
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Hacıosmanoğlu niye nisana kadar kalmak istiyor?
Abramoviç Milas’a mı yerleşiyor?
İyimserlik
Hacıosmanoğlu niye nisana kadar kalmak istiyor?
Fatih Altaylı
Ekim 13, 2026
Yazı İçeriği
Hacıosmanoğlu niye nisana kadar kalmak istiyor?
Abramoviç Milas’a mı yerleşiyor?
İyimserlik
Dün Futbol Federasyonu üyesi avukat Lale Cander’in niye hâlâ istifa etmediğini sorduğum yazının pikselleri solmadan Cander’in istifası federasyona yollandı.
Federasyon istifayı kabul etmemek için biraz zorluk çıkarsa da sonunda istifa kayda geçti. Ancak hâlâ yasanın gerektirdiği sayıyı koruduğunu iddia ederek koltuğuna yapışan bir arsızlık söz konusu. Oysa Hacıosmanoğlu federasyonunun A takımı diyebileceğimiz, seçimi kazanmasını sağlayan hemen hemen tüm ağır toplar yönetimden ayrılmış durumda. Adı sanı duyulmamış yedek üyelerle ayakta durmaya çalışan bir federasyon başkanı var.
Dün istifa eden Lale Cander, istifa öncesi futbol camiasından çok güvendiği bir ismi aramış ve “İstifa edeyim mi?” diye sormuş.
Aldığı cevap “Bugüne kadar etmemen hata. Sözde yönetim kurulundasın ama toplantılara bile alınmıyorsun. Başkan seni toplum önünde sürekli istiskal etti. Hadi düne kadar bir gerekçen vardı, bugün niye hâlâ oradasın anlamak mümkün değil.” olunca hemen istifasını yollamış.
Ancak Hacıosmanoğlu hâlâ direniyor, direniyor da niye direniyor?
Yakın çevresinden aldığım bilgiye göre, Hacıosmanoğlu’nun şu an tek arzusu kendini UEFA yönetimine atabilmek. UEFA’nın yeni yönetim kurulunun belirleneceği seçimli genel kurul, önümüzdeki nisan ayında Astana’da yapılacak.
Hacıosmanoğlu, o güne kadar federasyon başkanı olarak kalmak ve UEFA yönetimine girerek bir tür “dokunulmazlık” kazanmanın peşinde. Eğer UEFA yönetimine kapağı atarsa, yerine gelecek federasyon başkanı kim olursa olsun, UEFA’daki görevi nedeniyle kendisi aleyhine bir şey yapamayacak, uluslararası bir kurumda görev alan bir Türk’e yönelik olumsuz bir tavır sergileyemeyecek.
Hacıosmanoğlu bu nedenle UEFA’da yönetime girmek için uğraşıyor. Ancak bunun için federasyon başkanı olarak kalması lazım çünkü UEFA yönetimine aday olabilmek için yerel federasyonda başkan ya da başkan yardımcısı olma şartı var. Burada koltuğu kaybederse UEFA hayali de kayboluyor.
Hacıosmanoğlu’na “Abi, sen Türkçeyi zor konuşuyorsun, yabancı dilin yok. Nasıl olacak da UEFA’da olacaksın” diyenlere ise “Araştırdım, UEFA yönetiminde yabancı dil bilmeyen iki üye var. Ben de olabilirim. Dil bilmek şart değil” yanıtını vermiş.
Hacıosmanoğlu, 22 Nisan’a kadar görevde kalabilir ve bir kulübümüzün eski yöneticilerinin UEFA’da kendisi için yaptığı kulisler olumlu sonuç verirse, Hacıosmanoğlu artık Türkiye’nin değil Avrupa futbolunun sorunu olacak.
Bu arada merak edenler varsa söyleyeyim, eğer UEFA yönetimine girmeyi becerirse, yılda 8,5 milyon TL civarında bir maaş alacak ve görevle ilgili masrafları karşılanacak.
Abramoviç Milas’a mı yerleşiyor?
Bizim vatandaşlarımız, zenginlerimiz, hatta Beşli Çete diye bilinen ama aslında sayıları çok daha fazla olan müteahhitlerimiz gidip yatırımlarını yurt dışında yapar, bazıları Londra’da mahalle satın alırken, kimileri de aynı şeyi Türkiye’de yapıyor.
Bodrum sahillerinde bir taraftan Mandarin Oriental, Bulgari, Aman gibi projeler 10 milyonlarca dolar değerindeki villalarını yabancı müşterilerine satarken, Gökova tarafında ise Four Seasons ve Cheval Blanc gibi projelerde her bir Türk vatandaşı alıcıya karşılık üç yabancı müşteri ev satın alıyor.
