
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan’dan çıktı
Parsel parsel Kurtlar Vadisi
Babacan programı, Fethi Çalık meselesi ve Ertürk’ün bilgi notu
Kasetçalar
25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan’dan çıktı
Fatih Altaylı
Eylül 27, 2026
Yazı İçeriği
25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan’dan çıktı
Parsel parsel Kurtlar Vadisi
Babacan programı, Fethi Çalık meselesi ve Ertürk’ün bilgi notu
Kasetçalar
Yeni Parti sözcüsü Zeynel Emre, AK Partili eski bakanlardan Fatma Betül Sayan Kaya ile ilgili iddiayı ortaya atınca, ne yalan söyleyeyim “Yine altı boş bir iddia çıkacak ve bir araba tazminat ödemek zorunda kalacak” diye düşündüm.
Çünkü iddia korkunçtu. Yeni Parti sözcüsü, bir siyasetçinin, bir eski bakanın Tera’dan akıl ötesi, izan dışı ve ahlaki olması çok da mümkün görünmeyen bir kazanç elde ettiğini söylüyordu.
Fatma Betül Sayan Kaya da öyle vasıfsız biri değildi. Bilkent Üniversitesi’nde burslu olarak okumuş, elektronik mühendisi olmuş, okulu derece ile bitirmişti. Ardından, tıp fakültesinden mezun olmuş, 28 yaşında AK Parti saflarında siyasete katılmış, 35 gibi genç sayılabilecek bir yaşta bu ülkenin bakanlık koltuğuna oturmuştu. Üstelik sadece kendisi değil, ailesinin de pek çok ferdi memleketin önemli makamlarında oturuyordu.
Göz göre göre bir hırsızlık, bir dolandırıcılık çetesine dahil olmaz, milletin hakkına, parasına tenezzül etmez diye düşünüyordum. İçimden geçen ve Zeynel Emre’nin söylediklerinin tam olarak gerçeği yansıtmadığını düşünmemin arkasında bu düşünceler vardı.
Öyle ya, hangi izan ve ahlak sahibi insan nisan ayında 1 milyon 432 bin dolar yatırıp, eylül ayında 28 milyon dolar olarak parasını geri alabilirdi. Dolar bazında 5 ayda yüzde 2000 kazanç elde eder ve bunun ahlaki olduğunu düşünebilirdi. Fatma B. Sayan Kaya’nın getirisi tam buydu. Zeynel Emre’nin iddiasına göre, 63 milyon TL koymuş, 5 ay sonra 1 milyar 344 milyon TL geri almıştı.
Sadece kendisi olsa yine iyi. Eşi de yine Tera’ya nisan ayında 99 milyon TL yatırmış, eylül ayında 826 milyon TL alarak çıkmıştı.
Fon batmadan hemen önce.
Onun da yatırdığı para 2 milyon 250 bin dolardı. Çıkarken aldığı para ise 17 milyon 210 bin dolar. 5 ayda dolar bazında parasını 7’ye katlamıştı.
Emekliler aç yaşarken, memurlar bırakın ayın sonunu ayın ortasını getiremezken, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları peş peşe fabrika kapatır, esnaf siftah yapamazken, aileler dağılır, genç kızlar kötü yola düşer, genç çocuklar torbacılık yaparken “Aileden sorumlu eski bakan” bu kadarını da yapmaz dedim. Bu kadarının yapılmayacağına inanmak istedim.
Yapmış.
Tek kelime açıklama yapmadan istifa etti. Mal varlığı dondurulmuş diyorlar.
İnşallah öyledir.
Şimdi herkesin kafasında şu soru var.
“Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?”
Öyle ya, bahsedilen para 25 milyar dolar.
Fatma Betül Kaya’dan 45 milyon doları çıktı.
Gerisi nereden çıkacak!
Çıkacak mı!
Parsel parsel Kurtlar Vadisi
Kurtlar Vadisi Pusu adlı dizi soruşturma altında. Dizinin bir FETÖ faaliyeti olduğu, birtakım cinayetlerin önceden planlanmasında rolü olduğu iddia ediliyor. Dizinin senaryosuna müdahale ettiği söylenen eski emniyetçiler silahlı terör örgütü (FETÖ) kurmak ve yönetmek, adam öldürmeye azmettirmek gibi suçlamalarla tutuklanıyor. Senaristler ifadeye çağrılıyor.
Dediğim gibi dizi mercek altında.
Peki Kurtlar Vadisi Pusu ne alemde!
Vallahi bence iyi durumda.
Gökçek ailesine ait olduğu iddia edilen, Gökçek ailesi tarafından yönetilip kontrol edilen Beyaz TV, hâlâ Kurtlar Vadisi Pusu adlı diziyi yayınlıyor.
