
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Duayen bankacıdan fonzedeler için kurtarma önerisi
İstifa ettim demek kurtarmaz
Sahtekarların iktidar zırhı delindi
Özür ve düzeltme
Transfer güveni yok eder
Duayen bankacıdan fonzedeler için kurtarma önerisi
Fatih Altaylı
Eylül 22, 2026
Yazı İçeriği
Duayen bankacıdan fonzedeler için kurtarma önerisi
İstifa ettim demek kurtarmaz
Sahtekarların iktidar zırhı delindi
Özür ve düzeltme
Transfer güveni yok eder
Dün sabah bankacı dostum aradı yine.
“Sayende emekliliğimde sözümü dinler oldular” dedi, neşeliydi. SPK’nın fonzedelere ödeme yapmak için bankalara verdiği 3 aylık süreyi uzatmasını kastediyordu. “6 ay, 3 aydan iyidir. Bankalara ciddi bir yük olacak bu iş. Personel ayıracaklar, kaynak ayıracaklar, vakit ayıracaklar. Aslında doğrusu bu yükü kamu bankalarının üzerine yıkmalarıydı. Sonuçta bu rezaletin sorumlusu kamu. Niye bu angaryayı İş Bankası’na yüklediler anlamadım. Ama 6 aya uzatmaları iyi oldu. Görevli bankalar daha rahat çalışırlar. Alacaklar daha doğru belirlenir, varlık satışları daha sağlıklı yapılır.” dedi.
“Aslında benim çok daha iyi bir önerim var. Bu işi devletin kasasından bir kuruş çıkmadan, kimseyi de mağdur etmeden çözebilecek bir öneri” diye ekledi.
“Devletin kasasından niye para çıksın ki, burada devletin bir garantisi yok. Risk almışlar, kaybetmişler” dedim.
Güldü.
“500 küsur bin kişi. Konuşulduğu kadarı ile bunların arasında epey bir AK Parti’nin önemli isimleri de var. Belki bir kısmı duyum alıp parasını kurtarmıştır ama çok az bir kısmı. Seçime az kala 500 bin mağdur… Bilmiyorum ama bence bir çözüm ararlar ve çözüm önerim var” diye ısrar etti.
Belli ki bulduğu çözüme ya güveniyordu ya da dalga geçmek için bir şeyler söyleyecekti.
“Neymiş bu çözüm?” diye sordum.
“Bu fonlarda para kaybedenlere kaybettikleri miktar kadar köprü ve otoyol gelir ortaklığı senedi versinler” dedi.
Anlamadım. “Nasıl yani?” diye tekrarlamasını istedim.
“Köprü ve otoyolları satacaklar ya. Senin de daha önce yazdığın gibi bunlar 15 yıl önce 25 yıl için 5,7 milyar dolardı. Şimdi 30 yıl için devredilecekler. Sayın Cumhurbaşkanı’nın o gün için doğru fiyat dediği fiyat 7 milyar dolardı. 30 yıl için 8,5 milyar dolar eder. Koy dolar enflasyonunu 13 milyar dolar bugünkü ederi. Fonda batan para ne kadar! 18 milyar deniyor ama onun içinden fonu kuranların çaldığı parayı düşersen gerçek küçük yatırımcının kaptırdığı para 12-13 milyar dolar ya vardır ya yoktur. Onlara da köprü ve otoyol senedi verirsin. Paralarını yıllar içinde peyderpey alırlar. İsterlerse de ellerindeki köprü ve otoyol senetlerini kırdırırlar. Yeni bir yatırım aracı da çıkmış olur. Devlet de bu yoklukta kasasından para çıkarmamış olur.”
“Bunu yazarım” dedim. “Yaz ama benden bahsetme” dedi.
Fikir, fikir olarak ilginç ancak bana göre fon mağdurlarına kamu kaynaklarından öyle veya böyle bir ödeme yapılması hiç de adil değil.
Faizlerin yüzde 40 olduğu bir ortamda uyanıklık edip, yüzde 4000 getirisi olan bir fona para yatırıyorsanız yüzde 100 kat fazla risk alıyorsunuz demektir.
O riskin karşılığı da budur.
O yüzde 4000 getiriyi elde ettikleri zaman “Çok kazandık, bunun yarısını hazineye verelim de milletin maaşına zam yapılsın” mı dediler ki, şimdi göz göre göre aldıkları riskin bedelini millete ödetecekler.
Kimse kusura bakmasın ama ne otoyol ve köprü senedi ne de bir kör kuruş kamu kaynaklarından çıkmamalı.
Bedava peynirin fare kapanında olduğunu herkes öğrenmeli.
