
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Savunma sanayiine Japon övgüsü ve NATO
SPK’dan geç ve eksik hamle
Kocasakal: İMAG’ın adayı değilim, çatı adayım
Aras: Bağımsız kalacağım
Karagöz iş yapıyor görünecek, zorluğunu Hacivat çekecek
Savunma sanayiine Japon övgüsü ve NATO
Fatih Altaylı
Ekim 19, 2026
Yazı İçeriği
Savunma sanayiine Japon övgüsü ve NATO
SPK’dan geç ve eksik hamle
Kocasakal: İMAG’ın adayı değilim, çatı adayım
Aras: Bağımsız kalacağım
Karagöz iş yapıyor görünecek, zorluğunu Hacivat çekecek
Birkaç gün önce bazı internet sitelerinde dünya genelinde savunma sanayileri ile ilgili yayınlanan verileri okudum. Aynı gün ofiste ziyaretime Japon bir diplomat geldi. Sabah okuduklarım ile öğleden sonra dinlediklerimi sizinle paylaşmak istedim.
Biliyorsunuz Türkiye, son yıllarda atağa kalkan savunma sanayii ile çok övünüyor. Aslına bakarsanız bir yandan 45-50 yıl önce dikilen savunma sanayii ağaçlarının meyvesini topluyoruz, bir yandan da iktidarın bu konuya verdiği özel önem sayesinde bu alandaki payımızı da arttırıyoruz.
Geçen yıl Türkiye, dünya savunma sanayii satışlarında yüzde 1,8’lik bir pay elde etti.
İlk sıraları gelişmiş ülkelerin paylaştığı listede ABD haliyle birinci, ardından Fransa, Rusya, Almanya, Çin, Güney Kore ve İsrail sıralanıyorlar. ABD pazarın yaklaşık yüzde 42’sine sahip, iki haneli paya sahip başka ülke yok. İsrail’in payı ise yüzde 4,4.
Türkiye 1,8 pazar payı ile 11. sırada. 2016-2020 döneminde 0,9 olan pazar payını 2020-2025 döneminde yüzde 122 artışla yüzde 1,8’e çıkarmışız. Artış oranı çok ciddi. 178 ülkeye 230 farklı ürün satıyoruz. En büyük müşterimiz Pakistan, onu Birleşik Arap Emirlikleri ve Ukrayna takip ediyor.
Japon diplomat konuğum ile de işte tam bunları konuştuk. Japon parlamentosundan 3 vekil Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunmuşlar. Dostluk grubunda eski Japonya Adalet Bakanı ve eski Savunma Bakanı da yer alıyor. Özellikle savunma sanayii tesislerini gezmişler. Savunma Sanayi Başkanlığı, TUSAŞ ve Baykar’ı ziyaret etmişler. Çok etkilenmişler, o kadar ki, not tuttukları defterdeki sayfalar tükenmiş.
Diplomat konuğum Japonya’nın Türk savunma sanayiine ilgisini şöyle anlattı:
“Dünyanın en sofistike silahlarını üretmediğinizi, savaş uçağı üretiminde henüz emekleme safhasında olduğunuzu biz de görüyoruz. Bunları zaten Amerika’dan alabiliyoruz. Zaten en büyük tedarikçimiz ABD. Ancak Türkiye hızla yükseliyor ve pek yakında en önemli üç tedarikçimizden biri olabilir. Çünkü Türk savunma sanayii hiç kimsenin sunamadığı bir avantaj sunuyor. Esnek ve ucuz sistemler. Yeni savaş stratejilerine daha uygun ve düşük maliyetli savunma sanayi ekipmanları. Hiç biri sıradan değil ve çok akıllıca geliştirilmiş sistemler. Ve en önemlisi hepsi NATO standardı. NATO standardı olması Japonya açısından çok önemli. Zannederim diğer müşteriler için de öyledir. Bu bizim açımızdan bir kalite güvencesi ve uyum sorunlarını ortadan kaldıran bir garanti gibi.”
Japon diplomat şunu de söylemekten kaçınmıyor:
“S-400’leri aldığınız zaman çok korktuk. NATO şemsiyesinden ve NATO standardından çıkacağınızı düşündük. Böyle bir durumda sizden alım yapma imkanımız kalmayacaktı ve çok önemli bir açık oluşacaktı savunma stratejimizde. Neyse ki o konu büyümedi ve NATO içinde kaldınız.”