Şaka yapmıyorum.
İnanmıyorsanız, bugün akşamüzeri açın televizyonu, bakın. Beyaz TV her akşam saat 16:30’da Kurtlar Vadisi Pusu adlı dizinin tekrar yayınını yapıyor.
Şaka gibi ama değil.
Bir yandan FETÖ propagandası ve FETÖ amaçlarına hizmet iddiası ile soruşturuluyor, bir yandan da Beyaz TV’de hâlâ yayınlanıyor.
Acaba bu diziyi yayınlamaya ısrarla devam eden muhalif olarak tanımlanan bir kanal olsaydı acaba başına neler gelirdi diye düşünmeden edemiyor insan!
Babacan programı, Fethi Çalık meselesi ve Ertürk’ün bilgi notu
Eski ekonomi bakanı Ali Babacan ile batan fonlar ve ortaya çıkan mağduriyetlerin nasıl tazmin edilebileceğiyle ilgili yaptığımız Teke Tek, YouTube’da 1 milyona yakın izlenmeye erişti. 2 saatlik bir programın 1 günde bu sayıya ulaşması kayda değer. Bu, Ali Babacan’ın Now TV’de 5 gün önce katıldığı 20 dakikalık programın izlenme sayısının hemen hemen 2 katı kadar.
Program sırasında Ali Babacan kendi döneminde kurumlarda hırsızlık, yolsuzluk olmadığını savunurken ben araya girip o dönemde TMSF’de Tahsilat Dairesi Başkanı Fethi Çalık’ın yolsuzluk iddiasıyla görevden uzaklaştırıldığını ve yargılanıp mahkum olduğunu söyledim.
Babacan da “En azından kurumlar o zaman kendi içlerindeki çürükleri buluyordu ve atıyordu” dedi.
Dün Ali Babacan’dan bir mesaj geldi. Dönemin TMSF Başkanı Ahmet Ertürk kendisine ulaşmış ve bir mesaj iletmiş. Babacan da mesajı bana iletti. Ahmet Ertürk şöyle demiş:
“Fatih Bey’in bahsettiği Fethi Çalık meselesi hakkında kısa bir not iletmek istiyorum.
Hatırlarsanız Uzan ailesinin iki tane lüks yatı vardı. Bunlara el koyduk ama Uzanlar bir offshore adasında yaptıkları muvazaalı bir borç muamelesine dayanarak kendilerinden alacaklı görünen yabancı bir şahsın yatların satışına tedbir koydurmasını sağladılar. Dolayısıyla yatları satamaz hale geldik. Biz de bu sorunu hukuken çözmek için uluslararası düzeyde hukuki girişimlerde bulunduk. Offshore adasında tedbiri kaldırtmak için dava açtık.
Bu davayı yatların sahibi görünen ve bizim yönetimine el koyduğumuz şirket yürütüyordu. Aynı dönemde TMSF Başkan yardımcısı olan Fethi Çalık bu şirketin de yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu, yönetim kurulu üyelerini de yine biz tayin etmiştik. Fethi Çalık, bizim o başarılı tahsilat performansının altındaki en önemli isimlerden birisi ve iyi bir hukukçu. Albaraka’da birlikte çalışmıştık.
Bu ekip hukuki işlemleri yürütüyordu. Sonuçta epeyce uzun süren ve karmaşık, zor bir davayı kazandık ve yatları 55 milyon dolar fiyata sattık. Bu gerçekten büyük bir başarıydı. Yani sıfır değerli bir mal 55 milyon dolarlık bir değere yükselmiş oldu.
Bu arada Fethi Çalık‘ın başkanlığındaki yönetim kurulu, bu konuları uluslararası planda takip etmek üzere -ki çok karmaşık konular, iyi takibi gerekiyor- bir aracı firmayla anlaşarak mukavele yapıyor. İşin başarıya ulaşması halinde yüzde 7 komisyon ödemesi yapılması karara bağlanıyor. Davanın lehimize neticelenmesinden sonra mukavelede yer almayan bazı ilave hizmetler yapıldığı için yüzde 7’ye ek yüzde 3 civarında bir komisyon daha ödeniyor aracı kuruma. Yani yatların satış bedelinin yüzde 10’una denk gelen bir komisyon ödemesi yapılmış oluyor. Yani sıfırdan yaratılan 55 milyon dolara karşılık toplam 5-6 milyon dolarlık bir meblağ. Bu ilave ödeme için Fethi Çalık başkanlığındaki davacı şirket yönetim kurulu karar alıyor ve ödeme yapılıyor. Fatih Altaylı’nın bahsettiği mesele bu ilave komisyon ödemesi ile ilgili.