İstifa ettim demek kurtarmaz
Alkin familyası milleti “eşek” yerine koyma alışkanlığını sürdürüyor. Aslında bu bir aile geleneği. Babaları Prof. Erdoğan Alkin de 1990’larda “holdinglerin profesörü” olarak anılır, sermaye ile çok yakın gezer, nemalanmak için iktidar yakınlarında dolaşmayı severdi. Büyük marifetlerinden biri, 1990’ların ikinci yarısında Emlakbank’a yönetim kurulu üyesi olmasıydı. Bu üyelik büyük eleştirilere neden olmuş, koskoca devlet bankası, usulsüz krediler, bankanın görev alanı dışındaki alanlara aktarılan kaynaklar, batık bankalara verilen paralar sonucu 2001 yılında batarak tasfiye sürecine girdiğinde Baba Alkin yönetimdeydi ve Aydın Ayaydın ile birlikte yargılanmıştı. Hatırladığım kadarıyla daha öncesinde de Prof. Erdoğan Alkin’in yasalarla başı derde girmişti.
Armutlar da dibine düşmüş. Hatta boynuz kulağı geçmiş. Abi kardeş bu fon rezaletine gırtlağa kadar batmışken, Prof. Emre Alkin operasyon günü Tera yönetiminden istifa etmiş. Ancak bu istifa her nedense KAP’a bildirilmemiş, “yoğunluktan unutulmuş”.
Fon yöneticisi olarak keriz silkemeye öyle alışmışlar ki, şimdi de bizi, milleti silkeleyecekler.
Dün öğleden sonra yeni kitabı ile ilgili konuşmak üzere Türkiye’nin önemli bankacılarından, eski Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü Burhan Karaçam konuğumdu.
Sohbetin bir yerinde konu bu dolandırıcılık fonlarının yönetimlerine geldi. “İstifa ile sorumluluktan kurtulabilirler mi?” diye sordum. “Hukukçu değilim ama biliyorum ki, mümkün değil. Görev yaptıkları dönemde olan her şey istifa etseler de sorumluluklarındadır. İstifa etmiş olmak geçmişe yönelik sorumluluktan kurtarmaz” dedi.
Bulmuşken bir soru daha sordum: “Bu fonların kurucuları ve yöneticileri son anda milyarlarca lirayı yurt dışı bankalara transfer etmişler. Özellikle de İsviçre bankalarına. Bu paralar gitti gider mi? Yoksa geri istenebilir mi?”
Yanıtı çok önemliydi:
“Uluslararası bankacılık sisteminde her şey kayıt altındadır. Hem de birden fazla noktada. Bu para yasal yollarla ve bankacılık sistemi ile yurt dışına çıktığına göre adım adım takip edilebilir. Bu paraların suçtan kaynaklandığı, haksız şekilde elde edildiği kanıtlanırsa karşı taraftan talep edilebilir ve büyük oranda geri alınabilir.” dedi.
Daha sonra meseleyi bir de hukukçuya sormak istedim. Prof. Köksal Bayraktar ve Yarsuvat Hukuk bürolarında çalışmış, tecrübeli hukukçu Zişan Kasar’a sordum.
Yöneticilerin bu gibi suçlarla ilgili olarak istifa etse dahi 5 yıl süren bir sorumluluğu olduğunu ve istifa etmiş olsa dahi görevde olduğu dönemle ilgili sorumluluktan kurtulamayacağını teyit etti. İlle de kasıt aranmadığını, ihmalin de aynı oranda suç olduğunu ve bir profesörün uzman kimliği nedeniyle yönetim kurulunda bulunması nedeniyle hafifletici hiçbir neden öne süremeyeceğini de belirtti. Ancak yine de özel durumlar ile ilgili değil, genel bir durumla ilgili yorum yaptığını da ekledi. Ayrıca suç teşkil eden fiillerin her biriyle ilgili olarak da o suça özel zaman aşımı sürelerinin uygulanacağını da söyledi. Doğan ya da doğacak zarardan tüm mal varlıklarıyla sorumlu olacaklarını da belirteyim.
Yani anlayacağınız Alkin Ailesi yıllardır çekirge gibi oradan oraya zıpladı durdu.
Ama galiba bu kez yargının ağına yakalandılar.
Sahtekarların iktidar zırhı delindi
Dün eve bir mahkeme kararı geldi.
Abdülkadir Özkan adlı biri benimle birlikte pek çok siyasetçi, sanatçı ve gazeteciden şikayetçi olmuştu. Mahkeme “Bu benim konum değil” diyerek Özkan’a “Başka yerde dava aç” demişti. Davanın nedeni, Abdülkadir Özkan’a ait bir organizasyon şirketinin düzenlediği bir konserin iptal edilmesi ile ilgiliydi.
Abdülkadir Özkan’ın sosyal medyadaki paylaşımlarının yarattığı tepkiler üzerine, DBL Entertainment adlı şirketinin düzenlediği birkaç konser iptal edilmiş. Özkan da bu iptal ile ilgili önüne gelen herkese dava açmıştı.