Benim burda gördüğüm şudur.
Türkiye’nin NATO üyeliği, savunma sanayiinin ihracat kapasitesi açısından da çok önem taşıyor.
ABD’de bazı çevrelerin “Türkiye’yi NATO üyeliğinden çıkarın” demesinin arkasında da bu neden var.
SPK’dan geç ve eksik hamle
Muhalif gibi görülen gazeteciler “tutuklanma” riski nedeniyle fon yolsuzluğu ile ilgili yazılarının adedini ve dozunu düşürdüler ama iktidara yakın gazeteciler ve eski AK Partili vekiller de muhalifleri aratmayacak bir şekilde bu mesele ile ilgili yazılarını sürdürüyorlar.
İktidara en yakın anket firmaları da fon rezaletinin AK Parti’nin oylarında birkaç puanlık bir erimeye neden olduğunu peş peşe açıkladıkları anket sonuçları ile duyurmaya başladılar.
Artık AK Parti’ye yakın isimler bile bir an önce harekete geçilmesini, sorumlulardan hesap sorulmasını, en azından birkaç kurban verilmesini savunur hale geldiler. İlginçtir, hiçbir şey fon konusunu gündemden düşürmüyor, Halk TV’ye kayyum atanması gibi bir büyük olay bile fon gündemini değiştirmiyor.
Bu arada en ilginç kurum SPK. Yıllardır tartışmaların odağında olan SPK, borsa harap olduktan sonra suç duyurusunda bulanmaya karar veriyor ve bir kısmı zaten tutuklanmış isimler için günler sonra “Bir suç duyurusunda da biz bulunalım bari” kıvamında harekete geçiyor.
Yine de suç duyurusunda bulundukları isimlerden bazıları önemli. Emre Tezmen zaten bilinen biri ama benim fon skandalı patladığı gün gündeme getirdiğim Ertan Aydın için SPK neredeyse bir ay gecikmeli bir suç duyurusunda bulunuyor. Keza Erkan Kilimci için de öyle. Ve bazı isimler için hala adım atılmıyor.
Bunların önemli bir bölümü “siyasi konumu” olan isimler de değil ki “partili oldukları için korunuyorlar” diyelim. Bu arada olayların tam göbeğindeki Bulls Yatırım’ın avukatı da görüşmek istediğini iletti. Bugün kendisi ile görüşeceğim ve bunu da sizinle paylaşacağım.
Kocasakal: İMAG’ın adayı değilim, çatı adayım
Cumartesi günü İstanbul Barosu başkan adaylarından Prof. Ümit Kocasakal ile yaptığımız programı yayınladık. Diğer aday Prof. İbrahim Kaboğlu’na yer veremedik ama zaten görev başında ve 2 yıllık icraatı zaten onun en önemli propaganda aracı.
Prof. Kocasakal ise geçen hafta hakkında kaleme aldığım bir yazıya bir itiraz yolladı.
Onu da aynen paylaşayım sizinle:
“Fatih abi, yazınızda bana ithafen “Kendisinin gerçek Atatürkçülük olarak tanımladığı, bana göreyse aşırı ulusalcı bir çizgiye geçmiş, İMAG diye bilinen İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun en bilinen yüzü olmuştu” yazmışsınız.
Ancak sevgili Fatih abi ben İMAG'ın adayı da değilim, en bilinen yüzü de!
Ben Önce İlkeliyim ve Kemalistim.
Zaten haksızca bu algıyı oluşturmaya çalışıyorlar. Ben, bizim çağrımız üzerine üç grubun bağımsız kimliklerini koruyarak bir araya gelmesiyle oluşan Cumhuriyetçi Güç Birliği’nin adayıyım. İMAG sadece bu üç gruptan birisi ve tüm gruplar bağımsız kimliklerini korumakta.
Sevgili Fatih abi, Cumhuriyetçi Güç Birliği çatısı altında bir araya gelen üç grup şunlar: Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu (güç birliği çağrısını yapan bizim grup), Önce Avukat Grubu ve İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu (İMAG).
İMAG, 2 no'lu baroya geçmemiş ve MHP tarafından afaroz edilmiş meslektaşların oluşturduğu bir grup. Ben bu güç birliğinin çatı adayıyım.
