İstanbul 5°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı

Yazı İçeriği

  • İş doğru, yöntem yanlış

  • Parti içi muhalefetin temiz siyaset komedisi

  • Alman’a haklısın, ya İspanyol’a

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

İş doğru, yöntem yanlış

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Şubat 22, 2026

Yazı İçeriği

  • İş doğru, yöntem yanlış

  • Parti içi muhalefetin temiz siyaset komedisi

  • Alman’a haklısın, ya İspanyol’a

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Ardı arkası gelmeyen operasyonlar dışında bugün İstanbul’da ve tabii Ankara’da zenginlerin tek bir mevzuu var. 

Göcek’te yat bağlamaya getirilen yeni kriterler. 

Göcek, Fethiye Körfezi’nin, yan yana dizilmiş adalar ve doğal koylarla Ege’nin açık denizinden doğal olarak korunan şahane bir bölümü. 

Yatçıların en çok tercih ettiği ve doğal korunaklı bir alan olduğu için Göcek’in merkezi Türkiye’nin en yoğun ve yüksek kapasiteli marinalarına ev sahipliği yapıyor. 

Zannederim dünyanın en pahalı marinaları burada. 

Geçmiş yıllarda Haldun Simavi’ye ait Club Marina, Skopea Marina ve belediye marinası varken, sonrasında dev holdinglerin de buraya gelmesi ile peş peşe marinalar açıldı. 

Türkiye’nin zenginleşmesi, AK Parti döneminde yeni bir zengin sınıfının da ortaya çıkması ile birlikte Göcek kapasitesinin üzerinde bir yat sayısına ev sahipliği yapmaya başladı. 

Dahası, geçmişte 20 metrelik tekneler büyük tekne sınıfına girerken, zenginleşmeye ve trendlere bağlı olarak Türkiye’de de yatlar giderek büyüdü, boylar 40-50-60 metrelere çıktı. 

Hem sayı arttı hem de teknelerin uzunluğu. 

Hal böyle olunca da en çok tercih edilen bölge olan Göcek’in sınırlı sayıdaki koyları yetmemeye başladı. 

Devlet önce koylarda ağaçlara tekne bağlamayı yasakladı ve kıyıya babalar yaptı. Bunların önüne de tonozlar yerleştirdi. Ama sayı azdı ve kimse kurallara uymadı. 

Sürekli atılan çapalar deniz altı yaşamına zarar vermeye başladı. 

Yat bağlayacak yer bulmak imkansız hale geldiği için tekneler bir kez bağlanacak yer buldu mu, haftalarca yerinden kıpırdamamaya başladı. Patron teknede olmasa bile kaptanlar bağlandıkları yerde sabit kaldılar. 

Bu durum, teknelerin siyah su depolarının yetersizliği ile birleşince herkes atık sularını bulunduğu yere boşaltmaya başladı. 

Göcek lağıma ve çöplüğe döndü. 

Az sayıdaki atık su toplama teknesi yetmedi, yetse bile rezil patronlar ve kaptanlar üç kuruş vermemek için atıklarını Göcek’e boşalttılar. 

Haziran ortasından itibaren Göcek koyları denize girilmeyecek kadar pis olmaya başladı. 

Yıllar önce, başta Göcek olmak üzere bu koylara bir düzen getirilmesi, haftalarca kıpırdamadan tek bir koya bağlı olan teknelerin denetlenmesi gerektiğini yazmaya başladık. 

15 yıldır bunu tüm bakanlara, başbakanlara anlatmaya çalıştık.

Yaz aylarında dünyanın en güzel ve en eşsiz koyları olan Ege koylarını kurtarmak gerektiğini söyledik. 

Uyarılar üzerine önce saçma sapan bir vakıf kurdular, yetkiyi bu vakfa vermeye çalıştılar. 

Üç sene önce bir düzenleme yapıldı ama işlerlik kazanmadı. Bu koyların işletmesini kiralamak için bir ihale yaptılar. İhaleyi birileri aldı ama bir sonuç alınamadı. 

En sonunda bir düzen getirildi. 

Tonozlar ve kıyıya yapılan babalar dışında bağlama yapılamayacak. 

Bunlara tekne bağlamak için rezervasyon yapmak gerekecek. Teknenin boyuna göre günlük bir bedel ödenecek.

Çok doğru bir kararla bir bağlama yerinde 3 günden fazla bağlı kalınamayacak ve toplamda Göcek’te geçirilecek süre kısıtlanacak. 

Bu kuralların hepsi doğru ve yerinde. 

Ancak çok önemli bir eksik, çok ciddi bir hata var. 

Göcek’in asıl sahibi yerel halk ve yerel yönetimler bu düzenlemenin hiçbir yerinde yok. 

Ne Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin ne Fethiye Belediyesi’nin etkisi ve yetkisi var. 

Buradan elde edilecek gelirin en azından önemli bir bölümünün yıllardır katledilen Göcek’in temizlenmesi, rehabilite edilmesi için kullanılacağına dair net bir düzenleme yok. 

