
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Kayyum kızdı, kayyum atandı
Çivi fabrikası değil
Parti tabanı fonla ilgili ne düşünüyor?
Arda’nın Galatasaray’a gelişini kim engelledi?
Kayyum kızdı, kayyum atandı
Fatih Altaylı
Ekim 14, 2026
Yazı İçeriği
Kayyum kızdı, kayyum atandı
Çivi fabrikası değil
Parti tabanı fonla ilgili ne düşünüyor?
Arda’nın Galatasaray’a gelişini kim engelledi?
Kayyum Kılıçdaroğlu’nun üç gün önce boşa konuşmadığı, Halk TV’yi boşa hedef almadığı anlaşıldı.
Bugüne, Cafer Mahiroğlu’nun yani Halk TV’nin sahibinin Türkiye’deki şirketlerine kayyum atandığı haberi ile başladık.
Şirketler arasında Halk TV de olduğu için, haliyle ona da kayyum atanmıştı. Yani artık en eski muhalif yayın, kamu yayıncısı haline gelmişti.
Şaşırdık mı!
Tabii ki, hayır.
Bekliyor muyduk!
Çoktandır evet.
İlginç olan, işaret fişeğinin bir başka kayyuma attırılması, onun da hiç ar etmeden bunu yapmasıydı. Oysa genel başkanlığı döneminde Halk TV’ye en fazla kaynak aktaran da kendisiydi. Ama dediğim gibi mesele biraz da “ar ve edep” meselesiydi.
Cafer Mahiroğlu uzunca bir zamandır zaten Türkiye’ye gelemiyordu çünkü hakkında süren bir soruşturma ve yakalama kararı vardı.
Yaz boyunca konuşulan ise en geç kasım ayında Halk TV ile ilgili büyük bir soruşturmanın başlatılacağı ve büyük olasılıkla kanala el konulacağıydı.
Hatta kanalın önemli isimlerinin ayrılmasının arkasında da bu gerekçenin olduğu söyleniyordu.
Yani anlayacağınız, Halk TV’yi hoş günlerin beklemediği en azından medya piyasasında herkesin bildiği bir sırdı.
Sır bu sabah itibarıyla açığa çıktı.
Kayyum gerekçesi ise elbette “yayın anlayışı” değil.
Her ne kadar Kayyum Kılıçdaroğlu kanalın yayın anlayışından şikayet ettiyse de, el koymanın gerekçesi “mali suçlar”.
Kanalın sahibinin diğer işleri.
Bazı belediyeler ile akçeli işler yapmış olması.
Bu durum meseleyi “fikir hürriyeti” temelinde ele almayı ve savunmayı da zorlaştırıyor. Belediyeler ile akçeli ilişkiler, bunun suç olarak gösterildiği dosyalar el kol bağlayan cinsten.
Haklı olarak diyeceksiniz ki “İktidara yakın medyanın böyle işleri yok mu? En büyüğünden en küçüğüne kadar iktidarı destekleyen medya grupları devletle iş yapmıyor mu? Yeni Şafak’ın sahibi olan grubun tüm işleri devletle ve belediyeler ile değil mi?”
Bunlar elbette haklı sorulardır, yanıtları da bellidir.
Zaten muhalefet de tüm bu ilişkilerin hesabını sormak, kamu kaynaklarının hunharca yok edilmesinin takipçisi olmak iddiası ile muhalefet yapmaktadır.
Bu anlayışı egemen kılmaya çalışan bir muhalefet olma iddiasındaysanız, belediyelerle iş yapıyor, şimdilik erişebildiğiniz kamu kaynaklarına el uzatıyorsanız iktidarın hedefi olursunuz.
“Yok aslında bir farkları” dedirttiğiniz anda kaybedersiniz.
Bir zamanlar bir banka vardı. Türkiye’nin en eski, en köklü bankası. Ecdat yadigarı.
Sloganı şuydu: “Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankası’yız”
Sonuç!
Artık o banka yok.
Birbirinizden farkınız yok ise gereğiniz de yok demektir!
Çivi fabrikası değil
Sakın yanlış anlamayın.
Yukarıda okuduklarınızdan, Halk TV’ye el konulmasını normal ve haklı bulduğum manası çıkmasın.