Üstelik ben kendilerini "gerçek Atatürkçü" olarak tanımlamadım, altı oktan birisi milliyetçilik, bu çocuklar da Atatürk milliyetçisi dedim. Bu yapı tamamen bölünmez bütünlük ve Cumhuriyet hassasiyetiyle oluşmuştur.
Bana İMAG üzerinden en çok vuranlar ise, "sol" maskesi altında Kandil çizgisinde olup bunu gizlemeye çalışan etnikçiler ve ikinci cumhuriyetçilerdir. Dolayısıyla abicim senin bu şekildeki belirlemeni çarpıtarak ve haksızca benim aleyhime kullanacaklardır. Kullansınlar, sağlık olsun, cenge alışığız! Biz seçimi kazanacağız. Sevgilerimle”
Aras: Bağımsız kalacağım
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ı aradım.
Yıllardır tanışırız.
Geçtiğimiz günlerde yakın akrabası eski Galatasaraylılar Derneği Başkanı Fidel Berber’in vefatı için aramış ulaşamamıştım.
Meğer numarası değişmiş.
Aras’ı aramamın nedeni, CHP’den istifasını ve AK Parti’ye geçeceği yolundaki iddiaları sormaktı.
Önce istifasının nedenini sordum.
“CHP’de siyaset yapma imkanım kalmamıştı. Nedeni çok açık değil mi, herkes görüyor zaten. Aslına bakarsan geç bile kaldım diyebilirim” dedi.
Güldüm.
Bence de geç bile kalmıştı.
“AK Parti’ye geçeceğin dedikoduları var. Aslı astarı var mı!” diye sordum.
“Hiçbir yere geçmeyeceğim. Bağımsız olarak kalacağım” dedi.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanını benden daha iyi ve eski tanıyanlar, Aras’ın yolsuzluğa bulaşma ihtimalini sıfır olarak görüyor ve böyle bir nedenle parti değiştirmeye zorlanamayacağını söylerken oldukça emin konuşuyorlar.
Ben de Aras’ı epeydir tanırım. Ve bir ilçe belediye başkanı ile evlendiğinde kendisini eleştirmiş, “Keşke belediye başkanlığı döneminin sonunu bekleselerdi” demiştim.
O da beni arayıp “Haklısın ama aşk bu beklemiyor. Ama dönem sonunda ben belediye başkanlığını bırakacağım ve bir daha aday olmayacağım. Siyasete eşim devam edecek” diyecek kadar samimi ve içten bir siyasetçi idi.
Şimdi de “Bağımsız kalacağım” diyor.
Karagöz iş yapıyor görünecek, zorluğunu Hacivat çekecek
Çok sevdiğim bir cümle vardır: “Bozuk değilse tamir etme”
Bazen tıkır tıkır işleyen şeyleri tamir etme alışkanlığından daha zararlı bir şey var mı diye düşünüyorum.
Biliyorsunuz artık tüm otoyollarda ödemeler HGS sistemi ile yapılıyor. Ancak bazen HGS çalışmıyor ve kaçak geçmiş gibi görünüyorsunuz.
Daha sonra ilgili internet sitesine girip, ödemesiz geçiş yaptığınız aracın plakasını yazarak ödeyebiliyordunuz.
Şimdi niyeyse tıkır tıkır işleyen bu sistemi bozmuşlar.
Artık plaka yazarak borç ödeme devrini kapatmışlar ve çok daha komplike bir sistem getirmişler.
Artık bu ödemeyi sadece aracın ruhsat sahibinin e-Devlet hesabı üzerinden yapabiliyorsunuz.
Son derece gereksiz bir iş, vatandaşa gereksiz zorluk.
Bazen kiralık otomobil kullanıyoruz, bazen arkadaşımızın otomobilini, bazen anamızın, babamızın otomobilini kullanıyoruz, bazen de test aracı kullanıyoruz.
Hadi gel çık işin içinden.
Annemin adına kayıtlı bir araçla geçtim diyelim. Ne yapacağız. Bilgisayar bile kullanmayan annem nasıl ödeyecek o parayı! Ya da test aracı ile böyle bir durum oluştu. Ne yapacağız!
Tıkır tıkır işleyen sistemi niye bozduklarını ve komplike hale getirdiklerini anlamak mümkün değil.
Ne zaman insan oluruz?
İşini iyi yapmak suç haline getirilmediği zaman
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







