele olan ve YSK’nin seçim sırası kararları ile daha da tartışılır hale gelen sandık güvenliği sorunu, seçimin 2. tura kalması halinde ciddi bir mesele haline gelir.

Niyesini açıklayalım.

Seçimin ilk turunda 36 parti, en az üç ittifak ve buna bağlı olarak da binlerce kişiyi ilgilendiren bir durum var.

10 binin üzerinde aday ve bir sürü parti, partili, sandık başlarında temsil edilecek, sandık güvenliği için görev alacak.

İmzalı pusulalar toplanacak, parti merkezleri meseleyi yakından takip edecek.

Elbette yine hile hurda olacak, yapmaya çalışanlar, hatta bunu becerenler olacak ama düşük oranda olacak. Çünkü sonuçlar çok sayıda kişiyi ilgilendirdiği için, sandıkların üzerinde çok fazla göz olacak.

Peki Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. tura kalırsa bu işleri kim yapacak!

Parlamento seçimi ilk turda tamamlanıp, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. tura kalırsa durum pek de böyle olmayacak.

Partilerin, binlerce milletvekili adayının konu ile ilgisi kalmayacak.

Seçilen seçilmiş, seçilemeyen seçilememiş olacak.

Onlar açısından konu kapanacak.

2. tur 2 kişinin meselesi haline gelecek.

Sandık güvenliği de, seçmeni sandığa getirmek de iki kişinin kişisel gücüne ve becerilerine kalacak.

Elbette her ikisinin de arkasında partileri ve ittifakları olacak ama biliyorsunuz başkasının eşeği arayan, genel olarak türkü söyleyerek arar.

2. tura kalmış bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde de durum farklı olmayacak.

***

Sürdürülebilirlik

Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir İktisat Kongresi’nin 100. Yılı nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde bir konuşma yaptı.

Sadece o değil, Altılı Masa liderleri de konuştular.

Ben en çok Ali Babacan’ın konuşmasını beğendim ama genel kanaat Kemal Bey’in konuşmasının da çok iyi olduğu şeklinde.

Konuşmada ele alınan başlıklara ve vurgulanan noktalara büyük oranda katılmakla birlikte, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında bir şey dikkatimi çekti.

“Sürdürülebilirlik” yani “sustainability”.

CHP lideri konuşmasında bu başlığı açınca önce çok sevindim.

Bir süredir bazı yazılarımda ben de bu konuya değiniyor ve Türkiye’nin önünde böyle bir risk olduğunu yazıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu başlığı açması ilk anda beni mutlu etti.

Ancak sonra fark ettim ki, Kılıçdaroğlu bu kavramın, günümüzdeki anlamından haberdar değil.

Bugün “sürdürülebilirlik” yaptığınız işi yapmaya devam etmek için gerekli koşulları sağlamak anlamına gelmiyor.

Bunu, yani üretimi ve gelişmeyi çevre duyarlılığı, çevreye en az zarar, giderek 0’a indirilmiş karbon ayak izi, sanayide su kullanımını minimize etmek ve geri dönüştürmek, üretimde yeşil enerjinin ve yenilenebilir kaynakların payını arttırarak yapmak ve bunu belgeleyebilmek anlamına geliyor.

Çevre yoksa, kaynakların korunması yoksa, Dünya’yı koruyamıyorsanız bir şeyi sürdürüyor sayılmıyorsunuz. Artık uluslararası rekabetin önemli bir unsuru da işte bu tür bir “sürdürülebilirlik”.

Kılıçdaroğlu bu önemli konuyu açınca bu konuda dünya çapında önemli bir adam olan ve Türkiye’ye de Kılıçdaroğlu tarafından tanıtılan Rifkin’in görüşlerine kulak verdi ve onları bize aktaracak zannettim.

Kelimenin bir önceki yüzyılda kalmış tanımı üzerinden bir şeyler anlattı.

Anladım ki, Kemal Bey, danışmanından bile bir şey öğrenmemiş.

Ya da öğrenmiş de bize anlatamadı.

Belki de metin yazarlarının Rifkin’den haberi bile yoktu. 

Hangisi ise artık.

Ama yine de şükrettim. 

En azından böyle bir kavramı andı. 

Başkalarının bu kadarını bile yapacağından şüpheliyim. 

***

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Kendi hatamızı başkasını suçlayarak örtmeye çalışmadığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları