Reklam

Tarikatlar rahat edebilir, sırları güvende

Kızıl Goncalar adlı dizi başlamasının hemen ardından bitti.

Bitti derken, yayından kaldırıldı.

Dizi iki bölüm yayınlanabildi ve artık her yere egemen olduğu açıkça belli olan tarikat ve cemaatlerin baskısı üzerine önce yasaların mümkün kıldığı en ağır biçimde cezalandırıldı, sonra sosyal medya üzerinden ağır bir baskıya maruz bırakılarak hedef haline getirildi.

Dizi ile ilgili ilk saldırı başladığı gün dizinin en fazla üç hafta içinde yayından kaldırılacağından zerre şüphem yoktu.

Dayanması mümkün değildi.

RTÜK ile siyasetin yaratmak istediği toplum anlayışına göre yayın yapmaları sağlanan televizyon kanalları, eğer buna uygun davranmıyorlarsa, yaşama şansları yok.

Diziyi yayınlayan kanal, hangisi olursa olsun, Kızıl Goncalar’ı yayından kaldırmasa, ikinci bölümde de mutlaka bir sahne bulanacak ve o sahneye de “aynı maddeden” bu kez katlanarak artan bir ceza kesilecekti.

Ve Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları’nı düzenleyen 3984 sayılı kanun yeterince “düzenleyici” bulunmadığı için yerine getirilen 6112 sayılı kanun gereği aynı maddeden üçüncü kez cezaya çarptırılacak ve diziyi yayınlayan kanalın lisansı iptal edilecekti.

Diziyi yayınlayan FOX TV’nin böyle riski alması mümkün değildi.

Çünkü çok açıktı ki, bu artık bir riskin ötesine geçmişti.

İç yüzlerinin ortaya çıkmasını istemeyen tarikatlar bastırıyordu ve RTÜK de onların emrindeydi.

Tarikatlar çok iyi biliyordu ki, tarihi televizyon dizilerinden öğrenen bir toplum, tarikat gerçeğini de dizilerden öğrenecekti ve bu da tarikatların işine gelmiyordu.

Bir dizide tarikatlar gösterilecekse iyi, güzel, hoş olarak gösterilmeliydi.

Televizyonlarda gösterilmesi gereken tarikat gerçeği değil, tarikat reklamı olmalıydı.

Aksi çok tehlikeliydi.

Bu yüzden de Kızıl Goncalar her ne pahasına olursa olsun engellenmeliydi ve zaten bunun için bir bedele de gerek yoktu.

Ülke onların kontrolünde, RTÜK gibi kamu kurumları onların elindeydi.

Bundan böyle “muhafazakar” maske arkasında dönen rezillikleri sadece sabah programlarında, kadınlara yönelik reality şovlarda izleyebileceğiz.

Şimdilik buna da şükür.

Yakında onları da hallederler.

Sapkın tarikat ve cemaatler korkmasınlar!


Satılmıyor adı değişiyor

Geçen gün Youtube programımda Emre, FOX TV’nin Suudi bir şirkete satılma olasılığından söz eden bir haberi gündeme getirdi ve fikrimi sordu. Haber ODA TV’de yer almıştı.

Ben de bir ülkedeki yayın kuruluşlarının, yabancılara satışının o ülke açısından çok da doğru bir iş olmadığını, hemen hemen tüm ülkelerde bu konuda yasal sınırlamalar olduğunu, Türkiye’de de RTÜK Yasası olarak bilinen yasanın ilk halinde, yabancıların görsel ve işitsel medya sahibi olmalarına yasaklar ve sınırlamalar getirildiğini söyledim.

Bugün FOX TV olan eski TGRT’nin yabancılara satışında bu kurallar nedeniyle epey bir sorun yaşandığını anlattım. (Gençler bilmez ama Fox TV başlangıçta AK Parti kontrolünde bir kanaldı ve yönetiminde Cüneyt Zapsu gibi AK Partili isimler yer alıyordu.)

Dünyanın pek çok ülkesinde de ulusal güvenlik nedenleri ile yabancıların medyada alabilecekleri paylara sınır getirilmiştir. Bazı liberal ülkelerde bu sınırlamalar kağıt üzerinde yoksa bile zımni olarak uygulanır.

Benim bu sözlerim üzerine birtakım internet siteleri benim Fox TV’nin satılacağını söylediğimi yazmaya başladılar.

Oysa bunu söyleyen ben değildim.

Sonunda Fox TV yönetiminden bana ulaştılar.

Fox TV’nin ne Suudilere ne de başka birine satılması söz konusu değilmiş. Bu dedikodular asla gerçeği yansıtmıyormuş.

Fox TV Türkiye’nin sahibi Disney’in böyle bir planı yokmuş.

Ancak kanalın ismi pek yakında değişecekmiş, orası kesin.

Çünkü Disney Fox’a ait kanalları satın alırken, Disney’e Fox ismini 7 yıl kullanmak üzere izin verilmiş.

Ve bu 7 yıllık sürenin sonuna gelinmiş.

Bu yüzden de Fox TV Türkiye yakın bir gelecekte adını değiştirmek zorunda kalacak.

Ne olacağı henüz net değil.

Disney’in başka ülkelerde kullanmaya başladığı markalar Türkiye’de zaten mevcut olduğu için yepyeni ve farklı bir isim ve logo olacak.

Belli olunca onu da yazarım.


Barut fıçısı

Eyvah, başladı mı demek lazım!

Umarım başlamamıştır. Ama başladı ise de şaşırmam.  

İstikrarsızlaşan ve istikrarsızlaştırılan ülkelerde olması beklenen olaylar Türkiye’de de başladı.

Fatih Camii İmamı’na bıçaklı bir saldırı oldu. Saldırgan önce cemaate seslenmiş, “Uyanın Müslümanlar, İsrail’e karşı birleşin” diye bağırmaya başlamış, ardından tekbir getirerek ve “Kahrolsun İsrail” sloganları atarak imama ve yanındakilere saldırmış ve ağır yaralamış.

Bu bir meczubun işi gibi görünse de aslında tehlikeli bir döneme girdiğimizin göstergesidir.

Düşünün, Allah göstermesin, bu saldırgan bir Suriyeli olsa idi ve imam saldırıdan yaralı olarak kurtulamasaydı neler olabilirdi, olay nerelere tırmanabilirdi.

Ya da bu saldırıyı gerçekleştiren kişi, başka sloganlarla saldırısını yapsaydı neler olabilirdi.

Bu olay çakılan bir kibrittir.

Sorun ise Türkiye’nin artık bir barut fıçısına döndürülmüş olmasıdır.

Ve bu dönemde bu tip provokatif saldırıların artma olasılığının çok yüksek olduğunu göstermiştir.

Ülkeyi barut fıçısına çevirenlerin, düşünmesi, biz sıradan vatandaşların ise ürkmesi gereken bir durumdur.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Gererek değil, severek yönettiğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları