
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Fon operasyonu aslında ne zaman başladı?
Olmayacak dua
Kara para aklıyorsa formada işi ne!
Nefes aldıran etkinlik: Contemporary Istanbul
Fon operasyonu aslında ne zaman başladı?
Fatih Altaylı
Eylül 23, 2026
Yazı İçeriği
Fon operasyonu aslında ne zaman başladı?
Olmayacak dua
Kara para aklıyorsa formada işi ne!
Nefes aldıran etkinlik: Contemporary Istanbul
Milyarlarca dolarlık “dolandırıcılık” fonlarına yönelik operasyonların başlaması ve bu fonlardaki “önemli” isimlerin AK Parti örgütleri ile bağlantılarının ortaya dökülmesinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi Ekonomi İşleri Başkanlığı’ndan Sermaye Piyasası Kurulu’nun görev ve yetkilerini hatırlatan “gülünç” bir paylaşım yapıldı.
Paylaşımı gülünç hale getiren üç nokta vardı: 1. Sanki iktidarda başka parti varmış gibi, iktidara SPK ile ilgili bir uyarı yapılıyordu. 2. Operasyonlar başlamadan önce yapılması gereken uyarı operasyonlar başladıktan sonra yapıldığı için öğleden sonra günaydın demek gerekiyordu. 3. Dolandırıcıların AK Parti ile bağlantıları ortadaydı ve bu tiplerin ve benzerlerinin partiden temizlenmesi ile ilgili bir adım da atılmamıştı.
Tabii asıl soru şuydu: Bu fonların bir borsa dolandırıcılığı mekanizması haline geldiği bilindiği halde niye bugüne kadar bunlara göz yumulmuştu, ne değişmişti de düğmeye basılmıştı?
Bu sorunun yanıtını bulabilmek için Saray’a ve ekonomi yönetimine yakın bazı isimlerle konuştum.
Aldığım bilgiler ilginç.
Ekonomi yönetiminde ve haliyle Mehmet Şimşek’te, bu fonların varlığından ve çalışma biçiminden uzunca bir süredir duyulan rahatsızlık geçtiğimiz bahar aylarında artmış ve ciddi bir tedirginliğe dönüşmüş. Hormonlu ve sahte biçimde büyüyen fonların bankacılık sistemini bile tehdit eder hale gelmesi üzerine ekonomi yönetimi ciddi uyarılarda bulunmaya başlamış.
En nihayetinde geçtiğimiz nisan sonunda bu konuda adım atılması kararı alınmış ve ekonomi yönetimine yetki verilmiş. İlk değişiklik, AK Parti Ekonomi işleri Başkanlığı’nın Basra harap olduktan sonra hedef aldığı SPK’dan başlamış. SPK Başkanı değiştirilmiş. Bank Asya kökenli meşhur Ali Fuat Taşkesenlioğlu’ndan sonra gelip 4 yıldır görev yapan İbrahim Ömer Gönül’ün yerine maliye kökenli Mahmut Sütçü getirilmiş.
Yani aslında bu fon rezaletine karşı adımlar bahar aylarında atılmaya başlanmış ama “zincirleme bir reaksiyona” neden olmamak için “siga siga” yürütülmesi planlanmış. Ancak bu arada bilgi sızıntıları olmaya başlayıp, fon yöneticileri mal kaçırma ve hatta kendilerini de kaçırma yolunda adımlar atmaya başlayınca operasyon mecburen hızlandırılmış.
“Bu operasyonun AK Parti ve iktidar içindeki kliklerin çekişmesi olduğu söyleniyor” diye sordum.
Aldığım yanıt ilginçti. “İktidar içi çekişmeler her zaman olur ama bu operasyon öyle bir şey değil. Tam aksine doğrudan Beyefendi’nin onayı ve desteği ile başladı. “Nereye giderse gitsin, kime giderse gitsin” diyen bir iradenin desteği var” yanıtını aldım.
Doğrusunu isterseniz, “Kime giderse gitsin” cümlesini çok da inandırıcı bulmamıştım. Sonra dün akşam saatlerinde Emre Tezmen, Serdar Turhan, Alper Öztürk ve Alkin Brothers tutuklanınca içimde bir umut belirdi.
Olmayacak dua
Mehmet Şimşek, New York’ta her zaman olduğu gibi Türkiye’ye yatırım çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da her ABD seyahatinde olduğu gibi dev şirketlerin CEO’ları ile bir araya geldi, Türkiye’nin yarattığı fırsatları anlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu hemen her yıl tekrarlıyor. Ancak darbe girişimi sonrası ABD’de yaptığı böyle bir toplantı sonrası dönemin İletişim Başkanlığı bir felakete imza atmış ve toplantıya katılan CEO’lara 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin anlatıldığı bir kitap dağıtmıştı. Kitap sokaklardaki görüntüler ve ordusunun bile ele geçirildiği ve ayaklanmaya hazır olduğu izlenimi uyandırıyor, içindeki görüntülerle öylesine kötü bir ülke imajı çiziyordu ki sanki yatırımcılara “Siz bakmayın söylenenlere, bizim memleket böyle bir yer” demek için hazırlanmış bir komplo gibiydi ve yabancı iş insanlarını şaşırtmış, Türk iş insanlarını ise üzmüştü.
Neyse ki artık iletişim konusunda çok daha makul bir çizgideyiz.
Ancak dış yatırım çekme konusunda ne yazık ki, bir düzelme, bir iyileşme göremiyoruz.
Mehmet Şimşek ne kadar çağrıda bulunursa bulunsun, işler o yönde ilerlemiyor.
Birkaç gün önce Türkiye’nin “unicorn”u sayılabilecek firmalardan birinin yöneticileri ziyaretime geldi.
Bir süredir yabancı fonlarla görüşüyor ve yatırım almaya çalışıyorlardı. Zaten görüşmelerini tamamlayıp yurt dışından da yeni gelmişlerdi.
“Nasıl gitti?” diye sordum.
“Abi, kötü gitti desek kötü değil, iyi gitti desek iyi değil” dediler. Şirketle ilgili bir sorun yok. Ancak yabancı yatırımcılar şöyle bir talepte bulunmuşlar, “Biz sizden hisse alırız ve uzun vadeli bir anlaşma yaparız. Biz gelince bir süre sonra başkaları da gelecektir. Ama sizinle Amerika veya İngiltere’de bir şirket kuralım. Türkiye’deki şirketin sahibi bu şirket olsun. Biz Türkiye’deki şirkete değil bu şirkete ortak olalım.”
Meğer son dönemde pek çok yabancı ortaklık aslında bu yolla gerçekleşmiş.
“Son dönemde sadece bir şirket bunu kabul etmedi ve yabancıları Türkiye’deki şirkete ortak olmaya ikna etti ama diğer hepsi böyle.”
“Kabul ettiniz mi?” dedim.
“Abi etmedik. Ağırımıza gitti böyle bir teklif. Ama acil ihtiyacımız olsa mecbur kalabilirdik. Türkiye’ye kimse gelmek istemiyor, biz bunu gördük” dedi.
Bunu Mehmet Şimşek’in görmüyor olması mümkün değil.
Ama o yine de “Amin” diyor.
Kara para aklıyorsa formada işi ne!
Hafta sonunda Trabzonspor-Galatasaray maçını bir dostumun evindeki yemekte izledim. Maçtan daha fazla dikkatimi çeken ise Trabzonspor’un stadının adı ve takımın formasındaki ana sponsor oldu.
Trabzonspor’un stadının adı Papara Park, takımın göğüs sponsoru ise Papara.
Papara kim?
Geçen yıl “yasa dışı bahis paralarının aktarılması ve aklanmasında kullanıldığı” gerekçesi ile devletin el koyduğu ve kurucusu Ahmet Karslı’yı içeri atarak 28 yıla kadar hapis istemiyle yargıladığı bir ödeme sistemi.
Karslı o dönemde “Bir kısım sızıntı olabilir. Ama biz yakaladıkça dışarı atıyoruz. Bu konuda üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız” demiş ama tutuklanmaktan kurtulamamıştı. Daha sonraki süreçte BDDK Papara’nın lisansını iptal etmiş, TMSF’nin itirazı üzerine lisans geri verilmişti.
Papara’da ne yapıldı, alınmayan ne güvenlik önlemi alındı da artık bahis işlerinde kullanılmıyor, bilmiyoruz. Yapılıp yapılmadığını, alınıp alınmadığını da bilmiyoruz.
Ancak “suça bulaştığı” iddiasıyla devletin el koyduğu bir kuruluşun, Türk sporunun en büyük kulüplerinden birinin formasında yer almasını garipsiyorum doğrusu.
