
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Solcu Türk kadın kazandı, Yahudiler rahatsız oldu
Kurtlar Vadisi’nin kilit yazarı
Süre uzatmak iyi de, yurt dışına kaçırılan paralar ne olacak!
Buruk istifa etmemeli ama psikoloğa gitmeli
Solcu Türk kadın kazandı, Yahudiler rahatsız oldu
Fatih Altaylı
Eylül 21, 2026
Yazı İçeriği
Solcu Türk kadın kazandı, Yahudiler rahatsız oldu
Kurtlar Vadisi’nin kilit yazarı
Süre uzatmak iyi de, yurt dışına kaçırılan paralar ne olacak!
Buruk istifa etmemeli ama psikoloğa gitmeli
Almanya’da eyalet seçimlerinin bir bölümü daha gerçekleşti.
Türkiye konuyu Berlin’de bir Türk siyasetçinin seçimi önde bitirmesi üzerinden görüyor ve keyifleniyor. Berlin’de Sol Parti’nin eyalet başbakan adayı Elif Eralp, 12 Eylül’de Türkiye’den kaçıp Batı Almanya’ya iltica eden solcu bir ailenin kızı. Başarısı gurur verici.
Muhtemelen sol bir aday olarak Türkiye’de bir seçimi kazamazdı ama Almanya’da bir eyalette de olsa ilk Türk Başbakan olacak. Hollanda, Belçika derken Türk göçmen ailelerin çocukları Avrupa siyasetine giderek ağırlık koymaya başladılar.
Peki, Elif Eralp’ın Berlin’de seçimi kazanmasından en çok rahatsızlık duyanlar kimler!
İlginç biçimde Yahudiler, Elif Eralp’ın kazanmasından duydukları rahatsızlığı açık açık dile getiriyorlar. Neo Nazi eğilimli AfD’nin kazanmasından hiçbir rahatsızlık duymayan Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster, Berlin’de Sol Parti ve Elif Eralp’ın kazanmasının Yahudi cemaatini tedirgin ettiğini açıklıyor.
Tabii Almanya siyasetine bakınca başka ilginç şeyler de görünmüyor değil.
Mesela CDU’nun durumu. Alman Hristiyan Birlik Partisi uzun yıllar Almanya’yı yönetti. Merkel liderliğinde peş peşe seçimler kazandı, oyunu yüzde 40’lara kadar yükseltti. Merkel’in partisinin başında son kez seçime girdiği 2018’de, CDU yüzde 32,9 oy alarak 1. parti oldu.
Ve Merkel’siz CDU, 80 küsur yıllık tarihinde ilk kez bir eyalette yüzde 4,9 oy alarak baraj altında kaldı.
Bu durum bir yandan da Türkiye siyasetine bir ışık tutmuyor mu!
Erdoğan’ın neden 4. kez cumhurbaşkanı adayı olması için çaba gösterildiğini de anlatan bir durum değil mi!
Güçlü liderlerin partiler için “hayat memat” meselesi olduğunu göstermiyor mu!
Kurtlar Vadisi’nin kilit yazarı
Kurtlar Vadisi adlı dizi, 12 yıl boyunca ülkenin başına bela olduğu yetmiyormuş gibi, şimdi yeniden gündemde, şimdi yeniden tartışılıyor.
Allah tarafından bu kez “olumsuz” manada gündemde.
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde öldürülmesi ile ilgili dosya yeniden açılınca, bu dizi de gündeme geldi.
Bu dizinin yayınlandığı süreç boyunca, ben bu diziyi ağır biçimde eleştirdim. Kurtlar Vadisi dizisinin gençler üzerinde olumsuz etki yaptığını, hukukun saygınlığı ve üstünlüğü fikrini yok ettiğini, ihkakı hak kavramını kutsallaştırarak yasadışılığı geçerli kıldığını ve adalet kavramını yıprattığını, devleti güçsüz, mafya ve devlet içi çeteleri güçlü gösterdiğini, birtakım tarikat ve cemaatlere hizmet ettiğini yazıp durdum.
Sonuç!
Onlar kazandı.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne gelirsek. O zaman da pek çok kişi Kozinoğlu’nun ölümünün normal olmadığını, bunun bir tür cinayet olduğunu söyledi, iddia etti, yazdı.
Sonuçta hiçbir şey olmadı.
Bugün olsa bunlar yazılamazdı da, yazanlar hakkında hemen “doğru olmayan bilginin alenen yayılması” suçlamasıyla dava açılır, yazanlar mahkum edilirdi. O gün bu yasa henüz olmadığı için söylenebilmişti.
Ama aradan 15 yıl geçti ve şimdi Kaşif Kozinoğlu’nun mezarı açılıyor, “cinayet” aydınlatılmaya çalışılıyor ve Kurtlar Vadisi dizisinde Kaşif Kozinoğlu’nu temsil eden karakter Kaşifoğlu’nun ölümü ile Kozinoğlu cinayeti arasında bağlantı olduğu iddiasıyla dizinin senaristleri sorguya çekiliyor.
