
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Sormalı mı, sormamalı mı!
Bir albüm, bir şarkı, bir durum
Bari Azerbaycan’ı düşmanlaştırmayalım
İnsanlıktan çıkmak
Tesla’dan beyhude şov
Porsche Ferrari’ye “en gard” dedi
Sormalı mı, sormamalı mı!
Fatih Altaylı
Ekim 18, 2026
Yazı İçeriği
Sormalı mı, sormamalı mı!
Bir albüm, bir şarkı, bir durum
Bari Azerbaycan’ı düşmanlaştırmayalım
İnsanlıktan çıkmak
Tesla’dan beyhude şov
Porsche Ferrari’ye “en gard” dedi
Pazar gününe keyifli bir şeylerle başlamak, mesela Tiesla’nın yeni uçan otomobilinden söz etmek, ya da Porsche’nin Mission S’ini ve markanın yeni stratejisini yazmak isterdim aslında ama Türkiye’nin saçma sapan, gergin, üzücü ve hatta asap bozucu gündemi içinde pek de mümkün olmuyor ama yine de aşağıda bir yerlerde bunları da yazarım.
Murat Ağırel gözaltında. Niye gözaltına alındığını ilk gün yazdık. İşadamı olduğunu söyleyen biri Almanya’dan aramış, Emir ve Ömer Sarıgül’ün kara para akladığını, yurt dışına servet kaçırdığını iddia etmiş, Ağırel de bunların belgelerini istemişti.
Daha sonra da her sorumlu gazetecinin yapması gerektiği şekilde, haberin tarafları ile konuşmuş, iddiaları inandırıcı ve belgeleri güvenli bulmadığı için haberi yapmamış, biraz daha araştırma gereği duymuştu.
Murat’a bu haberi verenler, haber yayınlanmayınca ve Murat belgeleri Sarıgüllere ve bankalara sorunca sinirlenmiş, bu kez savcılığa ihbarda bulunmuş ve Murat’ı da haberi yayınlamamakla suçlamışlardı.
Gazetecilerin işi gerçekten çok zor.
Hergün kimi deli saçması, kimi araştırmaya değer onlarca ihbar alıyoruz. Biraz inandırıcı olanları mutlaka araştırıyoruz. Hatta bazen araştırma için güvendiğimiz meslektaşlarımızla da paylaştığımız oluyor ve mutlaka bir noktada karşı tarafa da sormak zorundayız.
Ancak ve ancak belgeler, bilgiler yüzde yüz doğrulukta ise karşı tarafa sorma gereği hissetmeyiz ama yine de yayınlandıktan sonra bile haberin öznesi olan, suçlanan tarafın yanıtını da alıp yayınlarız.
Çünkü aksi çok riskli. Tazminat davaları ile, ağır suçlamalarla hatta bugünün Türkiye’sinde tutuklamalar ile karşı karşıya kalmak çok olası.
Tüm bunlar haberin öznesi ile de alakalı.
Mesela Murat. Fon soruşturmasında “karşı tarafa sormadan” haber yaptığı için “ev hapsinde” Sarıgül soruşturmasında ise “karşı tarafa sorduğu” için şu anda “gözaltında”
Birinde sormamak suç, diğerinde ise sormak.
Peki gazeteci hangisini yapacak!
Haberin öznesi Sarıgüllere gelince. Bu gibi soruşturmalarda, yolsuzluk iddialarında hiçbir siyasetçiyi savunmam. İşim olmaz, işim değil. Emir Sarıgül’ün ne işini bilirim, ne gücünü, ne de servetinin kaynağını. Keza Ömer Sarıgül’ün de. Boşanma davasındaki talepler ilgimi çekmişti sadece. Ömer Sarıgül’ün annesini ve hatta ailesini ise yıllardır tanır bilirim. Onun yolsuzlukla, kara para ile işi olacağını hiç ama hiç zannetmem ama kefil olacak halim de yok.
Gözaltılara neden olay ile ilgili olarak Mustafa Sarıgül ile konuştum.