Benim başkanlıktan ayrılmamdan sonra gelen başkan arkadaş biraz da benim aleyhime malzeme toplayabilmek için bu konuyu inceletiyor ve daha sonra FETÖ’den ihraç edilen bir müfettişin raporuyla komisyon ödemesini yapan şirketin yönetim kurulu başkanı Fethi Çalık ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılıyor.
Uzun süren muhakemelerden sonra dava beraatle neticelendi. Fethi Çalık ve yönetim kurulundaki arkadaşlar böylece aklanmış oldular.
İşin özü budur sayın bakanım.
Selamlar saygılar”
Ertürk’ün bilgi notu bu ama benim de bu konuyla ilgili yarın bazı itirazlarım olacak.
https://www.youtube.com/watch?v=0k3ZTdXaBHQ
Kasetçalar
İlker Canikligil’i severim.
Ama görüyorum ki, o da “Biz gelmeden buzdolabı mı vardı” propagandasının kurbanı olmuş.
1983 yılında St. Joseph Lisesi’ni kazanınca okulda Fransızca derslerinin kasetçalar ile yapıldığını, evde kasetçalar olmadığı için dersleri takip etmekte zorlandığını anlatmış. Daha pek çok şeyin yokluğundan bahsetmiş ve “Bugünkü duruma şükredin” demeye getirmiş.
Şükür elbette önemlidir ve her gün durumuma şükretmek adetimdir ama durumu da abartmamak lazım.
Kompakt kaset ve kasetçalar dediğiniz şey 1960’lı yılların icadı. Galiba Philips bulmuştu.
Türkiye’de yaygınlaşması ise 1970’lerdedir. İlker Canikligil’in “Yoktu” dediği şey eğer Hakkari’nin bir mezrasında yaşamıyorsanız neredeyse her yerde vardı.
Hatta o zamanların minibüs kültürünün bir parçası idi, her yolcu minibüsünde mutlaka arabesk müzik çalmakta kullanılan bir kasetçalar mevcuttu. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve sonrasında İbrahim Tatlıses gibi isimlerin birer sosyolojik olaya dönüşmesinde “kasetçalar”ların payı büyüktü.
Kasetçalarlar otomobillerde de oldukça yaygındı. Pioneer, Alpine, Clarion hatta Nakamichi gibi nispeten pahalı otomobil kasetçalarlarının yanı sıra Aciko gibi ucuz seçenekler de vardı.
Büyük müzik setlerinde olduğu gibi, küçük, portatif, ucuz kasetçalarlar da vardı. Aciko’nun ucuz, harcıalem portatif modelleri çay ocaklarında bile bulunurdu.
Hatta 70’lerin sonunda Sony, boynunuza asarak yolda müzik dinleyerek dolaşabildiğiniz Walkman’ı icat etmiş, İlker Canikligil’in St. Joseph’e başladığı yıllarda Walkman’ler Türkiye’de de yayılmaya başlamıştı.
1980’lerde artık yavaş yavaş videoteypler hayatımıza giriyordu. O günlerdeki tartışma, videoteyplerde Betamax’ın mı yoksa VHS’in mi daha yaygınlaşacağıydı.
O günlerde yeni yeni yayılmaya başlayan CD’nin, bunların hepsinin yerini alacağı düşüncesi henüz kimsenin aklında yoktu.
20 yıl geçmeden CD’nin de yok olacağını ise hiç düşünmüyorduk bile.
O sıralarda düşündüğümüz, video kiralama şirketi ODVİ’den TRT’nin yayınlamadığı Hanedan dizisinin video kasetlerini kiralamaktı.
Türkiye elbette bir bolluk ülkesi değildi ama o yıllarda bunun asıl nedeni, ithalat kısıtlamaları ve ithalattaki yüksek vergilerdi. Her türlü elektronik malzeme, müzik setleri, kasetçalarlar, videoteyp oynatıcılar, hepsi Doğubank İşhanı’nda satılırdı çünkü büyük bölümü kaçak yollarla ülkeye giriyordu.
Ve o zamanlarda toplum kesimleri arasındaki gelir adaletsizliği bugünkü kadar yüksek olmadığı için, iyi kötü herkesin evinde benzer ürünler farklı kalitelerde ve markalarda da olsa bulunabiliyordu.
Yani sevgili İlker, ya hafızan seni yanıltıyor ya da propaganda çok başarılı olmuş ya da baban müzik sevmiyordu.
Ne zaman insan oluruz?
En azından o tarihi yaşayanlar hayatta iken tarihi çarpıtmaya kalkışmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







