
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Dürüst gazetecilerin dikkatli olma zamanı
Her yere aynı kişileri koymanın sakıncaları
Fatma Betül nasıl kurtulur
Sana dokunamazsak, eşine dokunuruz!
İktidar gazetecisi olmanın otel maliyeti
Pazar gününe
Dürüst gazetecilerin dikkatli olma zamanı
Fatih Altaylı
Eylül 30, 2026
Yazı İçeriği
Dürüst gazetecilerin dikkatli olma zamanı
Her yere aynı kişileri koymanın sakıncaları
Fatma Betül nasıl kurtulur
Sana dokunamazsak, eşine dokunuruz!
İktidar gazetecisi olmanın otel maliyeti
Pazar gününe
Muhalif medya diye başlayacaktım yazıya ama vazgeçtim.
Dürüst medya demek daha doğru olacak. Öyle başlayayım.
Dürüst medya, ister muhalif olsun, ister iktidar destekçisi, çok dikkatli olması gereken bir dönemden geçiyor. Hem de çok dikkatli.
Çünkü iktidar içinde kaçınılmaz bir kavga ve tartışma başladı, bu kavga ve tartışmanın tarafları birbirlerini yıpratmak için trolleri değil, dürüst diye bilinen muhalif veya iktidar yanlısı gazetecileri, tabir belki çok hoş değil ama, kullanmaya çalışacaklar.
Elbette ki, dürüst gazeteciler kendilerini bile bile, göz göre göre kullandırmayacaklar ama manipülasyonla, bilgi paylaşımlarıyla yönlendirilebilecekler, hem de iyi niyetli ve gazeteci oldukları için.
Dün itibarıyla borsa yolsuzluğunda 175 kişi hakkında adli işlem başlatılmış.
50 kişi tutuklandı.
93 kişi hakkında adli kontrol uygulaması başlatılmış.
22 kişi hakkında da yakalama kararı çıkarılmış.
Gözaltında ise 10 kişinin sorguları sürüyormuş.
Pek çok kişi ve şirketin milyarlarca liralık parası ve mal varlıkları da donduruldu.
Tutuklananların, adli kontrol altına alınanların, yakalama kararı çıkarılanların, mal varlıkları dondurulan ya da el konulanların neredeyse tamamı AK Partili, AK Partililerin çocukları, AK Partililerin yakınları. Bunlar bildiklerimiz. Kuşkusuz ki, daha sırasını bekleyen, Tera ve diğer fonlarda milyarlarca liralık vurgunlar yapmış başka pek çok iktidar mensubu yakını da var.
Ve bunlar bu soruşturmayı sulandırmak, soruşturmayı başlatan ve yürütenlerin gözünü korkutmak, “Biz de seni hedef haline getiririz” mesajı vermek için trolleri ve satılık olduğu bilinen sözde gazetecileri kullanmayacaklar; güvenilir, dürüst gazetecilere bilgi sızdıracaklar, haber sızdıracaklar.
Emin olun, bu haberlerin yedisi doğru, üçü ise yalan olacak. Bu yolla soruşturmaları yürütenleri korkutmak, geri adım attırmak ve soruşturmaları akamete uğratmak isteyecekler.
Aynı durum muhalefet partilerinin sözcüleri için de geçerli.
Dolandırıcılık fonlarına yönelik soruşturma ve işlemlerden rahatsız olan, korkan bir grup AK Partili muhalefete de bilgi sızdıracaktır ve soruşturmaları yürütenlere veya destekleyenlere muhalefeti kullanarak diş göstermeye çalışacaktır.
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin “Gelen her bilgiyi paylaşmıyoruz. Çok dikkatliyiz” açıklaması bu açıdan önemliydi. Bu dikkati sürdürmeleri ve daha ince elemeleri şart.
Bu büyük olayın daha önce pek çok vakada olduğu gibi halı altına süpürülmemesini sağlamak için peşine düşmek başka şey, gündemde tutmak başka şey, bu soygunu yapanların iç hesaplaşmasında kullanılarak bilmeden de olsa hırsızların bir bölümünün ekmeğine yağ sürmek başka şey.
Biliyorum, pek çoğunuzun, pek çoğumuzun içinden çok daha sert, çok daha yaygın bir soruşturma yapılması gerektiği geçiyor.
Ama unutmayın ki, savcılar şu anda çok ama çok zor bir iş yapıyorlar. İktidara yakın isimlerden nasıl bir baskı altında olduklarını tahmin etmek zor değil. AK Parti’nin en makbul ailelerinden birinin, AK Parti genel başkan yardımcısının ve eşinin malvarlığının dondurulmasının talep edilmesi, dün pek çoğumuzun inanmayacağı bir şeydi. Oldu.