Anlattığı şu.
Bu soruşturmada şikayetçi olan kişiler, Emir Sarıgül ile ortak iş yapmak istemişler ve bunun için Almaya’da ortak bir şirket kurulması için anlaşmışlar. Bunun üzerine Ömer Sarıgül’ün annesi, Alman vatandaşlığı da olan Aylin Kotil’in Almanya’daki şirkete ortak olmasını istemişler. Aylin Hanım da kabul etmiş.
Daha sonra şirketlerin aslında olmadığı ortaya çıkınca iş bozulmuş. Bunun bir dolandırıcılık girişimi olduğunu düşünmüşler.
Bu arada Almanya’daki kişiler, Türkiye’de Sarıgüllere ait bir gayrimenkulün alımı için Sarıgül’ün hesabına 100 Euro yollamışlar.
Mustafa Sarıgül bunu söyleyince “100 mü 100 bin mi?” diye sormak zorunda kaldım.
“100. Sadece 100” dedi. Şaşırdım.
Emir Sarıgül bu parayı geri göndermiş. Daha sonra Almanya’daki kişiler bunun 100 milyon Euro olduğunu iddia etmişler. Sarıgüllerin paralarının üzerine yattığını söylemişler. Murat Ağırel’e de bu noktada haber vermişler. Bunlar alengirli işler. Bilemem gerçeğin ne olduğunu. Ama böyle bir paranın gelmediğinin ispatı çok kolay. 100 milyon Euro’yu banka üzerinden yolladıysanız, ki iddiaları böyle, bu kayıtları kimse yok edemez.
Ama şunu bilirim. Tüm olaylar içinde “Gazetecilik yapmak suç değildir”
Bir yerde sormamak, diğer yerde ise sormak suç haline getirilemez.
Bir albüm, bir şarkı, bir durum
Yukarıdaki yazının başlığı müzikseverlere Bülent Ortaçgil’in bir şarkısını anımsatmış olabilir.
Aslında Ortaçgil 52 yıl önce yayınladığı “Benimle Oynar mısın?” adlı albümün “Olmalı mı olmamalı mı?” adlı şarkı bugün gazetecilerin karşı karşıya kaldığı ikilimi anlatıyor.
Bakın Ortaçgil ne diyor:
“Görmeli mi görmemeli mi
Yoksa hiç bakınmamalı mı
Ama ben bakınmazsam, hiç göremem ki
Bilmeli mi bilmemeli mi
Yoksa hiç öğrenmemeli mi
Ama ben öğrenmezsem, hiç olamam ki”
Bari Azerbaycan’ı düşmanlaştırmayalım
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri iyiden iyiye “kötüye sardı”
Uzunca bir zamandır özellikle Türkiye tarafında bunu isteyen bir grup vardı ve başardılar.
Aslında gerilim çok önce başladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i hedef alan bir açıklamasında verdiği bir örnek, Azerbaycan yönetimini kızdırdı. Karabağ savaşındaki başarılarının hedef alındığını düşündüler. Aslında niyet o değildi ama Azerbaycan alınganlık gösterdi. İlişkiler gerildi. O günlerde bunu yazdım. “Yok öyle şey” falan dediler ama vardı öyle bir şey. Neyse ki sonra taraflar yumuşadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan elini uzattı, Aliyev de bu dostluk elini çevirmedi.
Son olarak Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurulu’nda yaptığı ve bana Avrupa ülkelerini hedef alıyormuş gibi gelen konuşmadaki “Müslüman kız çocuklarına yapılan ayrımcılık” bölümü Azerbaycan’da yeni bir alınganlık yarattı.
Buna Türkiye’den bazı gruplar da gaz verince, ilişkiler yeniden gerildi.
Bunu fırsat bilen bir kesim, Azerbaycan-İsrail ilişkisi üzerinden iki ülkeyi karşı karşıya getirmek için uğraşmaya devam etti. Tehlikeyi gördüğüm için birkaç kez bu Azerbaycan ile Türkiye’yi düşman etme uğraşlarını bu köşede gündeme getirdim. Son olarak 26 Eylül günü bu konuya değindim.
Üzerine bir de Azerbaycan’ın ülkedeki İran etkisini azaltmak için devreye soktuğunu açıkladığı başörtüsü kısıtlamaları gelince iş tamamen koptu.
Bundan siyaseten kârlı çıkacak taraf İsrail’dir, Birleşik Arap Emirlikleri’dir.
İnsanlıktan çıkmak
Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir insanlığının ölmesi.
Galiba bizim başımıza bu felaket geldi.
Sinem Dedetaş’ın tutuklanıp, görevden alınmasından sonra Üsküdar Belediye Başkan vekili seçilen AK Partili Dündar Ziya Gültekin, Ankara’ya Belediyeler Birliği toplantısına giderken geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.
Tüm bu süreçte hakkı yenen, cezaevine tıkılan Sinem Dedetaş, bu ölüm üzerine içten bir başsağlığı mesajı yayınladı.
Doğrusu da buydu.
Buna karşın insanlıktan çıkmış bir güruh bu ölüm hakkında akla ziyan, vicdana zarar yorumlar yapmaya başladı.
Yahu 41 yaşında, gencecik bir adam hayatını kaybetmiş. Geride bir aile bırakmış.
Siyasetin hoşumuza gitmeyen bir işin içinde oldu diye bu ölüme sevinmek neyin nesi!
Böyle bir alçaklık olur mu!
Böyle bir şey sizin başınıza gelse hoşunuza gider mi!
Diyebilirsiniz ki “Bizim başımıza geldiği zaman onların trolleri de aynı şeyi yapıyor”
Haklısınız. Yapıyorlar.
Zaten insanlıktan çıkma tek taraflı olmuyor, birlikte oluyor olunca.
İyi de doğru mu peki! Karımızdakilerden bazıları insanlıktan çıkınca biz de çıkmalı mıyız?
Herkes öyle yaparsa bunun sonu nereye varır, hiç düşündünüz mü!
Aklınıza gelen her kötü düşünceyi yazmak, paylaşmak ve topluma yaymak zorunda mısınız!
Tesla’dan beyhude şov
Hafta sonunun en keyifli haberleri otomotiv dünyasından geldi.
Tesla “Uçan otomobil yaptık” diye ortaya çıktı ve şahane bir şov yaptı.
Porsche ise yepyeni Mission S adlı modelini tanıttı.
Önce Tesla’dan başlayalım.
Tesla “Bir şov” yaptı ama aslıda ortada uçan otomobil falan yok. Sadece Tesla’nın neler yapmaya muktedir olduğunu gösteren bir ürün var. Yapılan şey aslında zıplayan ve takla atan bir otomobil. 1 tondan daha ağır bir aracı jet ya da roket motorları ile zıplatmak, takla attırmak başka şey, bir yerden bunu uçurmak başka şey. İkincinin gerektirdiği enerjiyi taşımak pek mümkün değil. O araç belli ki hafifletilmiş bir kabuk ve içinde sadece birkaç saniye havada kalmasına imkan verecek kadar yakıt var. Yani aslında bir tür sirk gösterisi. Mühendislik kapasitesini gösteriyor, eğlenceli, heyecan verici ama otomotiv sanayii açısından uygulanabilir bir şey değil.
Bu gösteri sırasında Elon Musk’ın “0’dan 100’e bir saniyenin altında ulaşacak otomobil” cümlesi ise ilginç. Bunu da yapmış gibi göründüler ama bunu tekerleklerden gelen bir güçle değil, roket gücüyle yaptılar. Diğer türlüsü zaten fizik olarak çok da mümkün değil.
Tesla’nın şovunda gösterdiği performans ve bu performansı sergileyen ürünler zaten sıradan sürücüler açısından kullanılabilir de değil. Bu otomobile o taklaları attıracak yetenekte sürücü belki Formula 1’de ya da hava kuvvetleri içinde bulunabilir. O da çok sıkı bir eğitimden sonra. Bu hareketler ve akselerasyonmlar ancak otonom sürüşte mümkün olabilir gibi görünüyor.
