İstanbul 18°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Çağlayan notları

  • Kayyumun yalancılığı tarihe kaydoldu

  • Bir kişi mi!

  • Ertürk’ün açıklaması ve Fethi Çalık

  • Bir federasyon ne zaman istifa eder

detail banner reklam

Çağlayan notları

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Eylül 29, 2026

Yazı İçeriği

  • Çağlayan notları

  • Kayyumun yalancılığı tarihe kaydoldu

  • Bir kişi mi!

  • Ertürk’ün açıklaması ve Fethi Çalık

  • Bir federasyon ne zaman istifa eder

Dün İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeydim.

Deniz Göktaş ile karşılıklı mahkeme salonlarında duruşmalarımız vardı. Deniz’in saat 10’da başlayacağı ilan edilen duruşmasını da izlemek için, Adliye’ye erken gittim.

Çağlayan Adliyesi’nin çevresinde geniş güvenlik tedbirleri alınmış, adliyenin çevresi barikatlarla örülmüş, bahçe kapısına ayrı bir güvenlik bariyeri kurulmuştu. Ancak çevrede bir kalabalık falan yoktu, güvenlik bariyerlerinin durduracağı bir halk kitlesi ortalıkta görünmüyordu. Kalabalık bir Çevik Kuvvet ekibi, kendi aralarında sohbet ederek vakit geçiriyordu.

Vatandaş giriş kapısına geldiğimde son yıllarda Çağlayan Adliyesi’ni bu kadar sakin ve hatta boş görmediğimi fark ettim. Sanki adli tatil sürüyormuş gibi bir hava vardı. Yürüyen merdivenle üst kata çıktım.

Deniz’in yargılamasının yapılacağı 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunun kapısına A4 kağıda basılmış bir yazı asılmıştı ve duruşmanın biraz daha büyük olan 4. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu’na alındığı yazıyordu.

Çağlayan Adliyesi artık avucumun içi haline geldiğinden, aynı katta olduğunu bildiğim 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne doğru yürüdüm. Ancak burada da ekstra güvenlik önlemleri vardı. Bu katta pek rastlamadığımız bariyerler kurulmuş, kalabalık bir polis gücü bariyerlerin arkasına yerleşmişti.

Aslan gibi iki polis memurunun arasından ilk bariyeri geçtim ve mahkeme koridoruna doğru ilerledim. Orada ikinci bir bariyer vardı. Onu da sağ salim aştım. Koridor nispeten boştu. Birkaç tanıdık gazeteci ve aile fertleri olduğunu tahmin ettiğim birkaç kişi vardı. Yargılama henüz başlamamıştı. Görevlilere sordum, “Deniz Göktaş henüz getirilemedi. Çorlu’dan çıkmış ama gelmesi, yukarı çıkarılması, yargılamanın başlaması 1-2 saati bulabilir” yanıtını aldım.

Kendi davamın başlayacağı saat olan 11:20 gibi diğer tarafa geçtim. Tekrar 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geldiğimde ise salon dolmuştu ve yandaki bir salonda da televizyon ekranından yargılamayı izlemek mümkündü.

Deniz oldukça etkili ve sert bir savunma yaptı. Doğrusunu isterseniz duruşma öncesi iki fikir çarpışıyordu.

Genel kanaat “Kararla birlikte tahliye olur” şeklindeydi ama yargının işleyişini bilen bir başka grup ise “Kararı bir sonraki celseye bırakırlar. Bir ay daha tutuklu kalmasını sağlarlar” diyordu. Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Sinan Arslan ise kesinlikle tahliye bekleyenler arasındaydı. Nitekim Deniz Göktaş hakkındaki üç suçlamanın ikisinden suçlu bulundu ve toplamda 18 ay hapse çarptırılırken, ikinci kez tutuklanmasına neden olan deli saçması “suçu ve suçluyu övmek” şeklindeki iddiadan beraat etti.

Karar sonrası Göktaş’ın avukatı Metin Sinan Arslan ile konuştum. Belki hatırlıyorsunuzdur, Metin Sinan Arslan benim davamda da savunma ekibindeydi. 40 yıllık avukatım Rezzan Aydınoğlu ve yardımcısı Ömer Teker’in yanı sıra Metin Sinan Arslan da savunmama katılmış ve son celsede “tarihi bir savunma” yapmıştı. Bana göre şu anda Türkiye’nin en iyi ceza avukatlarından biriydi Metin Sinan Arslan.