Türkiye dört bakanın yolsuzlukları ile inlerken bunların hiçbiri olmamış, o isimlere kimse dokunmamıştı.
Bugün, en azından şimdilik yürüyen ve dokunulması güç isimlere dokunmaya başlayan bir soruşturma var.
Bugün yapmamız gereken de bu soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesine ve sonuna kadar gidilmesine destek olmak.
Her yere aynı kişileri koymanın sakıncaları
Fon dolandırıcılığı ile ilgili bazı kararlar alındı.
Beş kararın en önemli ve kayda değer olanları, Fon Koordinasyon Kurulu ve Devlet Denetleme Kurulu’nun devreye sokulması.
Bu iki karar, bizim geçen cumartesi günü Ali Babacan ile yaptığımız programda gündeme gelen öneriler. Programın yol gösterici olması beni sevindirdi. Babacan buna “kurul” değil, “task force” yani “görev gücü” demişti ama adı önemli değil, önemli olan işlevi.
Tabii içinde kimlerin olacağı da önemli.
Gerçekten bu işi yapabilecek, bu cenazeyi kaldırabilecek kalibrede isimler mi olacak yoksa AK Parti ‘dön baba dönelim’ yine aynı yetersiz isimleri bu kurula da dolduracak mı!
Tüm bu borsa ve fon rezaletini geçmişe doğru soruşturmak için Devlet Denetleme Kurulu’na görev verilmesi kararı da alınmış.
Bu da Babacan programında yaptığımız önerilerden biriydi.
Ancak bu da iktidarın bir başka zafiyetini ortaya çıkardı: Her yere aynı isimleri koymak
Soruşturmayı yapacak DDK’nın başkanı, bir yandan da Borsa İstanbul’un yönetim kurulunda yer alıyormuş.
Haydaaaaa!
Yahu Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, bırakın başkanını, üyesi bir başka kurumun yönetim kurulunda yer alır mı!
Yarın o kurumu denetleyip denetlemeyeceğinin garantisi var mı!
Al işte! Bu dolandırıcılık ister istemez Borsa İstanbul’u da ilgilendiriyor.
DDK Başkanı “sürecin bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına” Borsa İstanbul’daki görevinden istifa etmiş.
İyi de, denetim geçmişe dönük olarak yapılacak!
Nasıl olacak!
Fatma Betül nasıl kurtulur
Fon dolandırıcılığından 2 milyar 200 milyon TL’lik gelir elde eden eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi cebe indirdikleri 2 milyar 200 milyon TL’yi götürüp Hazine’ye yatırmışlar.
Bu yolla soruşturmadan ve cezadan kurtulmayı düşünmüşler.
Belli ki, hâlâ yasaların kendilerini bağladığını düşünmüyorlar, yasalara saygı duymuyorlar.
Yolsuzlukla elde ettikleri parayı geri vererek kurtulacaklarını zannediyorlar.
Bu, bir hırsızın, yakalanacağını anlayınca çaldıklarını iade etmesine benziyor.
Ama Sermaye Piyasası yolsuzluklarında ve hırsızlıklarında durum böyle değil.
Nasıl ki bir hırsızın yakalanmak üzereyken çaldıklarını iade etmesi onu kurtarmıyorsa, kazandığı parayı iade etmek de borsa yolsuzunu kurtarmaz.
Evet, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107/3 sayılı maddesinde ‘etkin pişmanlık’ diye bir unsur var ama bu öyle çaldığını iade ederek kurtulma yolu değil.
Eğer bir soruşturma başlamadan önce, yani yaptığınız rezillikten utanç duyup “haksız kazandığınız” paranın iki mislini Hazine’ye iade ederseniz tamamen aklanıyor ve kurtuluyorsunuz.
Ama soruşturma başlamadan önce. Yani bu durum Fatma Betül Sayan Kaya ve eşine uymuyor. Çünkü burada soruşturma başlamış, sonrasında da bazı indirimler var.
Soruşturma başlayıp yakalanacağınızı anladığınız anda yine gidip haksız kazandığınız paranın iki katını öderseniz bu kez ceza indirimi alıyorsunuz. Yargılama sonucu alacağınız cezada yarı yarıya indirim yapılıyor.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın ve eşinin durumu bu. Paranın iki katını yani 4,4 milyar TL’yi öderlerse ileride alacakları cezada yüzde 50 indirim olacak.