Bildiğimiz kadarı ile Papara Trabzonspor’a hem stat hem de forma sponsorluk paralarını 2 yıl önce peşin peşin ödedi.
Bu durumda o formada bir reklamın kalmasına gerek yok. O ismin oradan çıkarılması Trabzonspor’u mali açıdan bir zarara uğratmayacak.
Hatta belki başka bir sponsor bularak yeni bir gelir de elde edebilir.
Ama devletin suçlu gördüğü için el koyduğu ve “Kara para aklamakta kullanılıyor” dediği bir kuruluşun adının hâlâ spor sahalarında olması bence hiç ama hiç doğru değil.
Nefes aldıran etkinlik: Contemporary Istanbul
Dün CI’nin yani Contemporary Istanbul’un ön gösterimi vardı.
21 yıldır Türkiye ve dünyadan yüzlerce galeri, binlerce sanatçı İstanbulluların karşısına bu etkinlikle çıkıyor. Değerli Rabia-Ali Güreli bu şahane işi 21 yıldır her ne olursa olsun inatla sürdürüyorlar.
Ben de yıllardır bu etkinliği dört gözle bekliyorum.
Neden mi!
Bana Türkiye’nin hâlâ medeni dünyanın bir parçası olduğu veya olabileceği izlenimini verdiği, tatsız ve karanlık gündemden bir kaç gün ya da birkaç saatliğine de kaçma fırsatı tanıdığı, çağdaş ve modern bir Türkiye’de yaşamaya devam ettiğim gibi belki de bir halüsinasyona kapılmama neden olduğu için bir yıl boyunca Contemporary Istanbul’u bekliyorum.
Birkaç yıldır Fettah Tamince’nin de desteği ile Tersane İstanbul’da yapılan Cİ, Tersane İstanbul’a, Tersane İstanbul da Contemporary Istanbul’a çok yakışıyor.
Dün de heyecanla beklediğim bu sergiye gittim, bugün de ve hatta yarın da gideceğim. Öncelikle Tersane İstanbul’a neredeyse 1 yılı aşkın süredir gitmiyordum. Görünce şaşırdım. Büyük oranda tamamlanmış ve şahane bir dönüşüm geçirmiş. Haliç kıyısına çok ama çok yakışan bir yer olmuş. Başta 7 Mehmet olmak üzere çok iyi lokantalar, alışveriş merkezi, şık dükkanlar, konutlar var. Bir yandan modern olmuş, bir yandan tarihi korunmuş. Eleştiriler var mı, var elbette var ama bana göre çok güzel bir yer olmuş ve daha da olacak gibi duruyor. Haliç’e ve İstanbul’a değer katmış.
Çalışmayan bir tersane olarak mı kalsaydı, böyle mi daha iyi sorusunun yanıtını size bırakıyorum.
Tersane İstanbul’a ayrı bir değer katan Contemporay Istanbul’a dün işten çıkıp biraz da geç gittiğim için tamamını gezemedim. Aslında “Instagram”cılar gelmeden ağız tadı ile görmek istiyordum ama sosyetemiz bile Instagramcı olmuş onu gördüm. Neyse bir şey demeyeyim.
Yarım yamalak da olsa gezebildiğim CI’da en ilgimi çekenlerden biri, Niki de St. Phalle’in küçük bir heykeli oldu. Son olarak 2014 yılında Paris Grand Palais’deki sergisini gezip bir kez daha hayran kaldığım sanatçının küçük de olsa bir heykeline sahip olabilme fikri çok güzeldi ama fiyatını sormaya dahi cesaret edemedim.
Son dönemde çok “moda” olan Ayla Turan’ın son yaptıklarını görmek için uğradığım PG Gallery’de ise Emre Namyeter’in tarzını tazeleyerek yaptığı bakır titanyum karışımı ve eski eserlerinden esintiler taşıyan heykeline bayıldım. Keşke evime sığacak boyutta olsaydı diye düşündüm.
Epey yabancı galeri yine gelmişti. Bunlar arasında İspanyol galeriler çok dikkatimi çekti. Bugün gidip daha yakından inceleyeceğim. Daha geniş izlenimlerimi hem burada hem de Teke Tek Sanat’ta Bedia Ceylan Güzelce ile yapacağımız programda paylaşırım. Arzu ederseniz tabii.
Ne zaman insan oluruz?
Siyasette güvenilir insan sayısı arttığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