Deniz Göktaş’ın savunmasını sordum.

“Gece üçe kadar cezaevindeki görüşme kabininde savunma üzerine çalıştık. Çok iyi bir savunma metniydi ancak tek bir korkum vardı. Deniz’in sosyal fobisi. Her ne kadar sahne performansı müthiş olsa da, Deniz kalabalıklar karşısında o kadar rahat olamıyor. Bu nedenle çok korkuyordum. Ya rahat edemez paniklerse diye. Ama öyle olmadı. Müthiş konuştu. Konuştukça açıldı. Açıldıkça daha iyi anlatmaya başladı. Çok iyiydi. Tabii bir çekincem de hakiminin tavrıydı. Hakim başlangıçta Deniz’in sözünü kesse, araya girse Deniz’in insicamı bozulur diye ürküyordum. Hakim de Deniz’in savunmasına izin verdi. Neredeyse hiç kesmedi diyebilirim. Bir yerde müdahale etti ama o sırada Deniz zaten rahatlamış ve sözünü büyük ölçüde tamamlamıştı. Çok etkilenmedi.” dedi.

“Savunmanın sert olmasını sen mi istedin yoksa onun kararı mıydı? Ne yalan söyleyeyim, ben de tahliye bekliyordum ama savunmayı dinlerken bir ara tedirgin oldum.” dedim. Çünkü Arslan’ın da savunma tarzı lafını sakınmayan türdendi.

“Vallahi abi, ben de bir ara çok mu sert oldu demedim değil. Aslında şöyle oldu. Gece savunma üzerinde çalışırken kağıt üzerinde savunma hiç de sert görünmüyordu. Ancak Deniz’in sesi, tonlamaları, vurgusu çok ilginç. Cümlelere daha farklı bir anlam katıyor. Gece kağıt üzerinde çok sakin, sıradan görünen savunmamız, Deniz’in ağzından çıkmaya başlayınca başka bir boyut, başka bir anlam kazandı. Neyse ki, beklediğimizin dışında bir gelişme olmadı.” dedi.

Deniz’in tahliyesi sevindirici. En azından tutsaklığı bitti. Ancak tahliye ile birlikte verilen yurt dışı çıkış yasağını anlamam mümkün değil. Yattığı süre zaten cezasını karşılıyor. Ayrıca da Göktaş, tutuklanacağını bile bile yurt dışından dönüp geldi. Şimdi mi kaçacak.

Bu işgüzarlığı da anlamak mümkün değil.

Bu arada Göktaş’ın avukatı Metin Sinan Arslan bu hafta Teke Tek’te konuğum olacak. Tüm bu süreci ve fazlasını konuşacağız.

Kayyumun yalancılığı tarihe kaydoldu

Deniz Göktaş’ın gözaltı sonrası mahkemeye çıkarıldığı gün CHP’nin kayyumu Kılıçdaroğlu ile zorla görüştürüldüğünü yazdım.

Kendini adam yerine koydurtmaya çalışan Kayyum KeMal Efendi, PR çalışması yapmak için o gün avanesi ile birlikte Çağlayan Adliyesi’ne gitmiş, kendisi görüşmek istemediği halde metazori bir şekilde Deniz Göktaş’la görüşmüştü.

Ben de o gün bu görüşmenin Deniz Göktaş’ın arzusu hilafına gerçekleştiği ve Deniz’in kayyuma kibar ama yenilip yutulması zor cümleler sarf ettiğini yazmıştım.

Kayyumun yancıları ise hemen beni yalanlamış, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada beni yalancılıkla suçlamış, türlü hakaret etmişlerdi.

Şimdi Deniz Göktaş mahkeme salonunda benim yazdığımın doğru olduğunu, yalancının ise Kayyum ve yanındaki avantacılar olduğunu “kayda geçirdi”.

Dava tutanakları ile birlikte bir kayyumun, tutuklu bir komedyen ile “zorla görüştürüldüğü” zapta geçmiş oldu.