O günlerde ilginç bir şekilde bu kişinin yani Abdülkadir Özkan’ın Robin Williams, Muse, Ane Brun konserleri ve Trevor Noah gösterisinin organizatörü olmakla kalmayıp bir dönem de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın basın müşaviri olduğunu öğrenmiştik.
Adam her yerdeydi.
Sonra “Yahu ben bu ismi daha yakın zamanda da duydum” diye düşündüm ve evet buldum.
Konser organizatörü, Diyanet İşleri Başkanlığı ve MEB basın müşavirliği yapmış Abdülkadir Özkan birkaç gün önce yine karşımıza çıkmıştı. Bu kez de milleti trilyonlarca lira dolandıran Tera Yatırım’ın yönetim kurulu üyesi olarak.
Size de garip gelmiyor mu, bir grup adamın sürekli olarak her yerden çıkması.
AK Parti’nin giderek devlete dönüşmesi ve partililere dokunulmazlık algısı belli ki, bir grup sahtekarı bu çatının altına girerek yasadışılıklarına karşı bir zırh oluşturmaya yöneltmiş.
Milleti haraca kesen sözde gazeteciler, televizyoncular, sözde iş insanları, sözde PR ajansları, sözde organizatörler, her mesleğin “sözdeleri” üzerlerine AK Parti zırhı geçirerek kendilerini korumaya aldıklarını zannederek illegalitenin her türlüsüne bulaşmışlar.
Ve şimdi nasıl olduysa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kim olurlarsa olsunlar bunların üzerine gidilmesi talimatı verdiği söyleniyor. Parti içindeki namuslu kişilerin verdiği bilgiler sonrası “Gereğini yapın” dediği ve bu işlerin başladığı söyleniyor.
Geç mi!
Geç!
Kayıplar milyarlarca dolar. Kokuşan bir sistem.
Ama en azından ahlaksızlığın iktidar zırhına bürünmesinin bir nebze de olsa önüne geçiliyor. Ayaktakımının beyliği sona eriyor.
İnşallah!
Özür ve düzeltme
Dün bir hata yapmışım.
Berlin’deki eyalet seçimlerinden birinci çıkan ve büyük olasılıkla önümüzdeki haftalarda eyalet başbakanı koltuğuna oturacak olan Elif Eralp’in Almanya’da eyalet başbakanlığını kazanan ilk Türk olduğunu yazmışım.
Özür diliyorum ama bu bilgi yanlış.
Daha önce, geçtiğimiz mayıs ayında bir başka Türk kökenli Alman, yıllardır Alman siyasetinde olan Cem Özdemir Yeşiller Partisi’nden Baden Württemberg eyalet başbakanı seçilmişti.
Elif Eralp 2. oluyor.
Belli ki pek yakında Almanya’nın şansölye koltuğunda Türk kökenli bir Alman göreceğiz.
Transfer güveni yok eder
İktidar kaynaklarından iyi haber almakla ünlü gazeteci Sinan Burhan, bu kez de muhalefetten 12 milletvekili ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın AK Parti’ye katılacağını, bunun için Meclis’in açılmasının ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayının beklendiğini yazmış.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın onay beklediğini zannetmiyorum. Çünkü haftalar önce AkK Partili kaynaklar “Tamam anlaşıldı. Geçiyor” demişlerdi ve ben de yazmıştım. Cumhurbaşkanı onayı o zaman da vardı. AK Parti Genel Başkanı olarak Marmaris Belediye Başkanı’na “Bize gel” diyen Erdoğan’ın İzmir için “Gelmesin” diyeceğini hiç zannetmem.
12 vekile gelince. İYİ Parti, CHP ve Yeni Parti’den isimler olacağını iddia etmiş Sinan Burhan.
Diğerlerini bilmem ama Yeni Parti’den geçenler olursa, bu Yeni Parti’ye çok büyük bir güvensizlik oluşturur, Özgür Özel’in iki yıllık çabası çöpe gitti demektir.
Birbirlerine yakışmışlar
Zannederim 28 Mayıs 2023 günü Türkiye çok önemli bir badire atlatmış. Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçilememiş.
Bugün yaptıklarına bakıyorum da, seçilseydi ne olurdu acaba diye düşünüyorum.
Son olarak şöyle bir görüntü düştü önüme.
Kılıçdaroğlu’nun yanında abuk sabuk açıklamaları ile ünlü bir profesör farmakoloji, tıp ve ekonomi dersi veriyor.
Kılıçdaroğlu da bunu dinliyor, kafa sallıyor.
Seçimden önce bu adamı Daron Acemoğlu, Ufuk Akçiğit gibi isimlerle buluşturanlar ne büyük günah işlemişler.
Kılıçdaroğlu kendine göre akademisyeni ve danışmanı şimdi bulmuş.
Ne zaman insan oluruz?
Mahalle kuyumcusunu yatırım danışmanı diye her gün ekrana çıkaranlardan ekonomi öğrenilmeyeceğini anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