Bu arada diziye de “yerli Simpsonlar” muamelesi çekilerek, “Yahu bu kadar olayı nasıl bildiler” diye bugün daha çok soruluyor, senaristlerden bunun bilgisi alınmaya çalışılıyor.
Oysa bu diziye bu “derinliği” verenler bugün adı geçen senaristler değil. Bir başka önemli isim var: Ömer Lütfi Mete
Ömer Lütfi Mete, kalp rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybettiği 2009 yılına kadar bu dizinin senaristleri arasındaydı. Siyasi görüşü, tarikat bağlantıları, devletle olan ilişkileri açısından ilginç bir figürdü. Kurtlar Vadisi senaryo ekibi içinde bana göre en dikkate değer ve dizinin gerçekçiliğinin oluşmasındaki en kilit kişi Ömer Lütfi Mete’dir.
Mahir Kaynak ile birlikte Derin devlet- Tanımlanamayan Güç adlı kitabın yazarı olduğunu söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız diye umuyorum.
Süre uzatmak iyi de, yurt dışına kaçırılan paralar ne olacak!
Dün milleti göz göre göre dolandıran ve en nihayetinde üzerine gidilen fonlarla ilgili birkaç yazı yazdım.
Halkı da aydınlatmaya çalıştım.
Türkiye’nin bilinen önemli bir bankacılık duayeninin bana yaptığı açıklamaları kale alarak, zarar görenlerin haklarını nasıl ve mümkün olan en az zararla ne kadar zamanda alabileceğine değindim.
Bankacı dostum “Acele edilmez ise zarar daha az olur” demiş ve alacaklıların alacaklarının yüzde 10’unu almalarının başarı sayılabileceğini, gerçek küçük yatırımcıların ayıklanması halinde bunlara ödenebilecek miktarın daha yüksek olabileceğini yazdım.
Kerameti kendinden menkul sözde “yatırım danışmanı” kılıklı birtakım üçkağıtçılar hemen saldırıya geçtiler. “Kimmiş o sözde bankacı” diyen bir iki dallama “Sen küçük yatırımcıları niye ürkütüyorsun” diye devam ettiler. Tabii ki bunlar zaten bu dolandırıcılık operasyonunun parçaları, bu sözde holdinglerin ve sözde yatırım şirketlerinin uzantıları.
Bankacı dostumun adını vermiyorum çünkü kimsenin hedef haline gelmesini istemiyorum. Aklı başında, edepli, namuslu herkes de bunu normal karşılıyor zaten.
Ama söyledikleri önemli ve zaten SPK da hemen dün bir karar alarak aynen bankacı dostumun önerdiği gibi süreyi uzattı. Süreç rahatlarsa geri alınabilecek para miktarı ciddi biçimde artabilir diye dün yazdığımız gibi. Doğru karar.
Bu arada Türkiye’de borsada bir dönem çok aktif olan bir yatırımcı, “Fatih Bey, hırsız var diye bağırdık ama kimse umursamadı. Bu işleri yapanların yurt dışına aktardığı paraları niye kimse incelemiyor. Göz göre göre milyarlar yurt dışına gitti. Eğer bunlar bu işi göz göre göre yapmadıysa paraları niye yurt dışına aktarsınlar. O gün bunlara göz yumanlar şimdi bağırıyorlar. Bulls yatırımın yurt dışına aktardığı paralara bir baksalar yeter” demiş.
Mutlaka bakılacaktır. Çünkü Türkiye’de piyasa o kadar dar ki, herkes kimin ne halt karıştırdığını biliyor.
Buruk istifa etmemeli ama psikoloğa gitmeli
Galatasaray Trabzonspor’a 4-0 yenildi. “Okan Buruk istifa” korosu yeniden faaliyete geçti.
Doğru, Trabzonspor yenilgisi büyük oranda Okan Buruk’a yazar ve Buruk’un Galatasaray’a geldiği günden bu yana en kötü maçıdır. Maça hazırlanmamış olmanın, rakibi okuyamamış, anlayamamış, rakibe çalışmamanın göstergesidir. M. Salah aynı golden iki tane atıyorsa, bu yüzde 100 teknik direktör hatasıdır.
Okan Buruk’un ruh halinin çok da iyi olmadığını da görüyoruz. Güler yüzlü, esprili, neşeli Okan Buruk gitti yerine sürekli gergin, saha kenarında acayip hareketler yapan ve hakemle dalaşan bir Okan Buruk geldi.
Galatasaray’ın ikinci bir Fatih Terim’e ihtiyacı yok. O Terim’in tarzıydı, Okan’ın tarzı değil. Bu gerginliği normal değil. Elbette 4 yıl üst üste şampiyon olup, 5. yıl hiç olmamış bir şeyi başarmaya yaklaşmanın verdiği stres var ama onun çaresi saha kenarında antipatikleşmek değil. Bu yükün psikolojik ağırlığı zorluyorsa psikoloğa ya da psikiyatra gidersin, hakemin üzerine değil.
