
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İspanya’nın mesnetli özgüveni
Real Madrid ve Arda Güler
Böyle federasyona böyle hakemler
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
İspanya’nın mesnetli özgüveni
Fatih Altaylı
Mart 8, 2026
Yazı İçeriği
İspanya’nın mesnetli özgüveni
Real Madrid ve Arda Güler
Böyle federasyona böyle hakemler
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in İsrail karşısındaki tavrı nedeniyle, bugünlerde Türkiye’de bir İspanyol rüzgarı esiyor. Muhafazakar Türkler İspanya’daki sol iktidarı keşfediyor ve övgüler diziyor.
Oysa İspanya’nın İsrail karşısındaki tavrı uzun zamandır aynı ve değiştiği falan da yok.
İsrail Gazze’de katliam yapmaya başladığı andan itibaren İspanya tavrını net biçimde ortaya koydu.
Limanlarını İsrail gemilerine kapattı, İsrail’e yaptığı ihracata net sınırlar koydu, İsrail’e ihracatını keserken, Filistin’e ihracatını ani biçimde tarihte görülmemiş düzeye falan çıkarmadı, her fırsatta İsrail’i kınadı, İsrail boykotunu genişleterek İsrail’in yer aldığı spor müsabakalarına katılmayacağını açıkladı.
Avrupa’da gerçek bir sol partinin iktidarda olduğu tek ülke diyebileceğimiz İspanya, İsrail-ABD, daha doğrusu Trump-Netanyahu alçak ikilisinin İran’a saldırmasından çok önce tavrını zaten koymuş bir ülkeydi.
Benim İspanya ile ilgili ne düşündüğümü ise okurlar ve dinleyenler gayet iyi bilir.
İspanya Avrupa’nın en şahane ülkesidir.
Birbirinden güzel şehirleri, Paris kadar güzel ve içinde Parisliler yaşamadığı için Paris’e tercih ettiğim başkenti Madrid’i, sadece Endülüs’ün değil dünyanın en güzel şehirlerinden Sevilla’sı, Granada’sı, Ronda’sı, mutfağın başkenti San Sebastian’ı, muhteşem Cordoba’sı, her biri birbirinden farklı şahane 15 eyaleti ve tabii ki alçakgönüllü, nezaketli bana göre Avrupa’nın hatta belki dünyanın en iyisi olan halkıyla muhteşem bir ülkedir.
Hem İtalya’dır hem Fransa. Ama ikisinden de iyidir.
Zannedilenin aksine Avrupa Rönesansı’nın başladığı yer de İtalya’dan önce İspanya’dır.
Kültürün, sanatın, edebiyatın da en önemli yeridir.
Birleştiği Portekiz ile birlikte coğrafi keşiflerin sahibidir.
Kanlı bir iç savaşın ardından uzunca bir dönem bir diktatörün baskısı altında ezilmiş, uzunca bir süre faşizmin baskısı altında yaşamış, faşist diktatörünün ardından Avrupa’nın parçası olmak için gereken adımları atmış ve diktatörün ölümünden sonra sağlam insani ve kültürel altyapısıyla çiçek gibi açmış bir ülkedir İspanya.
Onların da Türkler gibi büyük bir imparatorluk geçmişi vardır ve 5 kıtada egemen olmuş ilk imparatorluk, üzerinde güneş batmayan İngiltere değil İspanya’dır. Bir dönem Avrupa’nın en büyük imparatorluğudur. Ama İspanya’da “neo-imparatorluk” hayali kuran yoktur çünkü kültürleri zaten onlarladır.
Bu mirastır solcu İspanya Başbakanı Sanchez’e Trump’a “Hastir” çektiren “mesnetli” özgüveni yaratan.
İyi de şimdi herkesin pek bir bayıldığı Pedro Sanchez Türkiye’de olsaydı ne olurdu!
Olacağı söyleyeyim, partisi muhtemelen barajı bile aşamazdı.