Yok eğer dava açılıp kovuşturma başladıktan sonra yine 4,4 milyarı öderlerse bu kez ceza indirimi üçte bire iniyor.
Ama aldığımı, çaldığımı, dolandırdığımı vereyim kurtulayım yok.
Ne yasada ne mevzuatta.
Sana dokunamazsak, eşine dokunuruz!
Zonguldak milletvekili Deniz Yavuzyılmaz iktidarı en fazla rahatsız eden milletvekilleri arasında zannederim ilk sırada.
İktidarın, bakanlıkların yanlışlarını, hatalı kararlarını, savurganlıklarını, usulsüzlüklerini, harcamalarını detaylı incelemeler sonrası bulup çıkarıyor ve belgeli, bilgili açıklıyor.
Açıkladıkları genelde belgelere dayandığı için yargının konusu haline pek gelemiyor. Şahsi olarak da zaten dokunulmazlığı var.
Ancak dün çok “ayıp” bir şey oldu.
Deniz Yavuzyılmaz’ın eşine yönelik bir soruşturma başlatıldı.
Son derece sudan bir sebeple başlatılan soruşturma akıl alır gibi değil.
Hele hele bugünlerde başlatılmış olması, Deniz Yavuzyılmaz’dan çok iktidara zarar verecek nitelikte bir soruşturma.
İktidar gazetecisi olmanın otel maliyeti
Dün Cumhurbaşkanı’nın ABD seyahatinde olanlarla ilgili ilginç kulis bilgileri geldi.
Geziye katılan gazetecilerle ilgili.
Artık biliyorsunuzdur, bu gezilere İletişim Başkanlığı’nın davet ettiği bir gazeteci grubu da katılıyor. Bunlar uçak parası vermiyor ama gidilen ülkedeki konaklama masrafları, yani otel ve yeme içme masrafları gazetecilerin kendileri tarafından karşılanıyor.
Bu da bazen gazeteciler için epey pahalı olabiliyor çünkü İletişim Başkanlığı gazeteciler için de heyetin kaldığı otelde yer ayırtıyor ve bunlar genelde pek de ucuz oteller olmuyor.
Yıllar önce böyle bir seyahatte New York Peninsula Otel’de kalmıştık ve iktidara yakın şimdi aramızda olmayan bir gazetecinin kredi kartı otelin faturasını ödeyecek limite sahip olmadığı için parayı ben ödemiştim ve İstanbul’a dönünce bana parayı yollamıştı.
Bu kez de benzer ama çok daha beter bir durum ortaya çıkmış. Cumhurbaşkanı’nın bu New York seyahatinde yanındaki heyet ve beraberindeki “tayyare gazetecileri” için Birleşmiş Milletler binası ve Türkevi ile aynı caddede yer alan Hilton Oteli’nde yer ayırtılmış.
Zaten pahalı olan New York otelleri, BM toplantısının yarattığı yoğunluk nedeniyle iyiden iyiye pahalı hale geldiği ve gazetecilere “Burada kalacaksınız” denildiği için Hilton’ın resepsiyonuna giden gazetecileri bir sürpriz bekliyormuş.
Dört gecelik konaklama için 10 bin dolarlık ön ödeme.
İktidarın en eski ve en köklü destekçilerinden bir gazetenin temsilcisinin yanında böyle bir para ve uygun bir kredi olmadığı için resepsiyonda kalakalmış.
Borç harç ödeme yapılmış ama bayağı bir tatsızlık da yaşanmış.
Otelin fiyatına inanmakta zorlandığım için geziye katılan bir başka gazeteci kadını aradım.
“Ben İletişim Başkanlığı’nın davetlisi değildim. Kendi aldığım biletle uçtum, kendi ayarladığım otelde kaldım. O yüzden öyle bir para ödemedim. Ama duyduğum kadarıyla böyle Cumhurbaşkanlığı davetiyle gidenler otele çok ciddi bir para ödemek zorunda kalmışlar” dedi.
Yani anlayacağınız, iktidarın gözünde makbul gazeteci olmak o kadar da ucuz bir şey değil.
Pazar gününe
Bugün yazarım dediğim Celal Sadıkoğlu ile ilgili yazıyı birkaç gün sonra yazacağım. Çünkü ilginç ama gündemin çok dışında.
Pazar günü yazarım.
Çok ibretlik olduğunu okuyunca göreceksiniz.
Birkaç gün sabredin lütfen.
Ne zaman insan oluruz?
Öfkemiz aklımızı yenmediği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