Üstelik de bu maçın hakemi Türkiye ligi ya da Hacıosmanoğlu ligi standartlarına göre hiç de fena değildi.
Maçı tribünden izlerken bana mesaj atarak “Hakemin Okan’ı atması biraz ağır bir karar oldu” diyen fanatik Trabzonsporlu bir dostum, Sane’ye yapılan faulün de kırmızı kart olduğunu söyledi ama ben yine de hakemin hiç de fena bir yönetim gösterdiğini düşünmüyorum. Ayrıca da geçmişte Galatasaray’a karşı daha hatalı hakem kararları da oldu, her hakem hatasında Galatasaray teknik direktörsüz mü kalacak!
Evet bunlar Okan Buruk’a yönelik eleştiriler ve çok daha fazlası da mümkün ama bu “Okan Buruk istifa” demek değil. Dikkat edin, Galatasaray ne zaman uzun süreli bir başarı yakalasa, mutlaka teknik direktörüne yönelik bir operasyon oluyor. Terim 4 yıl üst üste şampiyon yaptı, Terim’e yönelik ve Başkan Faruk Süren’e yönelik operasyon başladı. “Naylon Süren” başlıkları atıldı, hakkında yalan haberler üretildi, işleri batırıldı. Aynen Erden Timur’a yapıldığı gibi. Süren’in hataları yok muydu, vardı ama başkanlıktan istifaya zorlanmasını gerektirecek bir durum yoktu. Terim’e İtalya’dan teklifler geldi. Fiorentina’da 8 ay, Milan’da 4 ay teknik direktörlük yaptı. Önemli olan orada kalması değil Galatasaray’dan gitmesi idi.
O yüzden de bugün “Okan Buruk istifa” demek Galatasaraylılık değildir. Geçmişte Süren ve Terim’e yapılanları tekrarlamak ve Galatasaray’a zarar vermektir. Erden Timur Galatasaray’dan uzaklaştırılarak zaten önemli bir zarar verilmişken, bir de Buruk’u hem de sezon ortasında yollamak çok akıl kârı değildir.
Bugün gerçek Galatasaraylıları rahatsız eden ne Okan Buruk’tur ne de her zaman alınabilecek bir Trabzonspor mağlubiyetidir. Trabzonspor bizi ilk kez yenmiyor. Muhtemelen son kez de değil. Futbolda bunlar olur. Alışığız. Namağlup şampiyon olacak halimiz yok.
Galatasaraylıları asıl rahatsız eden Dursun Özbek’in seçimleri. Özbek’i gerek 4 yıl üst üste şampiyonluk, gerekse tesisleşme konusunda başarılı buldum ve bu projeleri tamamlayabilmesi için desteklenmesi gerektiğini söyledim ama bu Özbek’in tercihlerinin Galatasaray camiasında tartışılmasının önünde engel değil.
Seçimlerden önce Özbek, Ahmet Yüce, Özer Saraçoğlu ve benim birlikte yediğimiz bir yemek çok konuşuldu. O yemeğin hiç de düşünüldüğü gibi bir ajandası yoktu. Seçimle ilgili olarak o yemekte Başkan Dursun Özbek’e benim tek söylediğim “Yönetimini oluştururken kimseyi dinleme, işe yaramayan adamları genel kurulda oy potansiyelleri var diye yönetime alma, iş yapacak, göreve layık adamları seç. Merak etme, seçimi kaybetmezsin. Kimsenin seçim şantajına boyun eğme” dedim.
Başka da “ciddi” bir şey konuşulmadı.
Bugün geldiğimiz noktada Galatasaraylılar bir mağlubiyetten veya bir galibiyetten daha çok Özbek’in geçmiş tercihlerinden rahatsız.
Kamuoyuna her yansıyan “önemli” soruşturmada mutlaka Özbek’in “seçtiği” adamlardan biri karşımıza çıkıyor. Elbette suçludur, suçsuzdur bilemeyiz. Kimseyi yargılayacak halimiz yok. Umarız hepsi aklanır.
Ama İBB soruşturması deniyor, oradan Dursun Özbek’in tercihlerinden biri çıkıyor.
Bahis soruşturması deniyor, oradan Özbek’in tercihlerinden bir diğeri çıkıyor.
Borsa soruşturması deniyor. Yine Dursun Özbek’in tercihlerinden biri ile karşılaşıyoruz.
Diyeceksiniz ki, “Başka kulüplerin yöneticilerinin ya da destekçilerinin de adı geçiyor”
Olabilir. O, o kulüplerin üyelerinin sorunu.
Galatasaray’ınki ise benim.
Ne zaman insan oluruz?
Çevremize topladığımız adamların ortalaması kadar olduğumuzu bildiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