Cafer Mahiroğlu’nun işleri, ilişkileri ne olursa olsun, bunlar bir televizyon kanalına, bir yayın grubuna el koyulmasını ne normalleştirir, ne de sıradanlaştırır.
Bir medya grubu, çivi fabrikası değildir.
İddialar var diye, bir soruşturma var diye medyaya el koyulmaz.
Yönetimine el koyulmaz.
Hele hele böyle bir gündemde bunu yaparsanız, kimseye bunu anlatamazsınız.
Dün konuştuğum bir AK Partili bile, millet fon meselesini tartışırken gazetecilerin tutuklanmasını ve ev hapsine alınmasını doğru bulmadığını söylüyordu. Böyle bir ortamda, muhalefet kelimesiyle özdeşleşmiş bir kanalın yönetimine de el koyarsanız bunun manası bambaşka olur.
Cafer Mahiroğlu’nun bilmediğim işlerini savunacak halim yok.
Ama basın özgürlüğünü savunmak zorundayız.
Parti tabanı fonla ilgili ne düşünüyor?
Dün AK Parti’nin genç kuşak, önemli isimlerinden biriyle kısa da olsa sohbet etme fırsatım oldu. Adı akçeli işlere karışmamış, başarılı bir isim.
Aylar önce karşılaşmış, siyasetten konuşmuştuk. Çok keyifli değildi. Partinin oy kaybetmesinden, anketlerde gerilemesinden yakınıyordu.
Yine sohbet etme fırsatı bulunca “Yeniden birinci parti olmuş görünüyorsunuz. Rakipler dağılınca üstünlüğü yeniden ele geçirdiniz” dedim.
Son derece samimi bir biçimde “Evet, bir toparlanma var ama bu fon meselesi büyük sıkıntı” diyerek konuyu açtı.
“Bunu bir yönetici olarak mı söylüyorsunuz, sahayı bilen, gezen bir partili olarak mı?” diye sordum.
“İkisi de” dedi. “Tabanda tepki oldukça büyük” diye ekledi.
“Taban derken para kaybedenleri mı kastediyorsunuz? Onlara bir ödeme yapılacak ve mesele bu şekilde halledilecek gibi görünüyor” dedim.
Anlattı:
“Para kaybedenler elbette tepkili ama para kaybetmeyenler de tepkili. Bunu her yerde görüyoruz. Normalde bizim tabanımız bu gibi konuları çok konuşmaz. Bu kez, başka bir şey konuştukları yok desem yeridir. Büyük kentlerde, Anadolu’da her yerde bu mesele konuşuluyor. Hem de çok detaylı biçimde. Kimsenin hoşgörü ile baktığı falan da yok. İlk kez böyle bir durumla karşı karşıyayız.” dedi.
“Peki ne olacak? Ne yapıyorsunuz, ne yapmayı planlıyorsunuz?” diye sordum.
“Biz Sayın Cumhurbaşkanı’nın talimatı ile geziyor, dolaşıyor, bilgi topluyor, halkın tepkisini gözlemliyoruz. Sonra da bunları en açık haliyle yukarıya iletiyoruz. Sansürsüz. Şunu da anlatıyoruz. Bu işin üstü örtülemez ve emin olun örtülmeyecek de! Şu anda Sayın Cumhurbaşkanımız tüm verileri topluyor. Ne kadar kızgın ve öfkeli olduğunu anlatamam. Burada bir komplo, bir tezgah varsa bile partimizden isimlerin buna alet olmasını da kabul etmiyor. Biz gereğini yapacağına inanıyoruz.”
“Evet ama toplumda bazı isimlere dokunulmadığı gibi bir algı oluştu.”
“Haklısınız. Bunun da yarattığı bir tepki var zaten, partili büyüklerimiz de bunu kamuoyu önünde seslendiriyor. Biz de kendi bulgularımızı parti yönetimine aktarıyoruz. Ben eminim ki, herkes emin ki, Sayın Cumhurbaşkanı bunun hesabını soracaktır. Ama onun üslubu farklı. Heyecanla hareket etmez. Bekler, veri toplar, onları değerlendirir, sonra harekete geçer. Şu anda da böyle olduğundan kuşkunuz olmasın. Bu işin içinde olanları silecektir. Bunu hepimiz biliyoruz. Örtbas edilmesinin siyasi bir bedeli olur. Bu bedeli partinin değil, sorumlularının ödemesi gerektiği konusunda kimsenin farklı bir düşüncesi olamaz.” dedi.