Bir diğer cazibe merkezi ise Güllük Körfezi tarafında yapılan Kaplankaya Projesi. Müthiş bir vizyonun ürünü olan bu projede, yalnızca Türkiye'nin ve Türk cumhuriyetlerinin değil, Orta Avrupa'nın da en zenginleri yılın büyük bölümünü geçiriyor.
Ancak en büyük sürpriz Rus milyarder Roman Abramoviç’ten geldi dersem yalan olmaz.
Bir süre önce medyamızda “Abramoviç otel yatırımı yapmak için Bodrum’da arazi arıyor” haberleri yer almış ancak arkası gelmemişti.
Evet, Abramoviç bölgede devasa bir arazi almış. Kaplankaya’yı gören Rus milyarder, burada istediği büyüklükte bir araziye sahip olamayacağını görünce, Kaplankaya’nın hemen yanı başında, Kaplankaya’ya komşu devasa bir arazi almış.
Kendine ait iki plajı da olan yaklaşık 100 bin metrekare büyüklüğünde olduğu söylenen bir arazi.
Ve işin güzel yanı, buraya otel falan yapmıyor. Bu kocaman araziye sadece üç ev inşa edecek. Her 30 dönüme bir ev. Böylelikle yoğunluk, doğanın katledilmesi, çevreye zarar falan gibi tartışmalar da olmayacak.
Daha önemlisi, artık bu bölgede tıpkı Güney Fransa’da, Sardunya’da, Marbella’da olduğu gibi her biri 10 milyon, hatta 100 milyon dolar değerinde evler olacak.
Bunların elbette size, bana doğrudan bir yararı yok ama bu tip yatırımlar ülkenin değerini artırıyor.
İyimserlik
Türkiye’nin geleceğine ilişkin iyimserliğim bazılarının sinirini bozuyor, farkındayım ama benimki gerçekçi bir iyimserlik.
Türkiye’nin zorlu bir “kuluçka” sürecinde olduğunu düşünüyorum.
Gözümüze çok batan, hepimizi rahatsız eden, bir kuşağın ağır sıkıntılar yaşamasına neden olan pek çok gelişme yaşanıyor, çok ağır bedeller ödüyoruz ama belki de bu bedeller ödenmek zorunda olduğu için ödüyoruz.
Türkiye’de pek çok alanda çok ciddi altyapı yatırımları yapılmış olmasını önemsiyorum. Maliyetleri olması gerekenden yüksek olmuştur mutlaka ama yapıldılar.
Eğitimde çok büyük sorunlar, çok ciddi fırsat eşitsizlikleri var ama buna rağmen çok başarılı nesiller geliyor. Milli eğitim sistemindeki yanlışlara rağmen geliyor belki ama geliyor. Türkiye’deki sorunlardan dolayı dışarıya bir beyin göçü oluyor mu? Oluyor. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinin önemli bir fakültesinin dekanı “En iyi mezunlarımızın hepsi yurt dışına gidiyor” diye yakınıyor ama iyi tarafı şu, demek ki medeni dünyada talep gören beyinlerimiz var. Bunları yetiştirebiliyoruz.
Son borsa yolsuzluğu ve hatta Terörsüz Türkiye süreci bile bir yandan umut verici.
“Kafayı mı üşüttün” diyebilirsiniz.
Bunu söylememin kafayı üşütüp üşütmemekle ilgisi yok. Şunu görüyorum, AK Parti kendi seçmeninde, kendi tabanında bile bir “itiraz kültürü” oluşturmuş ya da oluşmasını engelleyememiş.
“Biat”ın yerini “itiraz” almış.
İktidarın borsa yolsuzluğunun ardından bugüne dek görülmedik ölçüde ciddi adımlar atmasının, kendi içinde kurbanlar aramasının nedeni sizin, benim söylediklerimiz değil, kendi tabanından yükselen itiraz.
Keza Terörsüz Türkiye sürecinde de iktidar tabanında ciddi itirazlar var. Bu nedenle AK Parti meseleye dört koldan sahip çıkamıyor, makul bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor. İktidarın yeni nesli dibine düşmüyor. Hâlâ muhafazakar belki ama artık daha sorgulayıcı.
Ben bunları söyleyince, “Ama hâlâ Erdoğan en yüksek oyu alıyor. AK Parti hâlâ birinci parti” deniyor.
Peki, bunun için Erdoğan’a veya hâlâ ona oy verenlere mi kızmak lazım yoksa muhalefete mi!
Karadenizli bir seçmenin “Reis, bu AK Parti artık olmuyor. Yeni bir parti kur, ona oy verelim” cümlesindeki derin siyasi mesajı anlamak mı zor yoksa anlamamak mı!
İşte bütün mesele bu.
Ne zaman insan oluruz?
İyimserlik suç olmadığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







