Reklam

Güzel değil, çok güzel İzmir

Biliyorsunuz, zaman zaman Teke Tek Bilim programlarını izleyici önünde çekiyoruz.

Buradan elde ettiğimiz geliri de, temel bilimler dalında yurt dışında doktora yapacak öğrencilere burs olarak aktarmak için bir fon oluşturmakta kullanıyoruz.

Bu fonun kontrolü ve yönlendirmesini yapmak üzere geçtiğimiz haftalarda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile bir toplantı yaptık ve bu hafta içinde bir anlaşma imzalayacağız.

ÇYDD’nin bursları hak edenlere verme konusunda bizden çok daha eski ve uzman bir geçmişi olduğunu bildiğim için böyle bir yöntem benimsedik.

Bu fonu Teke Tek Bilim’in sağlayacağı katkı kadar, Med Yapım da katkı sağlayacak.

Teke Tek Bilim’in sponsoru Siemens’in de katkısı söz konusu.

İzleyici önünde yaptığımız Teke Tek Bilim programlarının biletlerinin satışını, hiçbir komisyon ya da ücret almadan gerçekleştiren ve BİLETİNİAL’ın da katkısı elbette çok önemli.

Geçen hafta Teke Tek Bilim’i İzmir’de 600 izleyici önünde gerçekleştirdik.

Açıkçası İzmir’e gitmek hepimiz için büyük moral oldu. Geçen hafta sonu Prof. İlber Ortaylı, Prof. Celal Şengör ve ben kalkıp İzmir’e gittik. Prof. Ahmet Arslan ise zaten İzmir’de yaşıyordu.

İlber ve Celal hocalar bir iki başka etkinliğe de katıldılar.

Teke Tek Bilim ise İzmir’in yeni cazibe merkezi İstinye Park İzmir’in İstinye Park Teras bölümünde, sevgili İlker Ayrık’ın yönettiği İstinye Art sahnesinde gerçekleşti.

Ben de ilk kez İstinye Park İzmir’i görmüş oldum ve çok açık söylüyorum moralim düzeldi.

İstinye Park İzmir, İstanbul’daki İstinye Park alışveriş merkezinden yaklaşık yüzde 30 daha küçük ama aynı mimari üsluba sahip olmasına rağmen yüzde 100 daha güzel bir modeli.

Balçova’da denize yakın bir konumda şahane bir çevre düzenlemesinin içinde kaybolmuş bir bina ve zannederim İzmir’in en şık binası.

Çevresi, bir bölümü yurt dışından getirilen iklime uygun ağaç ve bitkilerle çok şık biçimde düzenlenmiş.

Yatırımcı Orjin Group, binanın çaprazında kalan bir benzin istasyonunu 25 milyon dolara satın alarak yıkmış ve yeşil alana eklemiş.

İstinye Park İzmir, muhtemelen Türkiye’deki en güzel AVM olmuş.

Ama İstinye Park İzmir’i bu kadar güzel yapan bana sorarsanız bina değil, o binayı kullananlar.

İstinye Park İzmir’in içine kaldığım otelden geçince alışveriş merkezinin en üst katında buldum kendimi.

Ve karşıma ben diyeyim 500 siz deyin 800 metrelik döne döne uzayan bir kuyruk çıktı.

Yüzlerce, belki de binlerce genç ve çocuk ellerinde kitaplarla sıraya girmiş, şen kahkahalar, neşeli sohbetler eşliğinde bekliyorlar.

Muhtemelen hayatımda gördüğüm en uzun kuyruk.

Çocuklara ne bekledikleri sordum dayanamayıp.

Sevdikleri bir yazara kitap imzalatmak için bekliyorlarmış.

Beyza Alkoç adlı bir yazarın imza günü varmış.

Zannetmiyorum ki, Shakespeare mezarından kalkıp gelerek imza günü yapsa böyle bir kuyruk olsun.