Kayyumun ayıbı artık resmî tarihin bir parçası.

Bir kişi mi!

İktidar yanlısı medyamız ve kendini iktidarın sözcüsü olarak konumlayan gazeteci ve siyasetçiler Fatma Betül Sayan Kaya’nın üzerinde tepinmeye başladılar. Şaşırtıcı değil. Para karşılığı haber yapan, kara para aklayan, sonra da birbirlerine karşı itirafçı pozisyona geçen sözde gazeteciler için de aynı şeyi yapmışlardı.

“Yaptıklarında haksızlar, bunlara bu yapılmamalı” demiyorum.

Sadece söylediğim şu, “Rezilliğe imza atanlar sadece bunlar mı ve daha önce niye bir şey demediniz!”

Fatma Betül Sayan Kaya. Düne kadar iktidarın en makbul evlatlarından biriydi. Hem de ailece. Şimdi mali zaaflarının ahlaki zaaflara dönüşmesinin ceremesini çekiyor ve kendi mahallesinden dayak yiyor. Yesin, beter olsun. Daha hak ettiğinin onda birine maruz kalmadı. Ne yargı karşısına çıktı, ne gözaltına alındı, ne tutuklandı. Bırakın bunları ifade bile vermedi, ifadeden vazgeçtik açıklama bile yapmadı. Sadece Nagehan Alçı vasıtası ile hacca özel uçakla değil, tarifeli seferle gittiğini öğrendik sanki bizi çok ilgilendiriyormuş ya da yaptıklarını temize çıkarıyormuş gibi. “Aaa, zavallı kadın. Bak hacca bile özel uçakla değil tarifeli seferle gitmiş” diye üzülmemizi, kahrolmamızı bekliyor herhalde. Haram para ile gittikten sonra, milletin hakkını yiyerek gittiysen ister özel uçakla git, ister tarifeli ile bize ne!

Ancak ilk günden beri şunu soruyorum: “Başka kim var?”

Tamam anladık, makbul ailenin bu en bilinen ferdi 3 milyon dolar koyup dört ay sonra 45 milyon dolar almış. Faiz değil ya, helal…

Peki bu fonun varlığını öğrenip, buraya balıklama atlayan tek kişi Fatma Betül Sayan Kaya mı?

Bu denli yüksek kazanç elde eden, milletin cebine eline sokan başka kimler var?

Onları da öğrenecek miyiz? Birkaç hafta sonra da Fatma Betül Sayan Kaya da unutulacak ve belki de bir yerlere büyükelçi olarak atanacak mı?

Ertürk’ün açıklaması ve Fethi Çalık

Dün eski TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün Ali Babacan vasıtasıyla ulaştırdığı yanıtı aktardım. Ali Babacan’a itiraz ederek eski TMSF Başkan Yardımcısı ve Tahsilat Daire Başkanı Fethi Çalık’ın yolsuzluğa bulaştığını söylemiştim. Ahmet Ertürk de bir açıklama ile yardımcısının aklandığını söylemişti.

Fethi Çalık ve yanındaki bir grup ile ilgili suçlama varlık satışları sırasında kendilerine çıkar sağlayacak aracılar kullanmak olarak özetlenebilir. Ve bu davalar çok uzun yıllar sürdükten sonra 2021 yılında sonuçlandı.

Ve bakın nasıl sonuçlandı. Ben demeyeyim, o günkü Milliyet Gazetesi’nin haberinden okuyalım: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun yönetiminde olan Uzan Grubu'nda el konulan lüks yatların satışı sürecinde haksız yere ödeme yaptıkları iddia edilen eski TMSF Tahsilat Dairesi Başkan Yardımcısı Fethi Çalık'ın da aralarında bulunduğu 13 sanığın yargılandığı “zimmet” davasında karar çıktı. Eski TMSF Tahsilat Dairesi Başkan Yardımcısı Fethi Çalık ve Celal Levent Sadıkoğlu'nun arasında bulunduğu 6 sanığı "zimmet" suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, sanıklar Fethi Çalık ve Serdal Can hakkında ayrıca "özel belgede sahtecilik" suçundan zamanaşımı süresi dolduğundan davanın düşürülmesine karar verildi.