Bu cümlelerden anladığım kadarıyla iktidar partisi, fon yolsuzluğunun ekonomik zararının yanı sıra siyasi bir zarar da verdiğinin gayet farkında ve belli ki, bununla ilgili verileri parti içinde çok açıkça konuşma ve istişare etme amacında. Örgüt bu olan biteni hazmedemeyeceğini açıkça söylediğine göre, birileri bir bedel ödeyecek.
Arda’nın Galatasaray’a gelişini kim engelledi?
Dün akşam Galatasaray Barcelona’dan dört gol yedi ve sahadan 4-1 yenik ayrıldı. Galatasaray taraftarlarının geneli ne düşünüyor bilemem ama Barcelona’nın bu yılki form durumu ve Galatasaray savunmasının Türkiye ligindeki maçlardaki vaziyeti göz önüne alınırsa sonuç hiç de fena değil. Ne yalan söyleyeyim, ben “En az 5-6 yeriz” diyordum, hatta “10 yesek şaşırmam” demişliğim bile vardır.
Gerçi futbol da garip bir oyun. Galatasaray’ın ikinci golü palavra bir ofsaytla iptal edilmese ya da Barcelona’nın golünde oyunun içindeki oyuncuya ofsayt verilmiş olsa bambaşka bir maç izleyebilirdik. Geçmişte Barcelona karşısında aldığımız çok iyi sonuçlar da vardı. Camp Nou’da 2-0 öne geçip, hakemle 2-2 yaptıklarını da unutmadık. Ki Barcelona da unutmamış olmalı ki, temkinli bir oyunla başladılar maça.
Okan Buruk ise iyi başladığı maçı kötü bitirdi. Golü buluncaya kadar doğru kurgu ile oynarken, golden sonra kurgusunu bozdu. Sonuç da yenilgi oldu.
Ama bu yazıyı bunu anlatmak için yazmıyorum.
Anlatacağım mesele başka.
Biliyorsunuz, Futbol Federasyonu Ukrayna’nın Shakhtar Donetsk takımında oldukça başarılı bir sezon geçiren ve bu yıl da gayet iyi giden teknik direktör Arda Turan’ı milli takımların başına getirmek istedi. Arda ise bu öneriyi kibarca reddetti. Zaten kabul etmesinin aptallık olacağını yazmıştım. Çünkü şunu biliyorum, Arda geçen yıldan beri Premier League takımlarının radarında. Geçen yıl kabul etseydi şimdi Premier League’deydi.
Belli ki, Arda artık “elit klasman” teknik direktörlerinden biri olacak ve büyük liglerde büyük takımları çalıştıracak.
Peki size “Arda aslında Galatasaray’a gelecek ve Okan’dan sonraki teknik direktör olacaktı” desem ne dersiniz!
Evet, aynen durum bu.
4 yıl önce Okan Buruk Galatasaray’ın teknik direktörlük koltuğuna oturduğu zaman, Galatasaray’ın o günkü futbol aklı, Okan Buruk’a yardımcı olarak Arda Turan’ı önerdi. Okan bunu büyük bir sevinçle kabul etti. Arda Turan’a böyle bir görevi kabul edip etmeyeceği soruldu. O da “Galatasaray’da teknik direktör olmak büyük bir onurdur, yardımcısı olmak da önemli bir görevdir” dedi ve düşünmeden evet dedi.
Okan teknik direktör, Arda ise yardımcısı olacaktı. Böylelikle en az 10 belki 15 yıllık bir planlama yapılmış, Okan’dan sonra o koltuğa oturacak kişi de camianın içinden gelen ve pişen biri olacaktı.
Ancak Galatasaray futbol aklının oluşturduğu bu plan yönetime takıldı. Başkan ya da başkanı etkileyen birileri “Arda olmaz” dedi ve olmadı.
Arda açısından bakınca belki de “İyi ki de olmadı” diyebiliriz.
Galatasaray açısından ise ancak “keşke” demek mümkün.
Ne zaman insan oluruz?
Açgözlülüğümüz sözümüzü kirletmediği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