Seçmenin önemli bir bölümü tarafından “hain” ilan edilirdi, mülkiyet düşmanı olarak görülürdü, sadece sağcılara değil, ulusalcı solculara da, yavşağın önde gideni sözde liberallere de yaranamazdı.
Son yıllarda sıkça gittiğim İspanya’da Pedro Sanchez’i eleştirenlerle tartışmaktan bıktım. Orada da sağcılar ve varlıklı kesimler Sanchez’e karşı.
Özellikle sağ seçmenler ve varlıklı kesimler, Sanchez’in göçmenlere kapıları açmasından rahatsızlar. Vergi politikalarından rahatsızlar. Birden fazla konutu olanların, boş tuttukları konutlarının evsizler tarafından işgal edilmesini yasal hale getiren politikalarından rahatsızlar, tarıma verdiği destekleri artırmasından rahatsızlar.
Sanchez’in İspanya’yı muhtemelen Avrupa’nın en mutlu ve huzurlu ülkesi haline getirdiğini, bunu da sol politikalar ile yaptığını görüyor ama kabullenemiyorlar.
Ama İspanya’da sınıf bilinci olduğu için Sanchez ve partisi kazanabiliyor.
Darısı Avrupa’nın geri kalanının başına.
Real Madrid ve Arda Güler
İspanya demişken, futboldan bahsetmemek olmaz.
Dediğim gibi son yıllarda İspanya’ya çok sık gittim.
Özellikle de en sevdiğim şehir olan Madrid’e.
Burada bir Formula 1 yarışı yapılacak olması ve ilk kez pist - şehir içi yarışının karması bir yarışa ev sahipliği yapacak olması beni heyecanlandırıyor.
Gerçi 2026 yılına yetişebilecekleri konusundaki şüphelerim sürüyor ama eninde sonunda bir F1 yarışına ev sahipliği yapacaklar.
İspanya Grand Prix’si artık Madrid’de sahne alacak. Barcelona Katalonya olarak devam edecek.
İspanya zaten bir spor ülkesi. Hemen hemen tüm spor dallarında başarılı temsilcileri var. Bireysel sporlardan takım sporlarına her alanda zirveye oynuyorlar.
Bizim için ise İspanya bir futbol ülkesi ve Türk futbolcuların da sık sık sahne aldığı bir yer İspanyol futbolu.
Barcelona’da Arda Turan ve Rüştü, Real Madrid’de Hamit, Nuri Şahin ve şimdilerde Arda Güler, Atletico Madrid’de Arda Turan forma giydiler. Daha küçük takımlarda da 20 futbolcumuz oldu.
Bunlar arasında Arda Turan en etkili olan ve en uzun süre forma giyen olurken, iz bırakan bir diğer futbolcumuz Real Sociedad’da çok başarılı olan Nihat Kahveci ve biraz da Mehmet Topal oldu.
Ve son iki yıldır da sürekli Arda Güler’i konuşuyoruz.
Madrid’e her gidişimde mutlaka Real Madrid maçlarına gidiyor ve Arda’yı gururla izliyorum. Dünyanın en büyük kulübünde Türkiye’de yetişmiş bir çocuğun oynuyor olması hoşuma gidiyor.
Ancak şunu samimiyetle söyleyeyim, Arda ne yazık ki Real Madrid ayarında değil, kendini geliştiremedi.
Bugün Real Madrid son yılların en bunalımlı dönemini yaşıyor.
Pahalı kadrosu çok iyi değil, sahada lideri olmayan, tribünleri zaten rezalet olmuş bir takım. Adının büyüklüğü ile durumu idare ediyor.
Ve ne yazık ki Arda bu Real Madrid’de bekleneni vermekten çok uzak.
Yerini alması beklenen Modriç olmaktan çok uzak.
İzlediğim tüm maçlarında yaratıcı futbol oynadığı anlar çok çok az.
En yakındaki oyuncu ile kısa paslar yapmak dışında risk almıyor.
Çalımla adam eksilttiği anlar çok sınırlı. Savunma baskısı, pres yapma konusunda çok isteksiz ve başarısız.