Ahmet Ertürk, bu davaların FETÖ komplosu olduğunu da öne sürmüş.

Bu da ilginç. Çünkü o dönemde TMSF Sabah Gazetesi’ne de el koymuş ve yargı gazeteye el koyulmasını hukuksuz bulup sahibine iade edin dediği halde TMSF gazeteyi iade etmemişti. Benim gazetenin başından ayrılmamdan sonra ise gazetenin başına şu anda FETÖ firarisi konumunda olan bir kişiyi yayın yönetmeni olarak getirmişti. Ahmet Ertürk’e FETÖ’cü demiyorum, sakın yanlış anlamasın ama o dönemde FETÖ’nün TMSF yönetimine gıcık olması için bir sebepleri yoktu. Ve yargılamalar FETÖ’nün etkinliğinin azaltılmasından sonra tamamlandı.

Bu arada Fethi Çalık ile birlikte mahkum olan isimler arasında Celal Sadıkoğlu ismi ilginizi çekti mi bilmem. Onu da ayrı bir gün özel olarak anlatmak isterim. Çünkü çok “özel” bir üründür kendileri.

Bir federasyon ne zaman istifa eder

Türk A Milli Futbol Takımı Dünya Kupası’nda başlattığı rezaleti sürdürüyor.

Kendi sahamızda oynadığımız iki maçtan da yenik ayrılıp ilk altı puanın altısını da kaybettik.

Gruptan çıkma şansımızı iki maçta yok ettik demek daha doğru.

Hakem rehin alan, çakma mafya tavırlı adamı federasyon başkanı yaparsan olacağı budur.

Ancak oradaki tablo aslında federasyon başkanının kimliğinden daha vahim.

Grubun ilk maçını Kocaeli’nde oynadı milliler. En önemli maç. İyi bir başlangıç fırsatı ve Kocaeli.

Maçı izlediniz mi bilmiyorum ama en ufak bir milli duygu var mıydı sizce sahada ya da tribünlerde.

Üstelik Kocaeli sahası Fransızlar için olduğu kadar bizim takım için de deplasman gibiydi. Oyuncuların bilmediği, pek az gördüğü bir saha. Ve çok kötü bir tribün organizasyonu.

Son yılların en kötü Fransa takımına karşı sahadan mağlup ayrıldık.

Gol atma umudu Barış olan bir takım için çok normal bir sonuç.

İtalya maçında ise tribün iyi ama takım çok kötü.

Takımında oynayamayan oyuncular sahada.

Santrfor olamayacağı iki yıldır belli olan Barış, santrfor diye sahada. Hiçbir şey olmayacağı belli, negatif elektrik jeneratörü Kerem Aktürkoğlu sahada.

Montella ise ‘Kovsalar da gitsem’ havasında.

Belli ki, İsmail Kartal’ın yerine pazarlık yapmış bile.

Bunu ben değil, mevcut federasyonun kurucularından biri söylüyor.

Tribünler “Hacıosmanoğlu villa versene” diye federasyon başkanı ile ne geçtiğini söylemeyeyim ama geçiyor işte.

İstifa daveti ise hem Montella’ya hem Hacıosmanoğlu’na.

Montella ise tabii ki “İstifa etmem” diyor. Kovulayım da paramı çalışmadan alıp kapağı bir takıma atayım derdinde.

Ve rezaletin sabahına Futbol Federasyonu Merkez Hakem Komitesi yani MHK Başkanı ve saz arkadaşları gözaltına alınıyor.

İyi de, bir federasyon başkanı ne olur da istifa eder.

Dünya Kupası rezaleti, lig rezaleti, hakem rezaleti, milli takım rezaleti.

Üstüne bir de kendi elleri ile seçtiği MHK Başkanı ve 6 kişi gözaltında. Hem de ağır suçlamalarla.

Tüm bunlara rağmen hâlâ orada oturmak!

Olsa olsa bizim memlekette olur.

Ne zaman insan oluruz?