Bölgedeki balıkçıların, geçimini denizden temin eden köylerin hiçbir avantajı, hiçbir özel durumu yok. 

Bu çok ciddi bir haksızlık. 

Bir an önce düzeltilmesi gerek. 

Parti içi muhalefetin temiz siyaset komedisi

Belli ki, CHP’de “Butlan Davası” olarak bilinen Kurultay İptal Davası seçime kadar gündemde kalacak. 

Zannederim Beşiktaş Belediyesi ile ilgili davanın sonucundan Butlan Davası’na yönelik bir şeyler de çıkarmaya çalışılacak.

İktidarın CHP’yi karıştırmak, CHP’de tedirginlik yaratmak, parti içi düzeni her imkanı kullanarak bozmak için yapmayacağı şey yok. 

Siyaseten haklı olabilirler ama bunun için yargı gücünü kullanmak kabul edilir gibi değil.

CHP yönetimi de peş peşe kurultaylar ile kendini korumaya almaya, Butlan Davası’nın olumsuz sonuçlandırılması halinde bile bunun parti yönetimine etki etmemesini sağlamaya çalışıyor. 

Bu, bir muhalefet partisinin iktidarın sınırsız ve fütursuz gücüne karşı kendini savunma çabası ve haklı bir çaba. 

Burada beni en çok güldüren ise CHP’deki parti içi muhalefet. 

Hayli cılız olsalar da, sayıları giderek azalsa da parti içi muhalefet hâlâ umutlu, hâlâ beklenti içinde. 

İktidar CHP yönetimini devirecek ve onlar geri gelecek. 

Bunu da “etik” ya da “ahlaki” bir değere bağlamak istiyorlar ve “Yönetim değişir, eski yönetim geri gelirse yargılanan belediye 

başkanlarını partiden ihraç edecek ve ‘Aklanın da gelin’ diyecek. Aklanıncaya kadar parti ile ilişkileri kesilecek” diyorlar. 

Ben de bu “sözde etik” ya da “lafta ahlaki” tutuma çok ama çok gülüyorum. 

Eski Ataşehir Belediye Başkanı ile el ele yürüyenlerin, başka belediye başkanlarına laf ediyor olması beni güldürüyor.

Murat Haznedar’ı Beşiktaş’a belediye başkanı yapan, şu anda yargılanmakta olan belediye başkanına nefret kusarken, onu aday gösterenin kendileri olduğunu unuttuğumuzu zanneden CHP yönetiminin ve yancılarının “Temizlenip gelsinler” demesine siyaset değil, komedi denir. 

Alman’a haklısın, ya İspanyol’a 

Ahmet Hakan Bey kardeşimiz, gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanmasına tepki gösteren Alman Bakan Weimer’e tepki göstermiş ve “Ülkesinde Gazze lehine yazdığı için aç bırakılan gazeteciyi savunmayan adamın Türkiye’ye laf söyleme hakkı yoktur” diye yazmış. 

Haklısın Ahmet kardeş, Alman Bakan’ın bu konuda laf söylemeye hakkı olamayabilir. 

Ama senin bu konuda laf söylemeye hakkın var. 

Gazeteci Alican Uludağ’ın en azından tutuksuz yargılanmasını savunmaya hakkın var. 

İşlediği iddia edilen suçun işlenme yeri Ankara olduğu için, isnat edilen suçun faili de, müştekisi de Ankara’da ikamet ettiği için en azından yargılamanın Ankara’da yapılmasını istemeye hakkın var. 

Kim bilir Ahmet kardeş, belki de Alican Uludağ gibileri sen savunsan, alakasız bir Alman’ın savunmasına gerek kalmayacak, Alman Bakan haddini aşmayacak. 

Sahi Ahmet kardeş, Alican Uludağ’ın hiç değilse tutuksuz yargılanması gerektiğini söylemeyi, yazmayı hiç düşündün mü! 

Alman değilsin, Gazze konusunda duyarlısın. 

Yani bir gazeteciye sahip çıkma konusunda hak sahibisin. 

Sahip olduğun bu hakkı kullanacak mısın!

Yoksa Alican Uludağ’ın tutuklanması gerektiğini mi düşünüyorsun. 

Elbette bunu da düşünebilirsin. 

Bir şey diyemem. O da bir özgürlük. Karışamayız. 

Bu arada İspanyol bir parlamenter de Alican Uludağ’ı savundu. 

Biliyorsun Ahmet kardeş, İspanyol hükümeti İsrail karşıtı politikalarda Türkiye’den daha sert ve tutarlı. 

Gemilerini limanlarına yanaştırmıyor, Gazze’deki katliama, soykırıma karşı en az Türkiye kadar, hatta Türkiye’den daha içten bir tepki veriyor, İsrail’e silah yapımında kullanılacak her türlü maddenin satışını da, İspanya üzerinden ulaştırılmasını da engelliyor. 

Haklısın, Alman Bakan’ın bu konularda ahkam kesecek yüzü yok. 

Peki ya İspanyol milletvekili için ne diyorsun Ahmet kardeş. 

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Gizli isimlerin arkasına saklanarak ders vermediğimiz zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026