Fakat orada bir başka sorun bunlara dayanacak, bu hareketlerin ve bu hızlanmaların yaratacağı G kuvvetine dayanacak kaç kişi var!
0’dan 100’e 1 saniyede çıkacak bir aracın içindeki yolcuların ve hatta sürücünün buna dayanması mümkün değil. Formula 1 araçları 0’dan 100 km/sa sürate yaklaşık 2 saniyede çıkıyor. Bazı hiper otomobillerin ve benzer performansı var. Bu ivmelenme sırasında sıradan insanlar bayılabilir, büyük ihtimalle kusar. Yani anlayacağınız Elon Musk fantezi yapıyor, mühendislik ve inovasyon şovu yapıyor. Bunların size, bana faydası yok.
Porsche Ferrari’ye “en gard” dedi
Porsche’nin yeni otomobili Mission S ise gerçekten büyüleyici.
Porsche ürün segmentinin en tepesinde 911 modelinin Turbo S ve GT serilerini bulunduruyordu. Bunların fiyatları da 250 ila 350 bin Euro arasındaydı. Bana göre dünyanın en iyi, en kullanılabilir spor araçları idi. Tüm kalitesine ve tüm kullanılabilirliğine rağmen markayı segment olarak Ferrari ve Lamborghini ve hatta Mc Laren’in bir tık altında konumlandırıyordu.
Oysa bu üçünden de daha iyi bir otomobildi Porsche.
Ve özellikle Ferrari, Porsche’den daha az sayıda otomobil yapıp satmasına rağmen çok daha kârlı bir operasyon yürütüyordu.
Şöyle ki, Porsche 2024 yılında 310 bin 718, 2025 yılında 279 bin 600 otomobil yapıp satmıştı. 2026’nın ilk üç çeyreğinde ise 178 bin 500 araç satmayı başarmıştı.
Ferrari ise 2025 yılında sadece 13 bin 640 adet araç yapıp satmıştı.
Ancak Ferrari sattığı her araçtan ortalama 170 bin Euro para kazanmıştı. Marka en ucuz modelinden 118 bin, en pahalı modelinden ise 223 bin Euroluk bir kâr ediyordu.
Buna karşın Porsche’nin araç başına ettiği kâr topu topu 1.555 Euroydu.
Ferrari, lüks araç başına kârlılıkta Türk maliyesinden sonra en kârlı şirketti.
Kaba bir hesapla Ferrari 13 bin 640 araç satarak 2 milyar 318 milyon Euro kâr ederken, Porsche 279 bin 600 araç satarak 434 milyon 778 bin Euro kâr edebilmişti.
Mission S işte bu tablonun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Porsche, arada bir yaptığı “süper otomobillerden” birini artık seri üretim haline getirdi ve spor otomobil serisine ilk 911’in dışında kalıcı bir seri daha ekledi.
Mission S’in fiyatları da 911’lerin hemen hemen 2 misli gibi olacak. 500 bin Eurolar seviyesinde başlayacak.
Bir otomobil manyağı alarak bana “Hangisini tercih edersin” diye soracak olursanız tabii ki Porsche derim.
Bence son hakiki Ferrari 550 Maranello idi.
O günden bu yana yapılanlar ise ancak markaya ihanet çerçevesinde değerlendirilebilir.
Ferrari heyecan verici olabilir. Ama Porsche otomobildir.
FİAT’ın Alfa Romeo, Lancia ve Ferrari gibi üç muhteşem markayı nasıl katlettiğini, hele hele Alfa’ya nasıl yazık ettiğini de ayrıca konuşuruz. Ama Alfa’dan heyecan verici gelişmeler de gelmiyor değil.
Ne zaman insan oluruz?
Başkası kaybetti diye insanlığımızı kaybetmediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