Aptal yerine koyacağımız insanları hiç değilse iyi seçtiğimiz zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
100 şehir hastanesi, 440 F-16, 227 F-35, 31 Boğaz Köprüsü
Köşe Yazıları
100 şehir hastanesi, 440 F-16, 227 F-35, 31 Boğaz Köprüsü

Fatih Altaylı

Eylül 28, 2026

25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan’dan çıktı
Köşe Yazıları
25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan’dan çıktı

Fatih Altaylı

Eylül 27, 2026

İşi görenler kaçtı, Alkinler atladı
Köşe Yazıları
İşi görenler kaçtı, Alkinler atladı

Fatih Altaylı

Eylül 26, 2026

  • Videolar

Tümü
Yapay zeka 2030'da insanlığı yok edecek mi? görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Emre Onur Kahya & Fatih AltaylıYapay zeka 2030'da insanlığı yok edecek mi?00:00 Giriş 01:34 Yapay zeka üzerine çalışma yapmak için yurtdışına gitmesi 04:36 Jacob Coxon'un paylaştığı twit ve yapay zeka tehlikesi 20:51 Hugging Face saldırısı 36:33 Hugging Face nedir? 39:41 Hugging Face bu saldırıyı farketmese ne olurdu? 46:52 Yapay zeka devletlerin elinde daha mı güvenli? 55:41 Yapay zekanın gelişimi insanlara gösterilenin daha mı ilerisinde? 1:13:33 Yapay zeka çok tehlikeli hale gelmesi durumunda fişini çekmek mümkün mü? 1:19:03 Kapanış #işbirliği
Eylül 27, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Şampiyon olacağım dedim oldum!" görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Ali Türkkan & Fatih AltaylıFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Şampiyon olacağım dedim oldum!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:33 Dünya Gençler Şampiyonluğu ne demek? 02:30 Kaç pilot yarışıyor? 03:37 Ralli pahalı bir spor mu? 04:33 Otomobil sporuna nasıl başladı? 06:42 Bu işten ne zaman para kazanmaya başladı? 07:01 Neden ralliyi tercih etti? 08:59 Ralli mi, pist mi daha zor? 10:09 Dünya Şampiyonası’na nasıl katıldı? 11:29 Sponsorları az mı? 13:07 Yarışlarını nasıl izleyebiliriz? 14:37 Bu seneki hedefi ne? 17:57 WRC ile WRC2 arasında ne fark var? 19:18 Rallide araç kullanımında başka bir boyuta geçiliyor mu? 21:22 Dünya şampiyonu olunca ne hissetti? 22:48 Eğitim hayatı nasıl ilerledi? 23:59 Kariyer planlaması nasıl olacak? 25:20 Ford ile şampiyon olmaya devam edebilir mi? 26:55 Bir yıllık çalışma takvimi nasıl ilerliyor? 27:52 WRC2’de hedefi ne? 28:22 Federasyon yeterince destekliyor mu? 30:01 Formula 1 izliyor mu? 30:30 En zor otomobil sporu hangisi? 32:12 Nasıl bir antrenman programı izliyor? 33:14 Özel hayatını nasıl etkiliyor? 34:37 İşin duygusal boyutu nasıl? 38:54 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 27, 2026
"Müzeler siyasetin etkisi altındadır!" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce"Müzeler siyasetin etkisi altındadır!"00:00 Giriş 05:49 Trump’ın Smithsonian’a Amerikan tarihi açıklaması 12:45 F1 nasıl geçti? 18:15 Hayko Cepkin müziği bırakmaya karar verdi 19:03 Anyma konseri iptal edildi 21:01 Celine Dion sahneye çıktı 22:08 Venedik Film Festivali 27:27 Prenses Diana’nın kıyafeti satışa çıktı 29:38 Erol Evgin konseri 31:07 Hangi ayda nereye gidilir? 41:08 İş Sanat’ta görev değişikliği 42:27 Don Kişot geliyor 43:09 İstanbul Tiyatro Festivali başlıyor 44:36 Şabanoğlu Şaban tekrar çekiliyor 45:34 Venedik Film Festivali’nde Penélope Cruz ve Javier Bardem imza attılar 47:04 Ekran süresinin 2 saatle sınırlanması 47:27 Yapay zekâ tehdidi 49:47 Nijerya’nın British Museum’dan eserlerini alması 53:10 Kapanış
Eylül 21, 2026