Reklam

Lexus LM 350: Başka yerde yok

Uzunca bir süreden beri, özellikle genç okurlardan sitemli mailler geliyordu.

Bu mailler hülasa olarak şunu söylüyordu: “Fatih Abi, bilim, siyaset iyi hoş da otomobil test yazı ve videoları niye artık yayınlamıyorsun”

Ben de onlara yanıt olarak “Yeterince yapan var. Ben de eksik kalayım” diyor, “Abi gerçekten iyi yapanlar var ama sen otomobilin verdiği duyguyu çok iyi yansıtıyordun” yanıtını alıyordum.

Doğrusunu isterseniz, yeni otomobilleri denemeyi ben de seviyorum ama vaktimin olmadığını düşünüyordum. Bunca işin arasına bir de otomobil denemeleri sokmak akıllıca olmazdı.

Sonra düşündüm, biraz daha iyi bir zaman planlaması ise bunu yapabilirim dedim.

Tabii ara verince başlamak zordur.

Nereden başlayayım diye düşünürken, bu sayfanın tepesinde zaman zaman reklamlarını gördüğüm ve diğer hiçbir otomobile benzemeyen bir “şeyi” deneyerek başlamaya karar verdim.

Lexus LM’i.

Benim zaafım olan bazı otomobil markaları vardır.

Eskiden beri okuyanlar bilir.

Lexus da bu birkaç marka arasındadır.

Zaten benim söylememe de gerek yok, Toyota grubunun bu Premium markasının dünyanın muhtemelen en kaliteli, en güvenilir ve en az sorun çıkaran otomobillerini yaptığı, sektörün bildiği bir gerçek ve kilometre başına arıza istatistiklerinin somut olarak ortaya koyduğu bir veridir.

Otomobil testlerine Lexus LM ile başlamak istememin nedeni ise, Lexus’un bu model ile yepyeni bir segment açıyor olması idi. Bu yüzden bu yeni modeli ‘şey” diye tanımlamayı tercih ettim ve Lexus’a bu “şeyi” denemek istediğimi söyledim.

Bu nasıl bir şey?

Lexus da bana “sürücülü” bir LM yolladı.

“’Yaşlandın artık otomobil kullanma’ mı demek istiyorsunuz” diye sorunca da “Olur mu öyle hiç, sadece LM’in tadı arkada oturunca daha iyi çıkar diye böyle yaptık” dediler.

Haklı olduklarını daha sonra anladım.

Lexus LM kapının önüne gelince, ben de kapıya çıktım.

Yolun kenarındaki cebe park etmiş LM’in önünde Azerbaycan plakalı bir Rolls-Royce duruyordu ama LM sokaktakilerin ilgisini Rolls-Royce’tan daha çok çekmişti.

Minibüse benziyordu ama minibüs değildi. Şahane bir boyası, heybetli bir ön panjuru, abartısız ve çok şık krom aksesuarları, karartılmış arka camları, büyük alaşım jantları ile başka bir şeydi.

Ben araca yaklaşırken arka tarafın kapısı yağ gibi süzülerek açıldı ve ben bambaşka bir dünyaya adım attım.

Son yıllarda moda olan Mercedes Vito veya Volkswagen Transporter minibüsleri alıp bunları makam aracı yapma işini Lexus bambaşka bir seviyeye taşımıştı.

Lexus LM’in arkasında iki adet first class uçak koltuğu yolcusunu bekliyordu.

Business class’lı van 

İki koltuğu birbirinden ayıran konsolun üzerinde otomobilin sonradan öğreneceğim pek çok özelliğini kumanda ettiği belli olan dokunmatik ekranlı kumandalar ve onun altında da içine pek çok şeyi koyabileceğiniz tam annemlik dolap ve çekmeceler vardı.

Koltuklar ve önündeki bacak mesafesi bir NBA oyuncusunun bile rahatça oturup bacaklarını uzatabileceği kadar genişti ve “oturma salonu” geniş camlardan ve cam tavandan gelen bolca ışıkla aydınlanıyordu.

Ancak bu aydınlığı azaltmak parmaklarınızın ucundaki kumandaya bağlı idi.