Ancelotti kendisine şans tanımadığı zaman Ancelotti’ye sövenlerdendim.
Ama bugün sıklıkla izlediğim Arda, Ancelotti’yi haklı çıkarmak için elinden geleni yapıyor.
Son olarak Rayo Vallecano karşısında izledim Arda’yı.
Rakip sıradan bir takım.
Orada bile sadece bir kez rakibini çalımlayıp, yaratıcı bir hareketle pozisyon yarattı. Oyunda kaldığı yaklaşık 65 dakikada bir kez.
Buna karşın sürekli el kol hareketleri ile takım arkadaşlarına posta koyan, her topu isteyen ve verilmediği zaman küsen, sinirlenen bir futbolcu profili çiziyor.
Öyle ki, yaşından ve bireysel yeteneğinden ötürü Real taraftarı arasında oluşturduğu sempatiyi de hızla yitiriyor ve tribünler giderek kendisine karşı homurdanmaya başlamış bile.
Arda bu haliyle Real’de kalamaz.
Halini değiştirir mi ondan da emin değilim.
Çünkü kabahati kendinde değil başka yerlerde arar gibi bir hali var.
Böyle federasyona böyle hakemler
Beşiktaş-Galatasaray maçının ardından yine hakem konuşuluyor.
Bana da sordular hakemi ve maçı.
Doğrusu isterseniz maçı canlı izlemedim.
Sonrasında gördüklerimi anlatayım.
Hakem ile ilgili en güzel cümleyi maçı izlemeye gelen Rahmi Koç kurdu ve hakemi eleştirmedi, “İyiydi” dedi.
Türk hakem standartlarına göre iyiydi.
Bizdeki hakemler anca bu kadar olabiliyor.
Bence futbolun yumuşak karnı artık hakemler. Bizdekiler iyiden iyiye rezil ve giderek daha kötü oluyor.
Ve en kötüsü, dünün rezil hakemleri, düdüğü bırakınca melek olup, ahkam kesmeye, akıl vermeye, yorum yapmaya başlıyorlar. Birisi de çıkıp “Biz senin hakemliğini de biliriz” demiyor, “Hocam bunu nasıl yorumluyorsun” diyorlar.
Duble rezillik.
Gerçi böyle federasyon başkanına böyle hakemler çok bile.
Hakemleri odaya kilitleyip rehin alan eli silahlı adamı federasyonun başına geçirirsen ne beklersin ki!
Beşiktaş-Galatasaray maçının hakemi ile ilgili sorulanlara yanıt vermek gerekirse.
Tipik bir Türk hakemiydi.
Ne daha iyi ne daha kötü.
Sané için verdiği kırmızı kart yanlıştı. Sané kırmızı kartı daha önce görmeliydi. Kırmızı kart gördüğü pozisyonda kastı yoktu ve pozisyon gereğiydi ama daha önceki pozisyonunda kesin kırmızı kart almalıydı.
Beşiktaş’ta da kırmızı kart daha doğrusu ikinci sarı karttan atılması gerekenler vardı. Onları da atamadı.
Barış Alper’e yapılan hareket de sarı kart ve penaltı idi. Onu da vermedi.
Tek tek hataları tartışmanın da manası yok.
Çünkü ilk hatalı karardan sonra maç bambaşka bir maç oluyor.
Barış’a yapılan penaltıyı verse maç başka olacak.
Sané’yi ilk kırmızı hak ettiğinde atsa bambaşka olacak.
Sonuçta tek tek pozisyonlara bakmamak lazım.
Hakemler kötü, kötüden öte iğrenç.
Ama böyle federasyona böyle hakem.
İlginç olan ise eskiden hakemler kötü diye federasyon başkanı suçlanırdı.
Şimdi hakemler kötü, federasyon ise çok iyi.
Ne o çok mu korkuyorsunuz tek omuzu düşük diye!
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Kadınlar Günü’nde hiç değilse devlet kadınları dövmediği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