Öğle saatlerinde başlayan imza kuyruğu biz Teke Tek Bilim için saat 19:30’da İstinye Park Teras’a girerken hâlâ uzayıp gidiyordu.

İstinye Park İzmir’deki dükkanlar İstanbul’dakilerle hemen hemen aynı.

Bir iki ultra lüks marka dışında tüm kadro burada da mevcut ama insan malzemesi tamamen farklı.

İstinye Park İzmir’e girince kendinizi Türkiye’de değilmiş gibi hissediyorsunuz.

En büyük fark yüzlerde.

Türkiye’de uzunca bir süredir hasret kaldığım “gülen yüzlere” İzmir İstinye Park’ta rastladım.

İstanbul’da en lüks, en şık, en pahalı semtlerde bile suratlar asıkken, İzmir’de yüzler daha güleç, daha mutlu görünüyor.

Yiyecek içecek bölümünde müthiş bir kalabalık var. Gençler daha fazla ama her yaş grubundan insan var. Modern görünümlüler, uçuk görünümlüler, muhafazakar görünümlüler, her tür insan var ama İstanbul’da çok gözümüze batmaya başlayan o sonradan görme görünümlüler yok gibi.

Toplamına bakınca sanki bir Avrupa kentindeymiş gibi bir hisse kapılıyor insan.

Yol yorgunu olmama ve akşam da üç saatlik bir programım olmasına rağmen o kadar keyif alıyorum ki, İstinye Park İzmir’in içinde saatlerce boş boş geziniyorum.

Yeme içme bölümünde dikkatimi çeken yerel markaların çokluğu.

Ülke genelinden bildiğimiz markalar da var ama çoğunluk yerelde.

Zane Kokoreç diye bir dükkanın önünde dayanamayıp duruyorum.

Müthiş bir kokoreçin tadına bakıyorum.

Sonra uzun bir kuyruğun olduğu bir dükkan dikkatimi çekiyor.

Bir dönerci. Dönerci Vedat Usta’nın yeri. Kuyruk azalınca geleceğim diyerek yer ayırtıyorum.

Ancak geri geldiğimde kuyruk daha da uzamış ama bana dipte bir yer ayırmışlar.

Tamamen kuzu etinden müthiş bir döner.

Sahipleri Mardinli gencecik iki kardeş. Asıl yerleri Bornova’da imiş. İstinye Park yönetimi gelin diye davet etmiş.

Nazlanmışlar başta. Zor bela ikna olmuşlar.

Şimdi sadece İstinye Park’da hafta sonları 800 kilo döner yapıyorlar.

Soslu, şulu, bulu bir dönerleri yok. Bildiğin sade et döner ama yediğiniz tüm dönerleri unutturacak kalitede bir döner ve pek yakında İstanbul İstinye Park’a geleceklerini öğreniyorum.

Çok açık söyleyeyim, son zamanlarda beni en mutlu eden günlerden birini geçirdim.

O güzel insanları görmek moralimi düzeltti.

Hani diyorlar ya “İzmir gelişmedi, köhne kaldı, inat etti, iyi yönetilmedi” falan diye. Sakın inanmayın.

İzmir şahane.

Görüyorsunuz ki, keyif, mutluluk, neşe, gülen yüzler binalarla, duble, triple yollarla, burnunuzdan fışkıran para ile ilgili bir şey değil.

Mutluluk özgürlükle, keyfince yaşamakla, nasıl yaşadığına kimsenin karışmaması ile ilgili bir şey.

Ve İzmirli de bunun farkında olmalı ki, bundan taviz vermiyor.

Biz de bu keyfin bir parçası olmaktan çok mutlu olduk.

Çok keyifli bir Teke Tek Bilim yaptık Celal ve Ahmet hocalarımla.

İzmir’i böyle koruyan ve böyle korumakta da kararlı görünen İzmirlilere teşekkürlerimizle.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Her yer İzmir gibi olduğu zaman.

Erişilebilirlik Araçları