Sürücü ile selamlaştıktan sonra sürücü bölmesi ile arka tarafı ayıran camı önümdeki kumandayı kullanarak kapattım. Böylelikle arka tarafta konuşulanların ben istemedikçe ön bölmeden duyulmasını engelledim. Ama camdan ön bölümü görebiliyordum.

Ama bu cam istenirse yine kumanda ile elektrostatik olarak karartılabiliyor ve tam bir “mahremiyet” sağlanabiliyordu.

Bu ara bölme camının hemen altında ise dev ama dev diyorsam hakikaten dev bir ekran vardı.

48 inçlik bir televizyon ekranı.

Carplay veya Android auto ile bağlanabildiğiniz bu ekranda Youtube veya Netflix izleyebilir, Zoom ile online toplantılara katılabilir, görüntülü telefon görüşmeleri yapabilirdiniz. Tabii bir blue ray DVD oynatıcı da vardı ve offline olarak bunu da kullanmak mümkündü.

BMW’nin yeni 7 serisinin 31 inçlik ekranı (ki o da şahane) bunun yanında cep telefonu ekranı gibi kalırdı.

Ekranın altında ise kapağını yine kumanda ile açtığınız oldukça büyük bir buzdolabı vardı ve Lexus sabah kahvaltılarımı şampanya ile yaptığımı bildiği için, içinde iki şişe Prosecco ve kristal kadehler duruyordu. Ancak içine çocukların sütünü ya da başka içecekleri hatta hepsini birden koymak da mümkündü.  

Minibüs görüntüsünde otomobil süspansiyonu

Ben tüm bunlarla oyalanırken sürücümüz elektronik haberleşme sistemi ile nereye gideceğimizi sordu ve yola çıktık.

Ancak ne bir ses ne bir gürültü ne de bir titreşim…

Lexus LM 350’nin hibrit bir araç olduğunu anladım.

Ve yaklaşık 50 metre sonra Lexus LM’i Mercedes veya diğer markaların minibüsleri ile niye karşılaştırmamak gerektiğini de çözdüm.

Bu başka bir “şeydi”.

Bu minibüs formu verilmiş bir otomobildi.

Lexus buna “MPV” ya da “Minivan” diyordu ama içi pek de mini değildi.

Üstelik süspansiyonu otomobil süspansiyonuydu ve Nişantaşı’nın parke sokaklarında hiç sarsılmadan, sanki S serisi bir Mercedes ya da 7 serisi bir BMW’de ilerliyormuşçasına hatta onlardan bile daha konforlu ilerlememizi sağlayan aktif bir süspansiyona sahipti.

Delilik alameti: Home theater’da kendimi izledim

LM 350 beni gideceğim yere doğru götürürken ben de televizyonu açtım ve 48 inçlik erkandan son derece psikopatça bir hareketle kendi Youtube programımı izlemeye başladım. Mark Levinson ses düzeneği ile ilk kez kendimi “Home theater” ses sistemi ile izleme şansını Lexus LM’de buldum.

Bu arada otomobilin arka tarafını keşfetmeyi de sürdürüyordum.

Dikkatimi çeken iç mekandaki deri bolluğu ve her yerdeki dikiş ve malzeme kalitesi oldu.


Lexus ustaları gerçekten müthiş bir iş çıkarmışlardı.

Yolcu bölümünün her tarafında USB girişleri ve koltukların iki yanında birer kablosuz şarj ünitesi vardı. Ve galiba otomobilin tek hatası da buydu. Şarj ünitelerine ulaşmak biraz zordu. Orta konsolda olsa beni daha mutlu ederlerdi.

Koltuklarla oynamaya başladım.

Yatıyor, kalkıyor, neredeyse tam yatay hale geliyordu ve seri üretim bir otomobilde gördüğüm muhtemelen en rahat koltuklardı.

Öyle ki, bir süre sonra koltukta uyuyakalmışım.

Yolcu bölümünün arkasında ise en az 4 büyük bavulu alabileceğini tahmin ettiğim geniş bir bagaj alanı da mevcuttu.

4 tekerden çekiş

Lexus LM 350’nin 2,5 litrelik 250 beygir gücünde hibrit bir motoru var ve bu motor aracı 8 saniye gibi bir sürede 100 km sürate çıkarıyor çıkarmasına da asıl önemli özelliği sessizliği ve sarsıntısızlığı. 

Şehir içi trafiğinde ise elektrik motoru devreye girdiği için çıt çıkarmadan ilerliyor ve ciddi bir yakıt tasarrufu da sağlıyor. Otomatik şanzıman ile motorun uyumu da müthiş. Vites değişimlerini hissetmiyorsunuz bile. Bu ebatta ve minibüs görüntülü aracın bu kadar “smooth” (Kusura bakmayın Türkçe karşılığını bulamadım) bir gidişi olması şaşırtıcı.

Dönüşte otomobilin sürücü bölümüne de bakmak istiyorum.

Orası da gayet Lexus.

Şık deri döşemeler, aralardaki ahşap dokunuşlar, geniş ekran, dijital göstergeler arka bölmeden farksız.

Her yerden kalite damlıyor.

“İsterseniz kullanabilirsiniz” teklifini hemen değerlendiriyorum.

Direksiyona geçiyorum.

İlk anladığım şu oluyor.

Arkada oturmak daha iyi. Sürücü bölmesinde aynı kalite hissi var ama aynı genişlik hissi yok.

Yine de yumuşacık vites koluna dokunuyorum ve yola çıkıyoruz.

Sessiz ve sedasız.

Gaza yüklenince benzinli motor devreye giriyor ama hâlâ ses çok az ve otomobil/minibüs fırlıyor. Benim günlük kullandığım 7 serisi BMW ile hemen hemen aynı performansa sahip olduğunu hissediyorum.

Araçtaki güvenlik ve konfor ekipmanları müthiş.

Akıllı sürüş asistanı cruise kontrolün yerine almış ve öndeki aracı takip ederken mesafeyi koruyor ve gerekirse yavaşlayıp, gerekirse duruyor. Ancak Lexus otonom sürüşte bir adım daha öne geçmiş sürüş asistanı sadece önü değil, yandaki araçları da izliyor ve gerekirse şerit değiştirmenizi engelliyor.

Şerit takip asistanı elbette var.

Çevredeki cisimleri ve yola aniden çıkanları algılayıp fren yapma özelliği de var ama ben bu özelliği hiçbir otomobilde sevmiyorum. Bazen öyle bir fren yapıyor ki feleğiniz şaşıyor.

Otoyola çıkınca gaza yükleniyorum.

Lexus LM bayağı bayağı bir otomobil gibi gidiyor. Otomobilin cüssesine ve yüksekliğine rağmen rijidliği şaşırtıcı. Fren performansı da öyle.

4 tekerden çekiş otomobilin viraj kabiliyetini de, yere basışını da çok olumlu etkilemiş. Bir minibüs değil de lüks bir Alman otomobili gibi gidiyor.

Dışardan çok şık görünen led farları ise gece çok iyi performans sergiliyordu. En üst segment araçların farları ile aynı işlevsellikteydi.

Bu fiyata bu lüks olamaz

Ama doğrusunu isterseniz ben LM 350’nin arkasını daha çok sevdim.

Bana göre Lexus LM 350 ile müthiş bir iş yapmış. Özellikle de Türkiye için.

Türkiye’nin gaddar vergi sisteminde bu konfor ve bu donanımda bir binek aracı 15 milyon TL civarında anca satın alabilirsiniz.

Ancak LM 350 neredeyse bunun yarı fiyatı.

Ve fiyat kalite oranı da Lexus LM’i rakipsiz kılıyor.

Açıkçası ben yıllardır bir Lexus sahibi olmayı çok isterim ama Long versiyonu olmadığı için bir türlü alamam. Artık kızımız da bizimle pek gezmediğine göre LM 350’de bir sonra alacağım otomobili buldum diyebilirim. Arzu edenler için 7 koltuklu olanı da var.

Ve bu fiyata bu konforu başka yerde bulmak mümkün değil.  

Erişilebilirlik Araçları