Reklam

Epözdemir: Her iddiamın belgesi ve kaydı var

Bir avukat ile bir banka birbirine girdi.

Buna ilk defa şahit oluyorum.

Seçil Erzan’ın bir saadet zinciri kurmaya çalışarak, futbolcuları ve bazı iş insanlarını dolandırması ile ilgili davada ünlü avukat Rezan Epözdemir, bazı futbolcuların avukatlığını üstlenmişti.

Epözdemir, davaya dahil olduktan sonra, ilk işi Denizbank yönetiminin bu dolandırıcılıktan en azından haberdar olduğunu söylemek ve banka yönetimini de davanın içine çekmeye çalışmak oldu.

Müvekkilleri adına akıllı bir hamle idi.

Seçil Erzan’dan bir şey alamayacağını biliyordu.

Zaten banka yönetimi de süreçte pek çok hata yapmış, Seçil Erzan hakkında doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunup kenara çekileceğine Erzan’ı sorguya çekerek, Erzan’a yeni bir telefon vererek ve dava başladıktan sonra davanın müştekisi durumundaki futbolcular hakkında suç duyurusunda bulunarak işin içine banka kendi kendini sokmuştu.

Zaten pek çok bankacı da şubesinde milyonlarca dolar ya da bavullar dolusu paranın el değiştirdiği bir banka şubesinden genel müdürlüğün bilgisinin olmamasının mümkün olmadığını, böyle bir durumun en azından yönetim zafiyetini gösterdiğini söylüyorlardı.

Epözdemir ısrarla bu meselenin üzerine gitti, banka yönetiminin bu işin içinde olduğunu kanıtlamaya çalıştı.

Sonunda banka yönetimi, Epözdemir’e savaş açtı ve Epözdemir’in birtakım belge ve fotoğrafları kasıtlı olarak farklı tarihlerde ve farklı yerlerde çekilmiş gibi gösterdiğini, adaleti yanıltmaya ve algı oluşturmaya çalıştığını söyleyerek Epözdemir’e dava açtı.

Eğer Epözdemir bunları yaptı ise bankanın da kendisine dava açma hakkı elbet vardır.

Ancak Epözdemir’in bankaya cevaben ortaya koyduğu iddialar çok daha vahimdir.

Rezan Epözdemir, banka yönetiminin kendisini tehdit ettiğini, davadan çekilmesi için kendisine baskı uyguladığını ve kredi verdiği medyayı da kendisine karşı kullandığını açıkladı.

Dün geç saatlerde konuştuğum Epözdemir, açıkladığı her şeyin belgeli, kayıtlı olduğunu söyledi ve daha vahim iddialarda da bulundu.

“Benden davayı dolayısı ile müvekkillerimi satmam istendi. Çok çirkin önerilerde, tekliflerde bulunuldu. Benim bu davadan elde edeceğim gelirin umurumda olmadığını, şahsen tanıdığım bazı futbolcuların hatırı için bu davayı aldığımı anlamadılar. Abi, bir avukatın davasını satması ile ailesini satması arasında hiç fark yoktur. Ben söylediğim her şeyi kanıtlayacak durumdayım. Hepsi belgeli, hepsi kayıtlı. Para gücü ile herkesi korkutmaya, herkesi sindirmeye alışmışlar. Ben ne korkarım ne sinerim. Her attıkları adım ile bu işin içinde ne kadar fazla olduklarını kanıtlıyorlar. Belli ki, çok korkuyorlar” dedi.

Futbolcular ve dolandırılan diğer kişiler bu davayı kazanır mı kaybeder mi bilemiyorum.

Ancak Denizbank’ın bu davanın en büyük kaybedeni olduğu aşikar.


Toplum duyguyla, devlet akılla hareket eder

Antalyaspor’un İsrailli futbolcusu gol attıktan sonra İsrail propagandası yapıp, İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımı haklı gördüğünü ifade eden bir hareket yapınca hem kadro dışı bırakıldı hem de hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturmayı abartılı bir yaklaşım olarak görürüm ama kadro dışı bırakılması bence çok da haksız bir hareket değil.

Çünkü bunun tam tersini “fikir özgürlüğü savunucusu” Batı’da da, fikrin ve özgürlüğün kapısından bile geçmediği Suudi Arabistan’da da gördük.

Cezayir asıllı Fransız futbolcu Kerim Benzema, Filistin ve Gazze lehine yaptığı bir sosyal medya paylaşımı sonrası Suudi Arabistan’ın El İttihad takımından ayrılmak zorunda kaldı, Fransa’da da terörist ilan edildi. İlgisiz gibi görünse de ayrılığın gerçek nedeninin bu olduğu çok konuşuldu.

Keza Bundesliga’da Mainz takımında oynayan Hollandalı Müslüman futbolcu Mazraoui kadro dışı bırakıldı ve AB vatandaşı olduğu halde Almanya’dan atılması için kampanya başlatıldı.

Fransa’da Ligue 1 takımlarından Nice’de oynayan Yuocef Atal, İsrail’i kınayan bir paylaşımı nedeniyle hedef haline getirildi ve özür dilememesi halinde hem takımdan gönderilmesi hem de sınır dışı edilmesi istendi. Atal mecburen özür diledi ama yine de tepkilerden kurtulamadı.

Bu nedenle İsrailli futbolunun tepki görmesi ve takımdan uzaklaştırılması, bugünün dünyasındaki duruma uygundur.

Ancak devletin soruşturma açması ve yargının harekete geçmesi gereksiz ve abartılı bir tutumdur.

Toplumlar duyguları ile hareket edebilirler.

Ama devletler için asıl olan akıldır.

Tabii varsa ya da kaldı ise!


Görgüsüzler

Ayasofya Camii Müzesi’nin turist girişine bir kapı yapmışlar. 

Ecdada saygı deyince mangalda kül bırakmayanların, 1500 yıllık bir tarihi esere reva gördüğü kapı budur.

Osmanlı’nın ayakta kalması için 400 yıl boyunca büyük özen gösterdiği, camiye çevirirken bile mimari özüne zarar vermemek için büyük gayret sarf ettiği caminin bugün layık görüldüğü muamele bu. 

Zannedersin kenar mahallede yapılmış bir caminin, altındaki dükkanların girişi. 

Görgü bu olunca, bilgiye ve gerçek görgüye saygı olmayınca olacağı bu. 

Ecdadınız zannettiğiniz Osmanlı’dan biri kalkıp bunu görse, hele hele Fatih Sultan Mehmet gibi aydın, kültürlü bir padişah ne yaptığınıza tanık olsa yemin ederim alayınızı odunla döver, o kapıyı oraya yaptıranın kellesini alırdı. 

Ama zaten Fatih Sultan Mehmet zamanında sizi bırakın Ayasofya’ya kapı yaptıracak bir mevkiye getirmek, İstanbul’a bile sokmazlardı. 


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ!

Yargıyı adalet için kullandığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları