Reklam

Hatay bir emanettir

Bu toprakların, Anadolu’nun son 1900 yıl içinde gördüğü en yıkıcı depremin, en fazla kayıp verdiren depremin, tahminen 200 bine yakın insanımızı aramızdan alan depremin yıldönümündeyiz.

Tam bir yıl önce bugün bu topraklar çok büyük bir acı yaşadı.

Dün geceden beri kayıplarımızı anıyoruz, üzüntümüzü tekrar yaşıyoruz.

Ben acıları hatırlamaktan ama asıl olarak o acılardan yola çıkarak geleceğe bakmaktan yana oldum hep.

1999 depreminden sonra da öyle yaptım, bugün de öyle yapmaktan yanayım.

Dün canımızı yakan bir olay bizi yarına hazırlamıyorsa, canımız boşu boşuna yandı demektir.

1999 sonrası yıllarca bıkıp usanmadan hatta sizleri bıktırıp usandırıncaya kadar “Deprem deprem deprem” dedim.

Yıllarca her fırsatta Celal Şengör’le, Naci Görür’le, Türkiye’de veriye dayalı araştırma yapan neredeyse tüm jeologlarla, jeoloji mühendisleri ile televizyon programları yaptım.

Dünyanın yaşayan en büyük 4 jeoloğunu, Marmara’da kendi sağladığı 60 milyon avro ile araştırmalar yapan Sorbonne Üniversitesi profesörü Fransız Xavier Lepichon’u, modern yer biliminin kurucu babalarından Cambridge Üniversitesi profesörü Dan McKenzie’yi, Oxford Üniversitesi profesörü John Dewey’i ekrana çıkarıp, Türkiye’yi bekleyen jeolojik tehlikeleri anlattırdım.

Özellikle İstanbul’un yapı stokunu en iyi bilen kişi olan deprem mühendisi Prof. Mustafa Erdik ile defalarca program yaptım.

Bir diğer önemli deprem mühendisi Ömer Ülker’i tanımanızı sağladım.

Bu bilim insanları yüzlerce saat anlattılar, uyardılar, dil döktüler!

Sonuç?

Sonuç, Hatay depremi.

Sonuç, sayısını bilmediğimiz ama 200 bine yakın olduğunu tahmin edebildiğimiz kayıp.

Sonuç, hasar alan 11 kent.

Sonuç, yok olan bir kent, yok olan bir tarih.

11 kentimizi etkileyen depremin merkez üssü Hatay ya da Antakya olmasa da, en büyük kaybı verdiğimiz yer Hatay, Hatay’ın merkezi Antakya.

Bugün değerini ve önemini çok daha iyi anladığımız Antakya.

11 kentimizin tümü acıyı yaşadı, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da da ciddi kayıplar meydana geldi, Gaziantep epey can kaybetti, Şanlıurfamız depremi derinden yaşadı ama 6 Şubat Depremi asıl olarak Hatay’ın vurdu.

Antakya’yı yok etti.

Bugün Antakya’nın yüzde 80’i yok.

Kentleri yaşayan organizmalara benzetmek gerekirse, bedeninin yüzde 80’ini kaybetmiş bir organizmanın, kendi kendini tamir edebilme, kendini yeniden var edebilme olasılığını bir düşünün.

Diğer kentlerimizin kendilerini onarma, tamir etme kapasiteleri çok şükür ki ayakta kaldı. Biraz destekle toparlayacaklar çünkü hayatiyetlerini kaybetmediler.

Hatay ise böyle bir şansa sahip değil.

Bu sayfaya koyduğum fotoğraflara bakarsanız ne demek isteğimi daha iyi anlayacaksınız.

Hatay’dan, Antakya’dan geriye kalan bu.

Koca bir kenti yeniden yapmak, bir büyük tarihi yeniden inşa etmek gerekiyor.

Bunu yaparken dikkat edilmesi gereken tek bir şey var.

Kentin canlı bir organizma olduğunu hatırlamak ve ne kadarını kaybetmiş olursa olsun, yanlış bir doku naklinin organizmayı tamamen yok edeceğini akıldan çıkarmamak.

Hatay ve Antakya kendine gelebilmek, yeniden yaşayabilmek için dışardan desteğe çok ama çok ihtiyaç duyuyor.

Fakat bunu ne Sovyet mantığı ile blok blok binalar yaparak yapabiliriz, ne modernist mantıkla yaklaşarak üstenci bir tavırla “Biz yeni Hatay’a böyle bir yapılaşma tarzını uygun gördük” diye dayatabiliriz, ne de TOKİ mantığı ile kutu kutu binalar yapıp, içine mutsuz insanlar yerleştirerek bu kadim kenti yeniden var edebiliriz.

Hatay’da yapılması gereken çok açıktır.

3000 yıldır kendi kendini var eden, 2000 yıl önce benzer bir büyük depremin yaralarını Roma medeniyeti sayesinde sarabilen bu kentin kendini yeniden “organik” bir biçimde onarmasını sağlayacak kaynak ve imkanları sağlamak, zaman alması muhtemel bu süreç zarfında Hatay halkının sağlıklı bir biçimde barınmasını sağlayacak geçici konutları kent dışı rezerv alanlarda inşa etmek, kentin içindeki tarihi alanı belki Varşova benzeri bir yaklaşımla, belki de uygarlık tarihine geçecek yeni bir  tavırla, eskinin izlerini taşıyacak biçimde yeniden inşa ederken, kentin geri kalanının da o kentin yaşayanlarınca doğal ama sağlam ve sağlıklı biçimde yeniden oluşmasını tarihinde ikinci kez yapması için bir ortam yaratmak gerekir.

Geçen bir yılda fazla bir şey yapılmamış olması belki de Hatay’ın şansı olmuştur.

Şimdi de yapılması gereken, alelacele yeni bir Hatay inşa etmek değil, alelacele Hataylılara insanca yaşanabilecek ve Hatay’ın yeniden yapılmasını bekleyebilecekleri insani ortamı sağlamaktır.

Ve kentlerini mecburen terk eden Hataylılarda eve dönüş umudunu canlandırmaktır.

Hatay bize tarihin mirası, bize Atatürk’ün emanetidir.

Hıyanet olmaz.

Hepimizin başı bir kez daha sağ olsun.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Felaketlerden acı değil ders çıkardığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları